“Soğuk Savaş”ın 1991’de bitmesinden sonra bugün gelinen noktada anlaşılan o ki soğuk savaş bitmemiştir. Şekil değiştirmektedir. Soğuk savaş, II. Dünya Harbi’nden sonra başlayan dönemin adıdır. Bu dönemde dünya iki kutupluydu. Kutup başlarından biri ABD iken, diğeri SSCB idi.
Çin, Hindistan, Pakistan, İran hariç hemen bütün Asya ve Türkiye ve Yunanistan dışındaki bütün Balkanlar, Orta Avrupa ve Baltık ülkeleri, Sovyetlerin hâkimiyetindeydi.
SSCB, 1991’de dağılınca gerek Asya ve gerekse Avrupa’da Sovyet uydusu olan ülkeler, hürriyetlerine kavuştular. Bugün Avrupa’daki bu devletlerden bazıları ya AB veya NATO üyesidir.
Sovyetlerin yerini alan Rusya Federasyonu, isminden de belli olduğu gibi millî devlet değildir. SSCB’ye göre küçülmüş olan bu Rusya, 1991’den Vladimir Putin’in Başbakan olarak işbaşına geldiği 1998’e kadar zayıf bir süreç yaşadı. O tarihlerde gözlemler, dünyanın artık tek kutuplu olduğu yönündeydi. Amerika’nın Irak ve Afganistan işgalleriyle ABD’de arka arkaya gelen yetersiz Başkanlar dönemi, ABD lehine olarak tek kutuplu olmaya imkân vermedi. Afganistan, Kızıl İmparatorluğu bitirdiği gibi ABD’nin de yolunu kesti. Ortaya “Arap Baharı” diye bir muamma. Atıldı. İçinde bulunduğumuz bölge geniş şekilde huzursuzluğa, kargaşa ve savaşlara sürüklendi.
Amerika’nın bu beceriksizlikleri, eski bir istihbaratçı olan Putin tarafından iyi değerlendirildi. Gerek Başbakanlığı ve gerekse Başkanlıkları döneminde Washington’ın zaaflarını fırsata çevirerek Rusya’yı yeniden rekabetteki yerine kavuşturdu.
İkinci kutup, sanki geri dönmüştü.
Soğuk savaşta Çin ile SSCB birbirlerine mesafeli idiler. Bugün daha yakınlar. Buna mukabil, Balkanlar, Orta Avrupa ve Baltık Avrupası’yla Batı ve Kuzey Karadeniz, neredeyse Rusya’nın nüfuzundan çıkmıştır. Asya ise Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı, Rusya, Çin, İran tesirinde bulunuyor. Güney Asya, Rusya’dan uzaktır.
Bütün bunlara rağmen Rusya Federasyonu, eski günleri sayıklamaktadır. Kimse de kimseye “Neo-Çar” veya “Neo-Sovyetçi” demiyor. Vladimir Putin, hem Sovyetlerin ve hem de Çarlık Rusya’sının hasretini çektiğini saklamıyor. ABD, bu Rusya’yı büsbütün ayağa kalkmadan, genişlemeden belli bir dar bölgeye sıkıştırma arzusunda. Ukrayna-Rusya savaşının çıkış sebebi bundandır.
Washington’ın planları bundan ibaret değil. Soğuk savaşın yeni şekillenmesinde attığı başka adımlar da var. Romanya, Bulgaristan, Yunanistan ve Girit’te Amerikan tesis ve askerleri mevcut. Tekirdağ’a iki saat mesafedeki Dedeağaç’ta üs kurmuş bulunuyor. Savunmasına göre bunu Rusya’ya karşı yapıyor. Suriye’nin kuzeyinde PKK’nın Suriye parçası PYD/YPG ile de iş birliği hâlinde. Suriye’de Rusya da mevcut. Ayrıca, Türkiye de orada. Keza ABD’nin Irak’tan Körfez ve Mısır’a kadar olan sahada da üs ve askerleri yer alıyor.
Şimdi bir adım daha atılmakta:
Ermenistan, Rusya’dan çekip alınıyor. Amerikan ve Ermenistan ordusu, ortak tatbikat çalışmasında. Böyle bir tatbikat ve destekten güç alan Ermenistan, Dağlık Karabağ, hezimetini telafi etme arayışında. Şüphesiz ki Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırması Türkiye’ye saldırıdır. Aynı antlaşma, Washington’la Erivan arasında da yapılabilir. Azerbaycan’ın Ermenistan’a vereceği karşılığa İran’ın kayıtsız kalmayarak Azerbaycan’ı taciz edeceği de konuşuluyor.
Rusya-Ukrayna Savaşından dolayı, yakınımızda bir buhran devam ederken bölgemizde ayrıca bahsettiğimiz Amerikan çevrelemesi yaşanıyor. Eş zamanlı olarak daha başka olaylar da gelişti. Ermenistan’ın yüzünü Moskova’dan Rusya’ya döndürmesi, onlardan sonuncusudur. Bundan önce Kerkük’te kısa fakat ciddi bir sancı yaşandı. Suriye’de ise büyük Kürt Aşiretleri PKK/YPG’ye taarruz ederek topraklarından atma yoluna girdiler.
Bu aşiretler hep oradaydı.
Neden bugüne kadar beklediler?
Kimden yardım alıyorlar?
Toparlarsak manzara şöyledir.
Adalar Denizi ve Ukrayna ile Irak ve Suriye sıkıntılarına şimdi güney Kafkaslarda Ermenistan-Azerbaycan-İran çatışmasının eklenmesi de mevzubahistir.
Bütün bu olanlarda Rusya tek hedef değildir.
Büyümemiz hazmedilemiyor.
Üç taraftan kuşatılıyoruz.