Cuma ve Cumartesi günü Erzurum'daydık. Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi öğrencileri, bir panel düzenlemişlerdi. Panele değişik üniversitelerden çok sayıda talebe ve medya ve parlamentodan bir çok konuşmacı katıldı. Toplantı oldukça büyük bir sinema salonunda yapıldığı halde içeri giremeyen çok sayıda dinleyici oldu. Panelin konusu bir mağduriyetin ortadan kaldırılması için YÖK, Milli Eğitim Bakanlığı ve Hükümete seslenerek hatadan dönmeleri için çağrıydı. Hadise şu: Fen ve Edebiyat Fakültesi mezunlarından pedagojik formasyon hakkı, öğretmenlik yapabilme ehliyeti geri alınmıştır. Oysa bu fakültelerede okuyan öğrenciler, üniversiteye girerken aynı YÖK, hazırladığı üniversite giriş kılavuzunda onlara yazılı taahhütte bulunuyordu. Bu kılavuzlarda hangi bölüme gidenin hangi meslekleri yapabileceği net bir şekilde ifade olunmaktadır. O günkü lise mezunlarına Fen ve Edebiyat Fakültesini tercih ettikleri takdirde liselere öğretmen olabilecekleri kendilerine tebliğ olunmuştur. Demek ki burada karşılıklı bir mukavele vardır. İki tarafın da mukavele şartlarına uymaları gerekmektedir. Bir öğrenci fakülteden mezun olduktan sonra devletin onu akdedilmiş mukavele icabı öğretmen olarak tayin mecburiyeti bulunuyor. Hukuk devleti şartları bunu emretmektedir. "Ben yaptım oldu, devlet biziz" keyfiliğindeyse bunlar olmaz. Ne yazık ki son senelerde Türkiye'de tek tip adam yetiştirme özlemcilerinin sayısında çoğalma görülüyor Anladığımız o ki eski Köy Enstitülerinin yeni bir biçimi olan Anadolu Öğretmen Liseleriyle Eğitim Fakülteleri -her ikisinde de okuyanlarla mensuplarını tenzih ederiz- gözde tutulmakta, Fen Edebiyatlarsa "ötekiler" kabul edilmekte. Nitekim AÖL mezunları artı puanlarla Eğitim Fakültelerine çok rahat şekilde yerleştirilmektedir. İsmi konmamış olsa bile böyle bir tasnif son derecede tehlikelidir. YÖK'ler, Milli Eğitimler, hükümeti; hükümet de devleti temsil eder. Devlete düşen vatandaşlarına eşit muameledir. Anayasanın eşitlik prensibi vardır. İnsan hakları denen bir kavram çağın en titiz konusudur. Buna rağmen Fen Edebiyat öğrencileri "ötekiler" muamelesi görmekteler. Ne istenir bu gençlerden? Panel günü aynı zamanda KTÜ, Ankara, Hacettepe, DTC, Marmara... gibi üniversitelerin öğrencileri de Erzurum'daydı. Ev sahibi öğrenciler, mükemmel bir organizasyon yapmışlardı. Çocukların harçlıklarıyla gerçekleştirdikleri etkinliğe ne yazık ki ne onları oturtup dinleyecek kadar vakti olan rektörün, ne de turistik otel kapatma ve tahliye gibi özel idareye ait işleri öncelik kazanmış vali destek olmuştu. Üniversite, YÖK ve hükümet panele de temsilci yollamamışlardı. Mızrak çuvala sığmaz. Bazı kabahatler tevil götürmez. YÖK veya kargaları bile güldürecek bir yorumla laik cumhuriyetle özdeşleştirilmek istenen Metin Bostancıoğlu bu absürd yönetmeliği nasıl müdafaa edebilirlerdi? Edemeyecekleri için icradan yana kimse gelip de imzalarını taşıyan tasarrufun arkasında duramadılar. Buna mukabil muhalefet kararı yerden yere vurdu. İktidara geldiklerinde en geç 1 ay içinde çiftestandart eseri bu uygulamayı ortadan kaldıracaklarına söz verdiler. Bir sözleri daha var: Problemi Meclis'e taşımak ve orada birlikte hareket. Fen-Edebiyat, DTC Fakültelerinin öğretmenlik hakkı hem kanun gereği ve hem de müktesep haktır. Bu ülkenin çocuklarının onlara ihtiyacı var. Yurdumuzda 200 bin dolayında yeni öğretmene ihtiyaç duyulurken şu gençlerin istikballerini karartmak hangi iyiniyetin mahsulü olabilir? Gençler fevkalade moralsizler. Filistin'de zulüm görmüş garipler gibiler. Tek ümitleri mahkemeler. Nitekim Marmara Üni. Fen Edebiyat, mensupları, Bölge İdare Mahkemesinde YÖK aleyhine açtıkları davayı kazanmış bulunuyorlar. Diğer taraftan bazı sağduyulu rektörlükler, akıl almaz yönetmeliği hiç tatbik etmemişlerdir. Böylece üç ayrı model ortaya çıkıyor. Ne kadar ayıp. Ne kadar çirkin. Sevgiden bu kadar habersizlik ne kadar acınacak bir hal... 1973 Cumhuriyetin 50. yılıydı. Babalarımız o yıllarda tek parti icraatlarını anlatırlardı. Dehşete düşerdik. Bu gidişle öyle anlaşılıyor ki 2023'e, Cumhuriyetin 100. yılında bugünkü bu mağdur gençler de kendi çocuklarına mahkeme zoruyla öğretmen olduklarını anlatmak zorunda kalacaklar. Bu defa da onlar dehşete düşecekler. Bu az gittik uz gittik kısırdöngüsünden çıkmak lazım. Kimse bize tezsiz yüksek, lisans, lisansüstü eğitim gibi masallar anlatmasın. Onların paraya dönük ne göz açıklıklar olduğunu yakinen bilmekteyiz. Hatadan dönmek fazilettir. Sokağa dökülmeme faziletini gösteren bu gençlere geliniz siz de haklarını iade ediniz. Yanlış hesap Bağdat'tan döner. Hüsnüniyet hakim olursa çare hazır. Alınacak bir kararla Eğitim Fakülteleri orta öğretimin ikinci kısmına öğretmen olurlar, Fen-Edebiyatlar da liselere veya Fen Edebiyatlarla Eğitim Fakülteleri birleştirilir. Gençlerin de silkinip kendilerine gelmelerini tavsiye ediyoruz. Hayat yolu dikenlidir. Daha neler görecekler. Bu karara gelince. Üzülmesinler. Kararın ömrü, en fazla hümumetin ömrü kadar. Ona da bir şey kalmadığına göre mesele yok. Yarın, güneş, daha bir aydınlık doğabilir.