Kargaşanın temelindeki sebep

A -
A +

Bütün bu çekişmelerin, kavga-gürültünün temelindeki sebep, fakirliktir. Bir avuç zengine mukabil fakir ülkeyiz. Parası olan devletlerle, onlara bağlı beynelmilel kuruluşlar, fakir ülkeleri ve bu meyanda Türkiye'yi diledikleri gibi dizayn edebilmekteler. Borçlunun boynu bükük olur. Halkta bağırtı-çağırtılar sürmekte, hükümete kızmalar olmakta ama borçlu hükümetlerin borç aldığı yerlere karşı boynu bükük, eli mahkûm. Dünya Bankası IMF'si yalvar yakar para verdikten sonra ayda en az bir kere teftişe geliyorlar. Lüzum gördükçe aralarda da gelmekteler. Siz birine borç verince ötesine karışmazsınız. Kapitalist anlayışta akçe, bizim telakkilerimizden de öte kıymetli. Onun için verdiklerinin nerelere harcanacağını da görmek istemekteler. Yetmiyor, kanunlarınıza, bakanlarınızın tasarrufuna da müdahil olmaktalar. Vesayet bu değilse vesayet nedir? Ne yapıp edip bu incitici halden kurtulmaya bakmalıyız. En azından iki asırdır vaziyetimiz aynı. Hükümetlerimiz bir tesadüf eseri numaralarla anılmakta. Bazıları hatta bunu "57. Cumhuriyet Hükümeti" tarzında göğüslerini gere gere ifade etmekteler. Ah keşke övüneceğimiz hükümetlerimiz olsa. Ne gezer? Zaman içinde sadece numaralar değişmekte. Zira hükümetler, sihirbazlardan kurulu değil. Eldeki imkânları kullanacaklar. Ülkenin nüfusu belli, kaynakları belli. işçisi belli, okuyanı belli, ihracatı belli... O zaman X partisi tek başına veya Y partisiyle koalisyon halinde iktidar olsa ne yazar olmasa ne yazar? Milletvekilleri parlamentoya girmeden evvel bir işe yarayacakları hayaliyle yanıp tutuşmaklar. Bir müddet sonra görüyorlar ki çok şey kendi dışlarında cereyan etmekte. Hani Napolyon'a izafe edilen bir söz vardır. Napolyon harbi kaybeden kumandana sormuş "niçin kaybettiniz?" Kumandan cevap verir "10 sebebi var" Napolyon "say" deyince kumandan "birincisi, barut yoktu" der, Napolyon, yüzünü buruşturarak sırtını dönüp giderken hâlâ put gibi dikilen kumandana cevap verir "gerisi kalsın". Çünkü geri kalan maddeler, teferruattan ibarettir. Türk milleti, bugün teferruatla meşgul. Ekonomik ve mali şartlar aynı oldukça idarecilerin değişmesiyle fazla bir şey değişmez. Onun için milletçe zengin olmanın yollarına bakmak lazım. Adnan Menderes merhum, daha ilk seçildiğinde hedefi doğru tayin etmiş. O'nun hedefi her mahallede bir milyoner çıkartmakmış. Fakat sözü de hedefi de anlaşılmamış. Neticede yerli değerleri ön plana çıkartmaya çalıştığı ve ekonomik haysiyete yöneldiği için canından oldu. Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, "eshabımın saadeti fakirliktedir, ahir zamanda gelecek ümmetimin saadeti ise zenginliktedir" buyurmaktalar. Bu ülke insanının kurtuluşu maddî mânevi zengin olmaktadır. "Paran kadar konuş", kaba bir sözdür. Lakin bir o kadar da doğrunun habercisidir. Sanmayınız ki yalnızca halk arasında cereyan eder. Aynı söz, diplomatik perendelerle devletler arasında muteberdir. Neymiş Birleşmiş Milletler. Her şey zengin 5 ülkenin tercihi doğrultusunda cereyan etmekte. Ne birleşmesi ne eşit sözü?!. Zengin olmadıktan sonra bu krizler bir gün biter 3 sene sonra yine başlar. Çünkü hayatımızı borçlarla idame ettirmekteyiz Ne yapmalı.? Evvela haddi bilmeli. Mütevazı olmalı. İsraftan kesinkes kaçınmalı. İsraf, haramdır, ekonomiyi batıran ana unsurlardandır. Buradan kalkıp yurt dışlarına maç seyretmeye gitmek hele bunu kriz ortamında yapmak israfın şaheseridir. Kredi kartları, cep telefonları, giydirilmiş binalar, yazlıkların çoğu, dolapta eskiyen kıyafetler, fazladan alınan oyuncak, lokantada fazladan ısmarlanan yemek ve gündelik hayatta sıradan gibi gelen her şey israf vesilesi veya doğrudan israf. Önce kayıpların önlenmesi gerekiyor. Sonra da üretimin çoğaltılması. Bugün dünya küçülmüş durumda. Herkes bir başka ülkeyi pazar olarak görmekte. Bizim de öyle yapmamız lazım. Mutlaka ihracatı arttırmalıyız. Bu da rekabetle mümkün. Rekabette galibiyet, dürüstlüğe bağlı. Kaliteli mal, makul fiyat. O zaman tercih edilirsiniz. Şunu herkesin bilmesi lazım. Geri kalmış ülke lafı boynumuzda bir esaret zinciridir. Bu zincir, boynumuzda olduğu sürece kimseyi AB'ye de almazlar, adam yerine de koymazlar. Avuç açar halden çıkmak şart. Onun için de ayağımızı yorganımıza göre uzatıp çok çalışmak ve çok üretmek çok satmak zorundayız. Yüce Allah, "yiyiniz içiniz fakat israf etmeyiniz" buyuruyor. Müsriflik bir hastalıktır. Tembellik hastalıktır. Bugünkü işi yarına bırakmak hastalıktır. Geliniz bu basit fakat mutlak temel doğrularla meşgul olalım. Bunlar ön plana çıkarsa hükümetler muktedir olur. Hükümet edenler başka diyardan değil ki. Onlar da aramızdan giden insanlar. Bir kere daha tekrarda fayda var. "Varlık seviştirir yokluk dövüştürür". Paran dünyada geçmiyorsa sözün de geçmez. Var mı ötesi? Öyleyse Adnan Menderes'in koyduğu hedefi tekrarlamalı. Bugün de hedef her mahallede bir trilyoner olmalı.. Fakat parayı kalbe koymak için değil. Paraya kul olmak için değil. Onu bir emanet bilerek. Emanete ihanet olmayacağını unutmadan. İnsanın hizmetine vermek için İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.