Sn. Akşener, geçtiğimiz günlerde “iki arkadaşımızdan biri aday gösterilirse hayır demeyeceğiz!’’ demişti. Bu açıklama üzerine doğan sorular şunlardır:
-Bu 2 kişi kimdir?
-Nerede aday gösterilecektir?
Soruların cevabı meçhul değil. Ama cevap bugün bilinmekte; yarına da kayıt düşmek adına netleşsin istedik. Meral Hanım, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile ABB Başkanı Mansur Yavaş’a işaret ediyor. 6’lı Masa onlardan birini Sn. Erdoğan’a karşı Cumhurbaşkanlığı için aday gösterirse “peki’’ diyeceklerini haber veriyor.
Dün, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, televizyonların Ankara temsilcileriyle Ankara’da kahvaltılı bir toplantı yaptı. Orada kendisine Meral Hanım’ın “iki arkadaşımızdan biri…’’ diye başlayan beyanı soruldu. Kılıçdaroğlu, şöyle dedi:
-Bir parti, başka bir partinin iç işlerine karışmamalı. Her partinin kendi kuralları vardır.
Sözün muhatabı Meral Akşener’dir. Sn. Kılıçdaroğlu ona seslenmekte ama sözleri bir tavsiye mahiyetinde. Bunu söyleme ihtiyacını Saraçhane akşamından dolayı hissetmiş oluyor. O akşam içerlediği saklanamaz. Basınla yapılan bu toplantıda habercilerden böyle bir soru geleceğini biliyordu. O soru da geldi ama cevap, gayet mutedil oldu. Buna rağmen rahatsız bir haleti ruhiyede olduğu belli. Cümle tercüme edildiğinde İyi Parti’nin CHP’nin iç işlerine karıştığından şikâyet edilmekte. Doğrusu karışan İyi Parti değil, onun genel başkanıdır. Sn. Akşener, Masa’da yer aldı ama CB beklentisi içinde olan Kılıçdaroğlu’na hiç yeşil ışık yakmadı. Aksine kâh Ankara Belediye Başkanı’nı, kâh İstanbul Belediye Başkanı’nı imâ etti. Zaman zaman da tarif etti. O kadar ki bir keresinde hududu aşarak İmamoğlu’nu Fatih Sultan Mehmed Han’la kıyaslama sorumsuzluğuna bile düştü. Kılıçdaroğlu’ndan yanaysa sürekli biçimde menfi tavırlar takındı. “Masa noter değil” dedi. Dahası ve beteri “seçilecek aday gösterilmeli!’’ diye konuştu vs.
“Seçilecek aday gösterilmeli’’ teklifiyle CB için Ankara veya İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlarından birinin gösterilmesi teklifi bir araya getirildiğinde çıkan sonuç şudur:
-Kemal Kılıçdaroğlu’nun CB seçilme şansı yoktur!..
Bu kanaat, bu berraklıkla söylenmeyerek “sen anla ve gereğini yap!’’ kabilinden üstü kapalı ifadeler kullanmakta.
Cumhurbaşkanlığına adaylık mevzuunda Sn. Kılıçdaroğlu’na lisanı münasiple “kenara çekil’’ diyerek O’nun partisinden başkanları tavsiye eden Sn. Akşener ve arkadaşları MHP’den koptuklarında sayıları seçimlere girmeye yetmiyordu. Kemal Kılıçdaroğlu, bu partiye CHP’den ödünç vekil vererek seçime girmesini temin etti. İki partinin arasında zaman zaman çekişmeler olduğunda bazı CHP’liler, bu destekten söz ettiklerinde İyi Parti cenahından kendilerine gayet sert cevap gelir:
-Biz, o diyeti çoktan ödedik!..
Bütün bu gelişmeler, Kılıçdaroğlu’nun masaya bağladığı ümitlerini giderek tüketmektedir. Dün de bütün ısrarlara rağmen aday olduğunu söylemedi. Eski cümlesini tekrarladı. Masa aday gösterirse bunu kabul edeceğini dile getirdi.
Garip bir manzara!...
Meral Hanım, Kemal Bey’i aday göstermeyeceğini daha başka hangi kelimelerle dile getirsin? Sn. Kılıçdaroğlu’nun Saraçhane gecesini, verilen mahkeme kararını, kararın köpürtülmesini, işportaya dökülmesini, Saraçhane gecesi tezcanlılığını, masa ortağı Akşener’le Belediye Başkanı’nın ikili dayanışmalarını, can ciğer kuzu sarması olmalarının anlamını iyi okuması gerekir…
MHP Genel Başkanı pazar günü Mersin’deydi. Burada muhteşem bir millî kitle önünde söyledikleri çok manidardır. Sn. Devlet Bahçeli, şöyle bir tahlil ve tespit yaptı:
-Daha mahkeme kararı açıklanmadan halkı Saraçhane’ye davet eden Belediye Başkanı’yla İP Başkanı, Kılıçdaroğlu’na operasyon çekmek için harekete geçmişlerdir. Bu kumpas tutmaz!
Ekrem İmamoğlu, mahkeme kararını olgunluk ve soğukkanlılıkla karşılayamadı. Aksine parti içi ve ülke basamakları için fırsat olarak gördü. İyi anlaştığı Akşener’le birlikte hareket ettiler. Saraçhane’ye masanın diğer üyeleri de geldiler fakat bir iz bırakamadan gittiler. Akşamın karanlığında değil, Türk mahkemesinin kararını eleştiren Amerikan ve Avrupa siyasetçilerinin gölgesinde kaldılar.
Sn. Kılıçdaroğlu, herhâlde Sn. Bahçeli’nin “operasyon’’ ve “kumpas’’ sözleri üzerinde duracaktır. “Bu kumpas tutmaz!’’ cümlesinin değeri gözden kaçmamalı.
Diğer yandan; Kılıçdaroğlu’nun Deniz Baykal’ı CHP’nin başından göndermesi de “kumpas’’ kelimesiyle açıklanmaktadır. Deniz Bey, katlanmak zorunda kaldı, bir şey yapamadı. O gün yanında olanlar, beklediklerini bulamadıkları için şimdi de kendisinin İstanbul’un başına getirdiği bir ismi kendisine karşı destekliyorlar.
Rüzgâr mı ekilmiştir, fırtına mı biçilmektedir?
Bunların anlaşılmasına çok zaman kalmadı gibi görünüyor.
Kumpaslar yani tezgâh ve düzenekler bitmez.
İki asırdır bunlardan çok çektik.
Kılıçdaroğlu, bıraksın CB olmayı.
Masa ile oyalanırken partisini kaybedecek.
Toprak, ayaklarının altından kayıyor.
Bu gerçeği söyleyecek dostu yok mu?