CB İletişim Daire Başkanlığıyla Anadolu Yayıncılar Derneği’nin afet bölgesine çağrısını bir vatanî vazife olarak telakki ettik. Bu sebeple 11 ve 12 Mart tarihleriyle 18 ve 19 Mart tarihleri arasında yürek yakan bu yaralı bölgemizdeydik…
Önceki hafta sonu ve geçen hafta sonu her defasında en az bir otobüs dolusu haberci, yazar, kanaat önderi, santim santim bölgeyi gezip kazazedelerle kardeşlerimizle konuştuk. Onları dinledik. Söylediklerini hafızamıza nakşettik.
Yetkililerin yani Belediye Başkanı, Vali, MV, Bakan… ve daha kim varsa onların faaliyetlerini, yaptıkları bilgilendirmeleri kaydettik. Şahsî gözlemlerimizi not aldık. Çocuklarla olduk. Ananların, babaların, ninelerin dile getirdiklerini vicdanımızla da dinledik. En yakınlarını; ciğerparelerini yitirmiş yiğit insanlara Çanakkale kahramanlarına bakıyormuş gibi hayranlıkla baktık. Evlâdını kaybetmiş babanın "Allah verdi, Allah aldı "demesindeki bu millete mahsus yüce hasleti, hürmetle öpüp başımıza götürdük. Enkaz altından çıkarılmış kedileri, kucakladık, bir ayağını kaybetmiş ama onun yerine protez takılmış gürbüz köpekleri gördük. Enkaz altında bulduğumuz baba ve çocuğunun hatırası siyah-beyaz fotoğrafın sahibine meçhule doğru sosyal medyadan seslendik…
11 ve 12 Mart Cumartesi/Pazar günleri Kahramanmaraş, Elbistan, Adıyaman, El Aziz ve Malatya’daydık. Kahramanmaraş, maalesef fena yara almıştı. Elbistan O’na yakındı, Adıyaman benzer durumdaydı. El Aziz’de ağır hasarlı çokça bina vardı. Lakin diğerlerine nazaran çok iyiydi. Nihayetinde Malatya’ya gelmiştik. Malatya’yı perişan olmuş bulduk. O iki günlük intibalarımızı etraflıca kaleme almış ve kimin nerede saat ve gün sınırlaması olmadan Devlet ve Hükûmet adına hizmet nöbetinde olduğunu yazmıştık.
Kaderin cilvesine bakmalı ki 1971’de bir askerî muhtıranın siyaset hayatımızı dalgalandırdığı 12 Mart günü, 6 Şubat 2023’te yerkürenin dalgalandığı afet bölgesinin kuzey yarısındaydık…
Yine kaderin bir cilvesi olmalı ki 18 Mart günü de 18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Zaferimizin yıl dönümünde bu defa da afet bölgesinin güney yarısındaydık:
18 Mart Cumartesi Osmaniye, Bahçe, Nurdağı ve Gaziantep’te
olduk. Kıymetli valimiz Erdinç Yılmaz, bizi, köşe bucak gezdirdi. Geniş malumatlar aldık. Orayı Bahçe ilçemiz takip etti. Burada Bahçe Belediye Başkanı İbrahim Baz bize refakat etti.
Osmaniye ve Bahçe’de yürek burkan yıkıntılar vardı. Çökmüş binalar görülüyordu. Öğleden sonra Nurdağı’na vardık. Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ve Nurdağı’nda muvazzaf Şırnak Valisi Osman Bilgin bizi bekliyorlardı. Önce, hey’ete çok tafsilatlı bir sunum yapıldı. Fatma Şahin Hanım, olanca tevazuu içinde insana iflah olmaz bir çalışkanlık intibaı veriyordu. Osman Bilgin Beyse sanki Çanakkale’de yerinden kıpırdamaz mermiyi bir başına sırtlayıp namluya süren Seyyid Onbaşı’nın ikizi gibiydi. Anlatılanları dinledik. Gezdik, gördük. Vatandaşlarla konuştuk. Gün kararıncaya kadar sahadaydık. Birçok enkaza şahit olduk. Dünün Ayıntab’ı bugünün Gaziantep’i evet bir kere daha gazi olmuştu ama her iki haftada gördüğümüz diğer yerlerden El Aziz’e benziyordu, daha az hasarla kurtulmuştu. Kırıkhan da benzer vaziyetteydi.
Ertesi gün İslahiye’den de geçtik. Bu üzüm ve zeytin diyarı aşağı-yukarı Gaziantep gibiydi. Şimdi menzilimiz Hatay bilhassa merkez ilçe Antakya idi. Habib-i Neccar Hazretlerinin diyarıydı. Cemil Meriç’i yetiştiren şehirdi.
Antakya’ya bir geldik ki…
Aman Allahım!..
Antakya, topyekûn enkaz altında kalmıştı, enkaza dönmüştü, şehir bütünüyle yıkılmıştı. MV Hüseyin Yayman Hoca müthiş bir koşturmayla bizlere refakat etti. Antakya’yı hey’et olarak, basın mensupları olarak didik didik ettik. Habib-i Neccar Hazretlerini yıkıntılar içinde ziyaret edeceğimizi rüyada görsek inanmazdık. Yıkılmış şehri gezerken ERT Televizyonu’nun sahibi Ferit Şahin de bizimle beraberdi. Acısı yüzünden okunuyordu. ERT binası da daha neler ve nereler gibi tahrip olmuştu.
Antakya’da tarihî meclis binası da çökmüştü. Bu beldemizde galiba yıkılmayan, mahvolmayan yer kalmamıştı.
Gezdiğimiz her il ve ilçede Çadırkent döneminden Konteyner Kent dönemine geçilmekte, enkazlar kaldırılmakta. Bir yıl içindeyse herkes, inşallah, evine taşınacak. Antakya, Habib-i Neccar Dağlarıyla Amanos Dağları arasındaki sert ve sağlam zemine yeniden kurulacak.
Antakya’nın ağır yaralı hâli Maraş, Malatya, Nurdağı’ndan bin beter. Çok kültürlülük numunemiz bu güzel şehrimiz tabir câizse ölümcül darbe almış.
İçişleri, Sağlık ve Millî Savunma Bakanları sürekli olarak Hatay’dalar. Ayrıca 14 düzenleyici valimiz de burada. Hatay’ımızın 5 kazası kazaya uğramış ama Antakya’da başka bir şey olmuş. O "şey"in ne olduğunu anlamak da söylemek de çok zor. Antakya’yı görünce "kelimeler” tükeniyor. Yer sarsıntısı, zelzele, yer kıpraşması, âfet… ve benzeri kelimeler, hâdiseyi kuşatma, izah ve ifade etmekte yetersiz kalıyor. Bu tariflerin hepsi Habib-i Neccar Şehrinde, bu cömert iklimde yaşandı ama onlar, alınan darbeyi, şehrin hâlini anlatmaya yetmiyor:
Antakya, âdeta kıyameti hatırlatan bir dehşeti yaşamış!..
Böyle de olsa ümitsizliğe asla yer yok.
Yüce Allah’ın merhametine, Yüce Peygamberin şefkatine sığınarak her birimiz üzerimize düşen her hizmeti noksansız yapmaya çalışacağız.
Gün birlik günü, vakit dirlik vaktidir.
Sevgili Peygamberimizin -aleyhisselam- buyurdukları rehberimiz olmalı:
-Müslümanlar, birbirlerine karşı sevgi ve merhamette bir vücut gibidirler…
Bu buyruğa riayet etmeyenin vay hâline!..