Eski bakanlardan Necati Çelik'in iki sayfalık bir mektubunu aldık. Bu parlamenter, medyada daha evvel yer alan ve yanlış anlaşıldığını ifade ettiği tartışmalara atıfta bulunduktan sonra bazı düşüncelerini bizlerle paylaşmak istemiş. Fikirler, umumiyetle yerinde. Ancak daha derinleşmesi lazım. Bir kısım meselelere şöyle bir dokunup geçmiş. Bazılarını ise ileride daha müsait ortamlarda konuşmak üzere tehir edeceğine kendini haklı gösterme ihtiyacına binaen bugüne taşımış. Kısacası Çelik, post modern darbe karşısında tek taraflı durmuyor. O darbe kadar buna meydan verenleri de masaya yatırmakta. Kendi hareketlerine, kendi çevrelerine, lider kadrolarına projektör tutuyor. Sorgulama yapıyor. Bir aydın haysiyeti sergilemekte. -Dini siyasetin alanı yapmak doğru mudur? diye soruyor. Külliyen yanlıştır. Din siyaset üstüdür. Din müşterektir. Siyasette ise işin tabii gereği partiler, partilerde hizipler, taraflar, muhalifler, muvafıklar, ayak oyunları, istendiğinde taahhütleri unutmak vardır. -Siyasetin faaliyet alanını adalet, ahlak, hukuk diye planlasak daha doğru olmaz mı? diye soruyor. Elbette çok doğru olur. Din vesilesiyle, İslamiyet üzerinden, onu araya katarak siyaset yapmak bu ülkeye pahalıya mal olmuştur. Siyasette kusur vardır. Dinse kusurdan âzâdedir. Siyaset, beşeri, din ilahidir. Şu tesbiti de yerinde. Nedense onu da bir soru şeklinde dile getiriyor. Aslında 'nedense' dememiz fazla. Çünkü bu şekilde düşünmesi belli ki pek de hoş karşılanmamış. Şöyle diyor: -Türkiye pratiği bakımından otuz yıldır dini duyarlılık iddiasıyla yapılan siyaset kendisiyle yüzleşmelidir. Geçmişi sorgulamalıdır. Dine, dindar kesimlere ve ülkeye faydası ne olmuştur, zararı ne olmuştur diye düşünsek ne kaybedilir? İmam Hatip okullarının orta kısımları ve Kur'an kursları neden kapatılmıştır? 15 yaşına kadar Kur'an öğrenimi neden yasaklanmıştır? Başı örtülü kız çocuklarının okuma hakları neden engellenmektedir? Mektup sahibi, meseleye iki türlü bakılabileceğini dile getiriyor... Laikliğin din düşmanlığı olarak tatbik edildiği şeklindeki bir iddia. Veya rejimin kendini koruma mecburiyeti tarzında bir savunma. Sebep ne olursa olsun. Üstelik bunlar ne kadar haklı? Sonuca bakmalı. Mağduriyetler, huzursuzluklar, didişmeler bitmiyor. Onun öyle veya böyle olması vatandaşa bir şey kazandırmıyor. Tersine maddi-manevi kayıplar, millet çapında zarar-ziyanlar ve istikbal kayıpları olmakta. Öyleyse siyasetçiye düşen kendini, yaptıklarını ve üslubunu ve dolayısıyla yapacaklarını yeniden gözden geçirmek. Çelik de onu istiyor... Sorular O'na ait: -Cumhuriyetle bile barışık olduğunuz kamuoyuna inandırıcı bir biçimde anlatılamıyorsa, siyaset üretemediğiniz veya siyaseti doğru planlamadığınız için sadece sizin değil siyasetin bütününün faaliyet alanı daraltılıyor ve siyaset de bir devlet faaliyeti haline dönüşüyorsa... Ve... Partililerinizin çocukları hiçbir kamu işyerine alınmıyorsa bu siyaset anlayışının sorgulanması gerekmez mi? Herkesi nefs muhasebesini yapmaya çağıran bu siyasetçimize göre hak ve hürriyetlerin 60 yıl geriye gitmesine sebep olan siyaset alkışlanamaz. Alkışlanabilir mi? Hayır. O halde sorgulama da olmalı. Suç daima ve bütünüyle diğer tarafta değildir. Hasar varsa hasar tesbiti de doğru olmalı. Bu bir isyan değil, takdir edilmesi gereken tahlil denemesidir.