Birinci Dünya Harbi yıllarındaki askerlikten söz etmeyeceğiz, İkinci Dünya Harbi günlerinden de bahsetmeyeceğiz. Onlar, dedelerimizin ve babalarımızın hayatlarıydı. Nakledeceğimiz hâtıra, 1975 senesine ait. Bu tarihte Sarıkamış’taki 9. Tümen, 9. Topçu Alayı, Uçaksavar Bataryasında topçu asteğmendim.
Sarıkamış, sekiz ayı şiddetli kış yaşanan, karlarla kaplı geçen bir vatan köşesidir. Kars’ın bu kazası, Allahüekber Dağları’nın eteğinde düşmanı gözetleyen bir nöbet mahalli gibidir. Eksi 10-15 derecelerde bile eğitim yaptığımız olurdu. O dondurucu soğuk, kar ve kışta askerin vaziyeti içimi ezerdi. Çok Mehmetçiğin postalının altı delik olurdu. Üstte, başta doğru düzgün yoktu. Çıkan yemekler, mecbur kalındığı için yenen cinstendi. Askere karşı dile getirilmeyen bir mahcubiyet duyardık.
Silahlarsa daha başka noksanlıklar içindeydi:
M5 Piyade Tüfekleri, güya düşman uçaklarını savacak olan taretler, toplar, 205’lik obüsler çalışmazdı. Hele o obüs topları unutulacak gibi değildir. Topbaşı eğitiminde komutan, bu topun düşmana karşı nasıl kullanılacağını anlatır da anlatırdı. O kadar nefes tüketmenin, zaman harcamanın sonu ise kara mizah benzeri bir cümle olurdu. Topun başlığının Amerika’da olduğu, savaş hâlinde oradan geleceği söylenirdi. Devir, Soğuk Savaş dönemiydi. Karşımızdaki SSCB’nin Kızılordu’suydu. Bu ordu, Sarıkamış’tan 50 sene kadar önce çekilmişti. Ancak her ân geri gelme tehlikesi mevcuttu. 9. Tümen, bu tehlikeyi ilk karşılayacak set olmak üzere buradaydı. Ama asker bakımsız, silahalar bozuktu. Elimizde tüfek, top vs. adı altında Amerika’nın İkinci Dünya Harbi eskileri vardı. En güvenilen obüsler bile soba borusundan farksızdı…
Resmettiğimiz, 1975 yılı askerî manzaramızdır. O yıllarda Sarıkamış böyle idi de Keşan farklı mıydı?..
Şimdi 2023’teyiz. Yarım asır sonra bugün Türk Ordusunun kara, hava, deniz ve denizaltı olarak sahip olduğu silah, araç ve gereç zenginliği, asker donanımı, beslenme ve bakımı iftihar edilecek çaptadır. Geldiğimiz merhalede tüfeğimiz, tankımız, topumuz, İHA’mız, SİHA’mız, TCG Anadolu’muz, Kızılelma insansız uçağımız, helikopterimiz, helikopter motorumuz, İMECE’miz… yâ tamamen yerli veya büyük kısmıyla yerlidir.
Mehmetçik gibi jandarma, polis ve MİT de aynı seviyede imkânlara sahiptir. Dünya, kısa zamana sığdırılan bu muazzam hamleyi hayretle, inanmakta zorlanarak takip ediyor.
Bu zenginliğe, iftihar edilen bu varlığa son yirmi sende kavuşuldu.
Eğer;
12 Eylül 1980 Darbesi, 28 Şubat 1997 İhaneti olmasa, çok kısa ömürlü ve her ortağın bir tarafa çektiği koalisyon Hükûmetleri talihsizliği yaşanmasaydı 1974 Kıbrıs Harekâtından sonra ASELSAN ile başlayan telsizden askerî araç ve gereçlere kadar yerli imalat hamlemiz devam eder ve bugünkü zenginlik o günlerde başlayabilirdi. Öyle olsaydı şimdi çok daha ilerilerde olurduk.
Yol, tünel, yüksek hızlı tren, köprü, TOGG, Karadeniz gazı, Gabar Petrolü, hastane, âfet şehirlerini bayram yerine dördüme mahareti… gibi sivil alanda gerçekleştirilen müstesna hizmetlerle Savunma Sanayiimizdeki yüksek muvaffakiyetimizin sebebi ikidir:
-İstikrar içinde geçen 20 yıl.
-Güçlü siyâsi liderlik.
Böylece, piyade tüfekleri, dürbünler, İHA’lar, SİHA’lar, insansız Kızılelma Uçağı, Altay Tankı, Helikopter, helikopter motoru, İMECE uydusu, TCG Anadolu Uçak Gemisi vs. vs… yapma günlerine geldik. Bunlar, kuvveden fiile çıkınca; yerli imalât devreye girince yurt içi ve yurt dışında terörün beli kırıldı. Suriye’nin kuzeyinde hayatî çapta harekâtlar yapılabildi, Dağlık Karabağ, 30 sene sonra azatlığa kavuştu. Mavi Vatan’ın kazanılmasıyla mevcut vatan sahamız yüzde 50 artışla 1 milyon 215 bin km2 oldu. Silahlar dışarıdan gelseydi netice asla böyle olmazdı.
Tarih, yarın kısa zamana sığdırılan bu yüksek muvaffakiyeti, hayret ve takdirle kaydedecektir.
Böyle bir iftihar tablosundan çıkan sonuç nedir?
İlmî disipline sahip tarihçiler, Devleti Âli Osman’ın hayatında ilk 10 Padişaha dikkat çekerler. Onlardaki lider vasfı üzerinde dururlar. Dediklerinden şunu çıkarmak mümkündür: Önceki 10 Padişahın kopardığı fırtına 650 sene devam etmiş ve Türk Cihan Hakimiyeti Mefkûresi, bir mühür olarak cihana silinmez izlerle vurulmuştur…
14 Mayıs 2023’te parti parti değil, 64 milyon küsur seçmenin her birine tarihî bir mes’uliyet, vazife ve vebal düşmektedir. Hiçbir basit politik hisse kapılmadan millî şuur ve büyük beka idrakiyle Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ı yeniden Cumhurbaşkanı seçmek gerekiyor. İcraatlarında elinin tutulmaması için de Cumhur İttifakı’nın TBMM’de yüksek çoğunluğa sahip olması şarttır. O zaman vatan sathında ve her sahada yaşanan bu şeref ve iftihar vesilesi hamleler devam edecektir.
Ancak;
Bir de Erdoğan sonrası var:
Türk Milleti, 2028’den itibaren yapılacak CB seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan çapında arka arkaya en az iki lider; iki Cumhurbaşkanı daha çıkarabilirse asrın ortaları bulunur, 2053’e varılır, oradan yol 2071’e varır ve yakalanan bu rüzgârla bir 650 yıl daha cihana hükmedilir. 20. Asır, ağır kayıp ve büyük hüsran zamanlarımızdır. Son yirmi yılda düştüğümüz yerden doğrulduk. 14 Mayıs 2023, Zafer yürüyüşümüzün başlangıcı olmalıdır.
14 Mayıs, seçim olmaktan öte asrın ve asırların muhasebesidir.