İstanbul, yine kirli vakitlerinden birinde. Yağmur, arabanın sileceklerini zorluyor. Trafik her akşamki gibi. Okmeydanı yokuşunu tırmanırken ışıklı tabelanın "Boğaziçi köprüsü yoğun" ikazı insanı nasıl da tedirgin ediyor. Neyse ki biz Esentepe'ye gideceğiz. Dedeman'a vardığımızda saat 19.30'u az geçiyordu. Baktık 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, divan üyeleriyle birlikte kürsüde. Marmara Stratejik Araştırmalar Vakfı toplantıyı bir hafta evvelinden ilan etmişti. O yüzden salon tamamen dolu. Yemekler yenirken takdimci bir taraftan isimleri sayıyor. Demirel, konuşmaya tam 21.00'de başladı. "Okunan isimleri tanıyorum" dedi, ya bizzat veya gıyabında. Sonra da sohbetine şu yönde devam etti: Dünyanın her tarafında böylesi oteller hep doludur. İnsanlar bir araya gelir ve konuşurlar. Böylece kafalar uyanık tutulur. Eski başbakan, eski cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e göre bu 'katılımcılık'tır. Şunu söylüyor. Vergi vermek veya askerlik yapmakla mükellefiyetler bitmez. İşte böylesi sivil toplum faaliyetlerine de katılmak ve dünya ile yarışta fikir üretmek lazım. Globalleşen, küreselleşen dünyaya dikkat çekmekte. Sovyetler'in yıkılmasıyla komünizmin çöktüğünü belirtirken Çin'e atıfta bulunuyor. Çin hakkındaki hükmü enteresan. Çin, diyor, Demirel, her şeyi yutar ve kendine mal eder. O komünizmi kendine uydurmuştur. Hong-Kong örneğine işaret ediyor. Burada kapitalizmle yönetimde Çin tipi komünizmin yan yana işletildiğini hatırlatmakta. Filipinler'de bile Filipinli işverenin fabrikada Hintli işçi çalıştırıp mamul maddeyi Amerikalara, batıya sattığını seyahat intibalarına dayanarak nakletmekte. Demirel, bugün, insanlığın hükümet etmede vardığı olmazsa olmaz değerleri ise şöyle sıralıyor. Demokrasi, insan hakları, pazar ekonomisi... Tavsiyesi şu. Zorluklarla karşılaşan insan veya şirketin, küsmeden, darılmadan, gücenmeden bir kere daha o zorluğun üstüne gitmesi. Ve Türkçemizden bir zarif deyimi dile getiriyor. "Bir yiğidin başında bir karabulut, bin sene eğlenmez." Eski cumhurbaşkanı konuşmadan evvel, biyografisi okundu. 1924 doğumlu Demirel, 1949'da mühendis çıktığında sadece biz değil, bizim gibi salonda olanların çoğu daha dünyaya gelmemişti. Buna rağmen dipdiri bir zekâyla anlatıyor. İstatistikler, rakkamlar, üretim tabloları, yıllar, mukayeseler. Her hafızaya nasip olmayacak bir zenginlik. Saat 21.00'de konuşmaya başlayan cumhurbaşkanı, sözlerini tam bir saatte bağladı. Bu zaman zarfında bir ufuk turu ve fikir egzersizi yaptırdı. Siyasete girmedi. Siyasete girmemesi de iyi oldu. Halbuki o, siyasetçiydi. Nitekim sualleri cevaplandırıken bir uzakdoğulu meslektaşının sözünü nakletti. "Siyasette yalnızca in var, aut yoktur." Demirel, konuşuyor, salondakiler dikkatle dinlemekte. Kendini dinlettiriyor. Son çıkan kitaplardan bahsediyor. Marx'tan, Keynes'ten, Adam Smith'ten söz ediyor. Türkiye'yi, dünyayı, iktisat ve politikayı takip etmekte. Zaten daha söze başlarken takdim edilenleri tanıdığını söylemesi de bundandı. Hayransınız veya aksi. Ancak yiğidin hakkını teslim etmek lazım. Türk siyaseti bugün Süleyman Demirel'in yerini dolduramamıştır. Okuyan, soruşturan, takip eden bir lider. Konuşurken yeri geldiğinde sayıları arka arkaya sıralayan, icap ettiğinde nükteleri ustalıkla kullanan bir devlet adamı. Akıl-zekâ-hafıza-hırs dörtgeninde at koşturan bir entelektüel.. Hafıza ve belagat unsurlarını ihmal etmeyen bir hatip. O halde siyaset ciddi iş. Sadece rakibin kusurları üzerine fazilet bina edilmez, siyaset yapılmaz.. Siyasetin bir de tefekkür tarafı var. Televizyonlara şunu tavsiye ederiz... 'Bilge Adam Demirel' ismiyle bir program yapsınlar. Demirel, haftada 5 gün, 5'er dakika monolog tarzında konuşacak. Tek şart, bu sohbette gündelik siyaset yok. 50 yıldır dinledik, usandık... Tarzı laflar çok değerli değil. Öyle bir pogram olsun bakınız reytingler ne diyor. Ülke birikim sahiplerinin fikirlerini sağmaldır. Tecrübe gibisi yok. Tecrübeleri devralmalı. İşletmeli ve çoğaltmalı.