Irkçılığı milliyetçilik olarak göstermek, milliyetçiliği yolundan saptırmak ve ona hakaret olur. Ne dinimizde ve ne de töremizde ırkçılık vardır. Biz, bir sebeple zorda kalıp merhametimize sığınmış insanları himaye edip, gerekirse elimizdekini onlarla paylaşan bir milletiz. Bu asil hasletimizle takdir ediliriz. İrfanımızda "neme gerek!" "bana ne!" gibi aldırmazlıklar yoktur. Aile hayatımız da böyledir. Bizde bir kişiye veya bir aileye sığınan, ne pahasına olursa olsun düşmanına teslim edilmez.
Hem gerçek ve hem de keyfiyet bu iken ülkemize gelmek zorunda kalmış ve adına tahkir edici bir dille "Suriyeli" dedikleri insanlar, bazı zorbalar tarafından sözle ve fiilen tacize maruz kaldıkları gibi onlar üzerinden istismarlar da yürütülmektedir:
İcra edilen istismarın maksadı, iktidarı ve Sn. Cumhurbaşkanını yıpratmaktır. Seçimleri almak ve Sn. Erdoğan’ı yenmek için 15 Temmuz darbe ve işgal teşebbüsü dâhil olmak üzre akla-hayale gelen her yol denendi ama bunu yapanlar, her defasında hezimete uğradılar. Hakla bâtılı ayırt etme; furkan melekesine mâlik milletimiz, onlarla olmadı.
Şimdilerde ise "Suriyeliler" üzerinden ırkçılık körüklenmekte. O kadar ki bu çarpılmayla çağlar ötesine gidip Şamanizme kayanlar bile görülüyor. "Türk" diyerek Türk’ü, Türk yapan ne değer varsa onları karşısına alanlar, kavga ve kargaşa çıkarıyorlar.
Geçen haftanın ikinci yarısında İzmir’in Gediz ilçesindeki bir otobüste Suriyeli üç hanım ve çocukları da vardı. Bu hanımlar, yabancı düşmanlığı ve Suriyeli nefretiyle gözü dönmüş birkaç kişi tarafından yumrukla darp edilerek çocuklarıyla birlikte otobüsten atıldılar…
Böyle bir terbiye dışı hareket ne insanlığa, ne İslamlığa yakışır:
Bu çirkinliği işleyenler, olabilir ki "Suriyeli" dedikleri insanlardan birileriyle tatsızlıklar yaşamış olabilirler. İhtimal vermiyoruz ama diyelim ki bu ihtimal varittir. Öyle olsa bile üçüncü kişi durumundaki bu kadınlarla çocuklar, bunun sorumlusu değildir. Suçlar şahsîdir, genelleştirilemez.
Kadına el kalkmaz! Deriz. Kadına el kaldıranı kınarız.
Kadın, yabancıysa ne olur?
El kalkmaması bir tarafa; yumruk, sille tokatla hem de çocukları önünde dövülüp umuma mahsus bir vasıtadan atılması caiz midir? Asla! Bu davranışın kabulü mümkün değildir. Bu iğrenç hakareti gören kadınların Suriyeli, Iraklı, Afgan vs. olması mühim değil. İnsan olmaları kâfidir. Çinli yahut Kongolu olsa da bu yapılanlar, yine ayıp ve utanç verici olurdu.
"Suriyeli" diye köpüren Nazi kalpazanları, yeni değildir. Onlar, öteden beri "pis Arap" diye kardeşlik duygularını ve ortak iklimi kirlettiler. Avrupalı önünde sırnaşıp yılıştılar, İslâm dünyasından olanlar karşısındaysa kibirlendiler. Hâdise, aslında Araplara farklı gözle bakmaktan da ibaret değildir. Hâdise, Araplar üzerinden İslâm nefretidir. İslâmofobiyi, İslâm düşmanlığını yalnızca dışarıda aramak yanlış olur.
Meselenin özü işte tamı tamına şu resmettiğimiz vaziyettir.
Tam bir 28 Şubat zihniyeti.
Nitekim o zihniyetin artıkları, bugün olmuş otobüste, metroda kendisiyle eşit haklara sahip hanımlara müdahale etmeye kalkışabilmekte fakat ağızlarının payını alınca da saklanacak köşe aramaktalar.
Tehlike, küçümsenemez. Söz konusu kademeli ve katmerli nefret, kademe kademe yayılmakta. Bu bir çirkinliğin hortlamasıdır. "Pis Arap!", "Arapça değil mi, uydur uydur söyle!" "Ne Şam’ın şekeri ne Arab’ın yüzü!" gibi yakıştırmalar, en az 50 yıl boyunca Tek Parti zihniyetlilerin dillerinde pelesenkti. Bu yüzden Arap turistler Yunanistan, İtalya, Fransa, İspanya, İngiltere ve diğer benzer memleketlere gidiyor fakat Türkiye’ye gelmiyorlardı. 1 sente muhtaç yaşanıyor ama Arapları aşağı görmekten vazgeçilmiyordu. Din kardeşimiz ve 5 asır birlikte yaşadığımız o insanlarsa Batı ülkelerini âbâd ediyorlardı. Haçlı dünyası oyunu iyi kurmuştu. Bu tezgâhın çarklarının kırılması Turgut Özal’ın Başbakanlığı döneminde oldu. Şimdi İslâm coğrafyasından turistler, şehirlerimizde, AVM’lerde cömertçe harcamalar yapmaktalar. Bugün İslâm ülkeleriyle münasebetlerimiz en güzel mevkidedir. Çekilemeyen de budur. Taşeronlar bunun için istihdam edilmekte.
Gözü dönmüş şaşkın Nazi kalpazanları, her Arapça konuşanı veya İslam coğrafyasından her geleni Suriyeli sanarak o ân kırmızı şal görmüş İspanyol boğası hiddetine kapılmaktalar.
Bu tehlikeli kini, nefreti, ötekileştirmeyi besleyen unsurlara müsaade ve müsamaha edilemez…
Bu nefrete öncülük eden parti var, parti başkanı var.
Yazıp-çizen, konuşan var…
Savcı, elbette otobüs zorbaları için gereğini yapacaktır. Lâkin bu yetmez. Aslî mânevi faillere de hesap sorulmalı. Bu yolla politika yapıp iç çatışma ve kargaşaya zemin hazırlayanlar için Cumhuriyet Başsavcısı, soruşturma açmalıdır. Huzur ve hayatımızı tehlikeye atacak şekilde kargaşa teşvikçiliği içinde olan politikacıların siyasetten menedilmesi ve parti veya partilerin de kapatılması için AYM nezdinde adlî mekanizma işletilmelidir.
Aslında ırkçılık yapan küçük partiyle başkanı belli. Suriyeli düşmanlığını Şaman dinine geçmekle dindirmeye çalışanlar da sosyal medyada görünüyor. Ama naklettiğimiz gibi misafirimiz hanımların, çocuklarıyla birlikte yumruklanarak otobüsten atılmasına bir DEVA Partilinin sahip çıkacağı akla hiç gelmezdi. Bu partiden İstanbul ilçelerinden birinde yönetici bir zavallı, olayı kınayanlara sosyal medyadan hakaretler etti...
Bu yapıdaki DEVA Partisi için söylenecek söz şudur:
-Sizlere ömür!..