Birinci kriz, ekonomik; o malum, iki yıldır çekiyoruz. Vatandaşta dayanacak hal kalmadı. İkinci kriz, İsrail-Filistin savaşı. O da yıllardır sürüp gidiyor. Üçüncüsü de başörtüsü krizi. Bu da '97'den beri kanayıp durmakta. Hükümetlerin görevi ülkelerini huzura taşımaktır. Yoksa onlar orada huzuru zayıflatmak için bulunmuyorlar. Başbakan Ecevit dün yine hırçındı... Bülent Ecevit, İsrail'li Museviler için "en içten dostlar", Filistinliler'e de "can dostlar" diyordu. Ama aynı Ecevit, İmam Hatip Liselerini, Kur'an kurslarını, yurtları incitmekten zerrece sakınmıyordu. Sadece onları mı incitiyordu? Hayır... Aynı zamanda başörtülü milyonları. Ecevit'in hırçınlaşmasına sebep Metin Bostancıoğlu hakkında TBMM'nin soruşturma kararı almış olması. Halbuki gayet normal. İlk defa da karşılaşmıyoruz. Yakın zamanlara kadar birçok bakan hakkında verildi. Ecevit, meclisin bir anayasal mekanizmayı işletmesini hazmedemiyor. Esas hedefin Metin Bostancıoğlu değil laik cumhuriyet olduğunu iddia etti. Doğrusu bu sözü Türkiye'nin başbakanına yakıştıramadık. Üslup doğrudan doğruya tribünlere dönüktü. Herhalde yakaladığı bu fırsatla iktidar ömrünü sündürme niyetindeydi. Fakat nâfile. İstediği kadar gönül almaya çalışsın. Lobiler, "soykırım" ithamını ne unutacak, ne affedecekler. Mübalağada bile bir ölçü olur. "Hedef laik cumhuriyet" karalaması mübalağa sınırlarını dahi zorlamakta. Sanki kara mizah. Nerede kaldı milli irade? Çifte standardın böylesini yaşamadık. Nitekim bu konuşmanın yapıldığı saatlerde Meclis İnsan Hakları Komisyonu, İHL'lerde yaşanan başörtüsü zulmüyle alakalı yerinde bir karar aldı. Komisyon, sebep her ne olursa olsun öğrencilerin okula girmelerinin engellenemeyeceğini, polislerin çocuklara kelepçe takmalarının insanlık suçu olduğunu, hadiseye sebep olanlar hakkında kanuni mercilere suç ihbarı yapılacağını haber verdi.. Ecevit, şimdi buna ne diyecek? Herkese nezaketle muameleye özen gösteren bir politikacı, sıra başörtüsüne gelince neden bu kadar asabileşiyor. Başbakanın asabileştiği, hedefler gösterdiği, çifte standartlara değer verdiği, gençleri kategorize ettiği bir memlekette huzur olmaz. Bakınız artık televizyonlar bile gösteriyor. Gencecik evli çiftler, geçinmek için mutfak eşyasını satmak zorunda kalıyorlar. Bu yüzden boşanıyorlar, yuvalar dağılıyor. Siz bunun tasasını çekip, bunun hesabını veriniz, satanist olan binlerce gencin hesabını veriniz, alkole, fuhşa düşenlerin hesabını veriniz, bir tankı tamir edemeyecek kadar teknolojinin uzağında kalışımızın hesabını veriniz. Başbakan, bunlar yerine krize benzin dökmekte. O öyle yaparken MHP ne diyor? Susuyor. Hayır bu defa susmuyor. Bostancıoğlu aleyhine oy veren vicdanlı vekillerin can sıktığı açıklanıyor. Sanki kayıtsız şartısız DSP destekçisi olacaklarına dair taahhütname imzalamışlar. İçiçe üç kriz içindeyiz. Ve işte böyle yönetiliyoruz.