AK Parti'nin elinde silah yok. Kimseyi tehditle sempatizan yapmıyor. Buna rağmen anketlerde birinci parti. O yüzden bazı siyasiler, bazı medya telaşta. Hatta adı geçen partinin tek başına iktidar olabileceğinden bile ciddi ciddi ürkmekteler. Artık Avrupa Birliği'ne girmek için şu kadar fedakârlık yapmış bir memlekette başka türlü tedbirler alınamayacağına göre ittifaklar, güç birliği arayışları, Fransız modelleri konuşuluyor... Peki korkanlar, ürkenler, tedirgin olanlar kendi kendilerine hiç sormuyorlar mı? Onların lügatinde "niçin" diye bir kelime yok mu? Evet, neden, niçin halk AK Parti'ye yöneliyor? Burada doku uyuşması çok önemli. Türk milleti, bir buçuk asırdır aydın-halk kopukluğunu yaşıyor. Adına ister münevver deyiniz, ister aydın isterse entelektüel. Bu sınıf, Ankara'ya toplanıyor. Bir zaman sonra da halktan kopmuş oluyor. Veya baştan kopuk gidiyor. Bütün mesele bu milletin vazgeçilmez değerleriyle barışık olmakta. Aydın, milletten uzakta. Ona tepeden bakıyor. Onu cahil kendini üstün sayıyor. Böyle olunca da milletin dini, dili, örfü, tarihi... gibi üstün vasıflarıyla ihtilaflar başlıyor. Şunun farkına varılmalı. AK Parti'ye teveccüh aynı zamanda Türk aydınına reaksiyondur. Sistemin yanlışlıklarına duyarlılıktır. Halkın kendinden kopmuşlara vereceği tepki için bir tek imkânı var o da sandık. Halkla uyuşmak gerekir. Onun gibi olmak. Onun içinden gelmek fakat arasından çıkmamak. Onun değerlerine olanca samimiyetiyle bağlanmak. Şayet aydın, Türkçe konuşan yabancılardan oluşursa manzara işte böyle olur. En büyük problemimiz budur. Bu problem aşılmadan da hiçbir mesele çözülemez. Değerlere bağlılık derken olanca samimiyetiyle bağlılığı kastediyoruz. Reklam için Kur'an-ı kerîme el sürmek gibi hareketleri bugün kabullenecek zekâ kalmamıştır. Halka, halkın duygu ve düşünceleri, fikirleriyle uyuşmaya da Türk modeli diyebiliriz. Madem ki modellerde kurtuluş aranmakta, neden hep dışarılardan ithal yoluna gidiliyor. Bir de böyle bakılsın. Ve bu işin erbabı kendi kendini esaslı şekilde sorgulasın. İstemedikleri parti niçin bütün baskılara, aleyhte propagandalara, karalamalara rağmen önde? Onlar yüklendikçe vatandaş karşı tavır almakta. "Vatandaş cahildir, kime oy vereceğini bilmez!.." diyecek cesarette birileri var mı? Bunu belki kendi aralarında söylüyorlarsa da açıkça dile getirmeye yürek ister. Tek cümleyle... Türk siyasetçisi nerede siyaset yaptığının şuurunda değil. Halkın arzularıyla siyasetçinin hayalleri kapışmakta. Halkın acılarıyla bu topraklardan kopmuşların lüksü çekişmekte.