Gündemi, vatandaşın gündemi, hükûmetin gündemi ve devletin gündemi diye üçe ayırmak mümkündür. Bu sıralama daha başka türlü değerlendirmelerle farklı tarzda da olabilir. Netice itibarıyla özü budur…
-Vatandaşın, milletin, halkın gündemi, kiradan ürün etiketlerine kadar el yakan, can yakan zalim fiyatlar, geçim zorluğu, maaş yetmezliği ve birçok sıkıntıdır…
-Hükûmetin gündemi enflasyon, döviz, afet bölgelerine konutlar yapmak ve daha onlarca temel mesele…
-Devletin gündemi ise zamana karşı yarış, bölgeyi aşıp dünya devi olmak ve bunun için dağlar kadar yükle hedefe yolculuk…
Devletin ömür törpüsü ağır gündem mevzularından biri de anayasadır:
Darbe mahsulü olmayan, sivil ve herkesi kucaklayan bir anayasa, sadece bugünün değil, dünden bugüne ve bugünden yarına bütün zamanların devlet gündemidir. Anayasanın devlet hayatımıza ilk girdiği tarih 1293/1876’dır. “Kanun-ı Esâsî” adıyla anayasa yapılmış, Meclis açılmış, meşrutî hükümdarlık idaresine geçilmiştir. Onu bu anayasanın devamı mahiyetinde olan 1921 Anayasası takip eder. Sonrakilerse 1924, 1961 ve 1982 Anayasalarıdır. 1921 Anayasası bir kenara bırakılarak geniş bir ölçüyle bakılırsa bu dört anayasanın tamamı fevkalade dönemlerin, dayatmaların, rejim değişikliğinin, cunta darbelerinin anayasalarıdır.
O zaman görünen şudur:
Türkiye, aradan 147 yıl geçmiş olmasına rağmen milletin sayfa ve maddelerinde kendini bulduğu ideolojilerden arınmış, sivil ve bütün toplumu kucaklayan bir hukuk şâheseri mahiyetinde olan Kanun-ı Esasîye, Teşkilat-ı Esâsi’ye, Ana-Yasa’ya kavuşamamıştır. Her defasında isimler değişmiş, kelimeler değişmiş, maddeler defalarca değişmiş fakat maksat hâsıl olmamıştır.
En fazla değişen ana kanun, 1982 Anayasasıdır:
Yapıldığında tam bir cunta anayasasıydı. Yürürlüğe girdikten birkaç yıl sonradan başlayarak yakın zamanlara kadar defalarca değişti. O kadar ki artık değişiklik kabul etmez, yama tutmaz vaziyettedir. Bundan böyle bir veya birkaç değişiklik yapmak yerine doğrusu, yakışanı her maddesi ve muhtevasıyla milletimizi ve milletimizin değerleriyle ruhunu aksettiren yeni bir anayasa yapmaktır. Tutulacak doğru yol budur. Bizi ya dünyaya karşı yüz layıkıyla temsil edecek bir çatı kanunumuz olsun veya anayasasız bir hayata geçilsin. Darbe mahsulü bir anayasa, içimize sinmiyor.
Anayasasız devlet hayatı olur mu?
147 yıl öncesine kadar binlerce yıllık devlet ve millet hayatımızda anayasa yoktu. Bugün de İngiltere ve bazı devletlerde anayasa yoktur. ABD’nin anayasası ise 7-8 maddeden ibarettir. Demek oluyor ki anayasa olmadan da devlet ve millet var olabilir. Diğer çıkan sonuçsa şudur. “İyi anayasa, maddesi çok olan anayasa değildir!”
“Anayasasız bir hayata geçelim!” demiyoruz. Desek ve bu da rağbet görse dahi Meclis kararı gerekeceği için o da anayasa yapmak kadar zordur. Bununla beraber varılan istasyonda vatandaşın partilere ya dört başı mamur, ayıpsız, eksiksiz yeni bir anayasa yapın veya bu yamalı bohçayı sandığa kaldırın! Deme hakkı doğmuştur.
Her ikisinin gerçekleşmesi de zorun zoru…
Partiler, asgarî müşterekte buluşma ve anlaşma alışkanlığını bir türlü kazanamadılar. Kara ile ak arasında gidip gelinmekte. “Darbe lekesi taşımayan yeni bir anayasa yapılmalı mı?” diye hangi partiye sorulsa müspet cevap verir. Ama “öyleyse gelin el birliğiyle bu lâzımeyi gerçekleştirin!” dense boşa beklenir…
Sivil bir anayasa tedvirine dair 40 yıla yakın bir zamandır, TBMM’de konuşuldu-çalışıldı, akademik mesâi yapıldı, biz ve bizim gibi nice kalem yazdık, TV programları yaptık, konuştuk. Ama hiç yol alınamadı. Nefesler boşa tüketilmiş, mürekkep hebâ edilmişti. Hukuk ve anayasa gibi ciddî konuda bu az gittik-uz gittik… masalı, büyüyen ve büyümesiyle dünyayı şaşırtan Türkiye’ye yakışmıyor…
Bir gün elbette fiyatlar düşer, döviz makul seviyelere iner, vatandaşın gündemi rahatlar. Hükûmet, konutları ve daha birçok zor işi bitirir ve omuzundan dağlar kalkar. Ama devlet için bu sonucu almak, o kadar kolay değil. Bir buçuk asır içinde anayasa, ilk defa hür Meclis iradesiyle yapılacak, halk oylamasında vatandaş, vicdanıyla aklıselimiyle karar verecek. Gelin görün ki iktidar ve muhalefetiyle TBMM’yi teşkil eden partiler, ortak bir zeminde anlaşamıyorlar.
Diğer farklı, mes’elelerde ihtilaf, uyuşmazlık makul görülebilir. Anayasa bunun dışındadır. Partiler, her sıkıntıyı bir kenara bırakıp soğukkanlılık ve sağduyu ile yeni bir anayasa, istikbalimize ışık tutacak bir deniz feneri inşa edebilmelidir.
Yarınlara bırakılacak büyük bir miras ve yüksek bir şeref olur.