Hotanto'ya mı giriyoruz?

A -
A +

Şu garabete bakınız; ömrü, rejimle cebelleşerek geçmiş Nazım Hikmet, affoldu, tiyatroları sahnelerde, yakında Şişli'ye heykeli dikilecek; fakat, Atatürk'e inkılaplarında rehber olmuş Ziya Gökalp'in iki mısraını okudu diye bir genel başkan, mahkemenin lehte kararına rağmen affedilmiyor. Yakında Almanya'da da seçim var... Orada gün 24 saat seçim mi konuşulmakta? Hayır. Herkes, işinde-gücünde. Bizde ise alaturka bir seçme-seçilme sistemi ve ne olduğu belirsiz tasarruflar. Bir taraf mahkum ediyor, diğeri affediyor vs vs... Herkese gına geldi. TKP, seçime giriyor ama oyları yüzde 25'i aşan bir kitle partisinin lideri o haktan mahrum edilmek istenmekte. Bunun izahı mümkün değil. Kişinin isminin Tayyip Erdoğan olması üzerinde değiliz. Bir vahim hata var ve bu hatadan ülke zarar görmekte. Diyelim ki sayın Erdoğan seçime giremedi... Peki sonra? Sonrasını biliyorsunuz. Emanetçi eliyle başbakanlık. Yani... Türkiye, güdümlü başbakanla yönetilecek. Gölge başbakan parlamento dışında olacak, işbaşındaki aldığı talimatla çalışacak. Ne kadar münasebetsiz bir tablo. Aslı varken neden emanetçi? Çünkü o değişmedi takıyye yapıyor. Erdoğan'ın tesbiti çok doğru. AK Parti'ye "İslamcı" demek İslamiyet'e saygısızlıktır. Acaba değişmek bazı insanlara mubah bazılarına yasak mı? Bugünkü Ecevit, Baykal ve diğerleri şu veya bu nisbette değişmediler mi? İnsanın fikir olarak da fizik olarak da yerinde kalması mümkün değil. Değişmek herkesin hakkı. Seçimlere gireceğiz hâlâ birinci partinin liderini tartışıyoruz. Korkacak ne var? Bırakınız artık şu İran vs. masallarını. Bu meselede en namuslu yorumu Adalet eski Bakanı Hikmet Sami Türk yapmıştır. Aynı zamanda bir anayasa hocası olan sayın Türk'ün dedikleri hukuk tarihine geçecek kadar vasıflıdır. Mahcup edici bir usul hatası işlenmiştir. Diyarbakır 4 Nolu DGM'nin kararını taraflar temyiz etmemiş, Adalet Bakanlığı kararın düzeltilmesi için yazılı istekte bulunmamıştır. Bu durum karşısında Başsavcının kendiliğinden yüksek mahkemeye müracaat hakkı yoktur. Ne var ki Yargıtay, müracaatı reddedeceğine kabul etmiş ve talep gibi de karar vermiştir. 8. Ceza dairesinin 4 Nolu mahkemenin hükmü hakkında kullandığı dil de ayrı bir skandaldır. Mezkür daire, alt dereceli mahkeme kararı için "... hukuki değerden yoksun" demekte, satır aralarında mahkemeyi paylamaktadır. İşte bu hiç olmadı. Oradakiler hakim değil mi? Onlar hukuk mezunu sayılmıyor mu? Nasıl oluyor da aynı mahkemenin önceki ve sonraki yüzlerce kararı hukuki değerde olacak fakat bir meseledeki kararı hukuki değerden mahrum sayılacak? 8. Ceza Dairesinin hükmü çok uzun seneler tartışılacaktır. Yarın hukukçuların kahir ekseriyeti, asıl 8. ceza dairesinin kararını yok kabul edeceklerdir. Bir memleketteki en kötü olay hukukun kirlenmesidir. Hukuk, siyasetle kirlenir. Kimse kusura kalmasın. AB devletleri bizi aralarına kabul etmiyorlarsa bin kere haklılar. AB'ye mi Hotanto'ya mı katılacağımızı bilmiyoruz ki!.. Hem AB'ye intibak için TCK'da değişiklik yapıyorsun, hem de yürürlükten kalkmış ceza maddesini geçerli sayıyorsun.. Adamına göre hukuk... Adamına göre af... Adamına göre demokrasi... Ve güdümlü başbakanlığa talip bir memleket... Siz olsanız böyle bir memleketi aranıza alır mısınız? Fakat vatandaş ne yapsın? Zavallı vatandaş... "Öz yurdunda garipsin... Öz vatanında parya"...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.