Kumaşı ters yüz etmek

A -
A +

Parlamentoya girme ihtimali olan partilere aday akını var. Bazı eskiler elenecek ve o koskoca adamlar hiç aynaya bakmadan "küskün" olacaklar. Bazı yeniler seçilecek. Üç-beş en eskiyse yeniden koltuklarına kavuşacaklar. Acaba bunlardan kaçına bizatihi parti genel merkezlerinden teklif gitmekte, genel başkanlarının veya dostlarının ısrarı, hatta zoruyla aday olmakta. Herhalde binde biri aşmaz. Kalanı şahsî kararlarıyla koşmaktalar. Herkes, bir kurtarıcı. Herkes, her konudan anlamakta fakat çok da bir şey bilmemekte. Ağızlarda aynı sakız. Aynı bayat nakarat. Sıfır numara tıraş gibi zannedersiniz zekâlar da sıfır numara. Üç aşağı-beş yukarı bakışlar, tenkitler-varsa-teklifler aynı. Kendi himmete muhtaç bir dede, gayrıya nasıl himmet ede? Bir de bunlara hırsları ekleyiniz. Daha çok kazanma hırsı, bakanlığa kadar uzanan makam hırsı. Desinler, gösteriş hırsı. Kimse düşünmüyor ki acaba ben şu kazandığımın hakkını verebiliyor muyum diye? Veya bakanlık ne demek benim ne hadime diyemiyor. Herkes kendini üstün hizmet madalyasına layık bulmakta. Çok kimse o kadar kıymetli ki onlara bakanlık bile az. O yüzden başbakanlığı üçer aylık münavebeli bir makam yapmalı. Bu seçimlerin zaten pek bir vasfı yok. En büyük iyiliği ülkeyi 57. hükümetten kurtarması. Ve tabii bu arada bazı partilerin tarihe intikal etmeleri. Bu iki pratiğinden öte sadece formalite, neticeten bütçeye ağır bir külfet. Esasta ise 3 Kasım bir ara seçim. Sanki esas seçim daha sonra olacak. Çünkü ortada bir plan, program, proje yok. Tek sermaye eski veya yeni olmak veya diğer partinin kusurları. Bununla bir yere varılamaz. Sadece bir kısım göz açıklar vekil veya bakan olur ve böylece önce hayal ettikleri maaş ve bilahare de astronomik emekliliğe kavuşurlar. Aldıklarında işçi, küçük esnaf, emekli, dul ve yetimin hakkı olduğunu hatırının ucuna getiren çıkar mı acaba? Bütün bunların maliyeti nedir? Ekonomik maliyetini demiyoruz... İtibar maliyeti? Bugün siyaset kurumu inanılmaz derecede itibar kaybetmiştir. Seçmen kendi eliyle Ankara'ya yolladığı insanlara bir zaman sonra demediğini bırakmıyor. Bu kötü manzaranın sebepleriyle birlikte ortadan kalkması gerekir. Hastalığın temelinde inançsızlık var. Vatandaş kendi seçtiği insana inanmıyor. Her defasında hayal kırıklığına uğradı da ondan. Bu defa da aynı akıbetin kendisini beklediğinden endişeli. Partilerin birbirlerine benzetilmeleri hata olmuştur. Halbuki hayat farklılıklarla zenginleşir. O zenginliği yitirdik. Bir de kaliteli insanı. Geriye ne kaldı? Kalanlar ortada. Kuru vaadler. Samimiyetsizlik. Ve boşa geçen zaman.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.