Türkiye, aynı gün içinde iki büyük şiddetli deprem yaşadı. 5 Şubat 2023 tarihinde kısa aralıklarla meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki zelzeleler, 10 ili, onlarca ilçeyi çok sayıda köyü içine alan 13 milyon insanın yaşadığı büyük bir sahada meydana geldi. Sadece bizdeki değil, dünyanın muhtelif yerlerindeki uzmanlar da hâdisenin tarihte nadirattan görülecek çapta olduğunu açıklamaktalar.
Darbe büyük oldu.
Yara derin oldu.
Kayıplar çok oldu.
Yıkımlar fazla oldu…
Bu şartlarda zararı asgari seviyede tutmak, yaraları acilen sarmak, şartları sür’atle düzeltmek gerekirdi. Bu maksatla ilk andan itibaren Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı, bütün Bakanlar sahaya indiler. AFAD, Kızılay, ilgili askerî birlikler ve emniyet gücü, devletin konuyla alâkalı her teşkilatı ve STK’lar devreye girdiler. Hastaneler faaliyetteydi. Cankurtaran uçaklar çalışıyordu. Yardımlar aralıksız yapılıyor ve arama kurtarma ekipleri, Çanakkale kahramanlarını hatırlatan bir fedakârlıkla destanlar yazıyorlardı.
Fakat; bunlar göz önündeyken muhalefet aksine konuşuyordu. Bazı manşet ve kalemlerden kin, kan ve nefret damlıyordu. Bazıları cahilliğinden, bazıları kasıtlarından devlete, hükûmete, devleti yönetenlere demediklerini bırakmadılar. "Artık gidin!" diyenler vardı. Seçimlerin eşiğindeyken bunu söylemenin izah edilir bir tarafı olabilir mi? Bu Cumhurbaşkanını ve bu iktidarı vatandaş seçti ve öyle takdir ederse yine o gönderir. Kimse ne zorla işbaşına gelebilir ve ne de halka rağmen orada durabilir. Gitmesini istedikleri, milletin doğrudan kendi oyuyla seçtiği, yüzde 52 oy almış bir Cumhurbaşkanı ve yüzde 40’tan fazla oyla işbaşında olan bir iktidardır. Bu rakamların her biri, muhalefetin toplam reyinden fazladır. Böylesi keskin çıkışlar, 30 milyon civarında vatandaşın tercih ve takdirini yok saymaktır.
Politikacılar, gittikleri afet bölgelerinde sorumsuzca konuştular. Olanlar inkâr edildi, kaçınılmaz bazı hatalar abartıldı, "millet devleti kurtarıyor!" gibi kara mizah cümleleri kurdular. Halkı kışkırtmaya çalıştılar. Kendinden habersiz bazı muhabirler ağızları köpüre köpüre hayal âlemlerinde gezindiler.
İhtiraslarına esir olmuş bazı zavallılar, bunları yaparken devlet, hükûmet, Diyanet, Mehmetçik, Polis, Jandarma kurtarma ekipleri, STK’lar, hava yolları, hastaneler ve daha ne varsa her biri her saniye işbaşındaydı. Sahada çok duygulu ve çok ibretlik ve sandık için de âdeta anket olan sahneler yaşanıyordu. Kurtarılanlar veya onların yakınları, Cumhurbaşkanına sarılıyor, hayır dua ediyorlardı. İşte fark burada. Bir yanda evi yıkılmış, yakını ölmüş fakat buna rağmen devletine ve devletini yönetenlere en ufak kırıcı bir cümle sarf etmeyen, aksine onlara destek çıkan soylu vatandaşlar, bir tarafta, bu milletin değerlerinden kopuk içimizdeki yabancı durumuna düşmüş, sanki mankurtlaşmış politikacılar, acınası kalemler, ölçüsüz sosyal medya çarpıtıcıları…
Bunların hepsi birden bir maksat gütmekteler:
Milletin takdirini tersine çevirmek.
15 Temmuz’da maksatlarına varamadılar.
Bu defaysa bu zelzeleyi, bu afeti kullanmak istediler. Ama yine hezimete uğradılar.
Bazıları, şu can yanan ortamda bile öylesine müfrit ki onların elinden gelse kışkırtmalarla önce isyan ve sonra da iç harp çıkarmaktan bile kaçınmayacaklar. Cumhurbaşkanını devirmek, iktidarı düşürmek, Cumhur İttifakı’nı dağıtmak için her yolu kullanmak ihtirasındalar. Zelzeleyi bunun için hazır fırsat görmüşlerdi. Ne var ki yine ayazda kaldılar. O yok dedikleri devlet ve çalışmadığını söyledikleri hükûmet, her kurum, teşkilat ve kuruluşuyla aralıksız çalıştı ve vatandaşın kalbini bir kere daha kazandı. Cumhurbaşkanı Van, El’aziz, Malatya… ve diğer afet yaşamış şehirlerimizi misal göstererek "bu defa da yıkılan binaları, 1 yıl içinde yeniden inşa edip sahiplerine teslim edeceğiz" dedi ve demekte. Vatandaş, Cumhurbaşkanına inanıyor. Sn. Erdoğan her zaman sözünü tuttu yine dediğini yapacağından eminler.
Yara büyük,
acı şiddetli,
ama hepsi sarılıyor, sarılacak ve dindirilecek.
Bir defa daha söyleyelim:
Muhalefet bu defa da sınıfta kaldı.
Seçimler ister 14 Mayıs’ta ve isterse 10 Eylül’de olsun vatandaşla gönül köprüleri kuramayan, onun inanç ve değerleriyle kavga eden muhalefet cephesi, seçimleri bir kere daha kaybedecektir. Müzmin muhalefet, Türk Milletini tanıyamıyor. Müslüman Türk Milleti, adaletsiz laflarla anlaşılamaz. Bazı politikacılar, bazı reklamcı akademisyenler, bazı derinliksiz konuşup-yazanlar, öyle hatalar işlediler ki daha kötüsü olamazdı:
O kışkırtıcı sözlere bereket versin ki millet itibar etmedi. Hâlbuki bunların yarısı başka yerde telaffuz edilse orada iç harp çıkar. Asla unutulmasın! İç savaş, bir milletin başına gelebilecek en büyük felakettir. Zelzeleden de büyüktür. Muhalifler, bunları yapacaklarına daha ılımlı, mantıklı ve dayanışma içinde olsalardı kendileri kazanırlardı.
Politika kürsülerini yumruklayanlar,
ekranlarda susmayanlar,
sütun ve manşetlerde ağza geleni yazanlar "nerede hata ediyoruz!" diyerek kendilerini sorguya çekmezlerse daha çok seçim ve itibar kaybederler.
Eyvallah Allah razı olsun eline kalemine yüreğine sağlık rabbim daim etsin inşallah