KIBRIS’A DAİR TEMEL GERÇEKLER

Sesli Dinle
A -
A +
Kıbrıs’ta Müslim, gayrimüslim, Türk, Rum… hiçbir insan yaşamasa bile bu ada, Türkiye için yine vazgeçilmez ehemmiyettedir. Adalar Denizi ve Akdeniz’deki her ada bizim için önemlidir. Ama Kıbrıs, Rodos, Girit önemden öte ehemmiyet derecesindedir. Kıbrıs da büsbütün kaybedilirse Türkiye, denizden mahrum edilerek kara ülkesi olmaya mahkûm edilmiş olur.
 
Biz, Kıbrıs adasını Rumlardan almadık. Venediklilerden fethettik. Ada, devrin önde gelen devletlerinden olan Venedik’in elindeydi. Az sayıda Rum da vardı. Ortodoks Rumlar, Katolik idareden kötü muamele görüyordu. Çareyi, İstanbul’dan yardım talep etmekte buldular. Rumların isteği üzerine II. Selim Han’ın Hükümdarlığı döneminde Lala Mustafa Paşa komutasında Kıbrıs üzerine büyük bir sefer tertip edildi. Fetih, 15 Eylül 1570’te müyesser oldu.
İslâm orduları, daha evvel Kıbrıs’a 24 sefer yapmışlardı. 24. seferde İslâm fethi gerçekleşti. İlk fatih Hazreti Osman’dı. İkinci fetihse O’nun ismini taşıyan bir Devlete nasip oluyordu. Kazanılan Osmanlı zaferiyle Kıbrıs ikinci defa Müslümanlaşıyordu…
 
1293 yani 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi, tarihteki en büyük kaybımızdır. Rumeli elimizden çıktı, Kuzeydoğu Anadolu işgal edildi. Bu savaş, kahramanlık heveskârı Sadrazam Midhat Paşa’nın, devleti harbe sürüklemesiyle başlamıştı. Aynı heveskârlık, 33 sene sonra İttihad ve Terakki zabitleri tarafından tekrarlanacak ve imparatorluğa vedâ edilecektir.
 
1293 Harbi’ndeki mağlubiyet üzerine meşruti Hükümdar Sultan Abdülhamid Han, yetkileri eline aldı. Ruslara karşı İngiltere’yi yanımıza çekmeye çalıştı. Fakat bedeli ağır olacaktı. Kıbrıs, İngilizlere kiralandı. Belli ki Londra, daha o zaman bir Yahudi devleti kurmak için Filistin’e yakın bir merkeze yerleşmek istemiş. Diğer unvanıyla Büyük Britanya, hukuk çerçevesinde kiracıyken I. Dünya Harbi çıkıp da İttihad ve Terakki Hükûmeti Almanlar yanında yer alınca bunu fırsat bilerek adayı ilhak ettiğini ilân etti.
 
İşbu Kıbrıs adasının tamamı, Osmanlı ecdadımızın vakıf mülküdür. Mühim bir kısmı da Lala Mustafa Paşa Vakfı’dır. Bir devlet, bir ülkeyi işgal ettiğinde hukuk kaideleri icabı yalnızca o devletin hazinesine ait olan mülklere el koyabilir. Hakiki şahıslarla vakıf ve cemiyet gibi hükmî şahsiyetlerin mallarına ilişemez. Bu itibarla İngiltere’nin savaşı fırsat bilerek Kıbrıs’ı mülkü ilân etmesi hukuksuzdur. Bu keyfiyetten dolayı Ankara’nın Lozan’da bu tanımayı kabulü geçersizdir. Müzayaka hâlidir. Yok hükmündedir.
 
-20 Temmuz 1974 tarihinde yaptığımız Kıbrıs Harekâtı yarım kalmıştır. İzah ettiğimiz gerekçelerden dolayı adanın tamamı alınmalıydı. Alındıktan sonra da Rumlara, “biz, dedelerinizin dâveti üzerine buraya gelip binlerce şehid vererek sizi Vededik zulmünden kurtardık. Ardından üç buçuk asır birlikte yaşadık. Ada bizden gasbedildikten sonra Rum ve Türkler düşmanlaştırıldı. Şimdi bu harekâtla yeni bir sayfa açıyoruz. İsteyen burada kalabilir. İsteyen gidebilir. Kalanlar, haklarından hiçbir şey kaybetmeyeceklerdir. Gitmek isteyenlerin hakları da ziyan olmayacaktır. Onlara da hakem hey’eti takdiriyle mülklerinin bedeli hakkıyla ödenecektir…”
 
Bu veya benzer tasarruflar yapılacak yerde adanın sadece üçte biri ile yetinildi. Bu da arkada ihtilaflar bıraktı.
 
Bu müdahaleye “Barış Harekâtı” demek, güdülen aşırı ihtiyatın eseridir. Adanın tamamını almamaktaki o çekingenlik, daha sonra devletin isminde de okunabildi. Hâlbuki bunlar, Washington’un Türkiye’ye 15 yıl boyunca silah ambargosu yapmasına mâni olmadı. “KKTC” değil, “KTC-Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” denmeliydi. Bu isim tescillendiğinde mevcut bayrak da yeniden tanzim edilmelidir.
 
Kıbrıs, fiilen bölündükten sonra 40 yıl boyunca federasyon için uğraşmak sadece zaman israfı olmuştur.
 
TC Devleti güçlenince bu durum KTC’ye aksetti. Adanın su, elektrik, hava limanı gibi ihtiyaçları karşılandı. TDT-Türk Devletleri Teşkilatı’na gözlemci üye olması ise çok değerlidir ve yarı tanımadır. Rusya’nın KTC’ye konsolosluk açması, doğrudan uçak seferleri yapması da yarı tanıma olacaktır. Bu yarım tanımaları, tanımaya çevirebilmeliyiz. Diplomasi maharetimiz, TDK ve İİT üyeleri başta olmak üzere devletleri KTC için ikna etmelidir…
 
Eyüb Sultan Hazretlerinin İstanbul’un mânevî sahibi olması gibi Kıbrıs’ın
mânevî sahibesi de Larnaka’da medfun olan Ümmü Haram bint el Ensâriyyedir. Hazreti Osman’ın Hilafeti zamanında Kıbrıs’a düzenlenen seferlerden birine kocası Ubâde bin Sâmid ile birlikte iştirak etmişti.
 
Türbesinin bulunduğu yerde attan düşerek şehid oldu. Kabri, Kıbrıs’ın fethi üzerine 1571’de imar edildi. Şeyh Hasan Efendi de 1760’ta kabrin üstüne türbe yaptırdı. Sevgili Peygamberimizin -aleyhisselam- süt teyzesidir. “Hala Sultan” diye meşhur olmuştur.
 
İşbu Kıbrıs’ta BM gücü, KTC’nin Pile’ye yol açmasına mâni olmaya kalkıştı. Oysa KTC çeyrek asırdır beklemektedir. Üstelik Pile Köyü karmadır.
Pile ihtilafının bir hayra dönüşmesi umulur.
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.