27 Haziran günü Paris’in Nanterre Banliyösü’nde Nahel Merzouk ve 2 arkadaşı, Polonya plakalı Mercedes marka bir arabayla seyir hâlindeydiler. Arabayı, 17 yaşında bir genç olan Cezayir asıllı Nahel kullanıyordu. Marka bir araba ve içindeki alt sınıftan gençler, polisin dikkatini çektiğinden onları durdurmak istedi. “Öteki” olmanın ruh hâlini yaşayan gençler korktular. Nahel, gaza basma yanlışlığı yaptı. Ardından bir yanlışlık daha yaparak kırmızı ışığı da ihlal etti. Ama az sonra yoğun trafikte durmak zorunda kaldılar.
Ekip otosu yetişti. İçlerinden bir polis, yanına yaklaştığı Nahel’i payladı. Arkadaşlarının yanında küçük düşen delikanlı, kendince bir şeyler söyledi. Polis, bunu "görevli memura itaatsizlik" sayarak tabancasının kabzasıyla kafasına vurdu. Canı yanan genç kızdı. O, kızınca çileden çıkan polis, tabancasını ateşledi.
Bir “kara derili” daha ölmüştü…
Suçlu kim?
Suçlu, evvela, trafik polisinin silah taşımasına yetki veren Fransa’dır.
İkinci suçlu, tabiî ki cinayet fâili polistir. Bu polis, nerede hangi eğitimi almıştır? Böyleleri sükûnet ve huzuru nasıl temin edebilir?
Öbür suçlularsa ekipteki diğer polislerdir. Seyretmeyip, arkadaşlarını engellemeliydiler.
Cinayet ânında çekilen bir video bu elîm vak’ayı da kayda almıştır. O kayıt, kamuoyu ile paylaşıldı. Bunun üzerine bir öfke seli patladı. Paris, sanki ateşe verildi. Bend tanımayan öfke, Lyon ve Strazburg gibi şehirlere de yayıldı. 5 bin civarında yakalama, bin 300’den fazla gözaltı oldu. İki bin 500’den fazla yerde yangın çıktı. Bin 400’e yakın araç yakıldı. Çok sayıda mağaza yağmalandı. Bir belediye reisinin evi kundaklandı. 10’a yakın şehirde saat 21’den sonra sokağa çıkma yasağı konduğu hâlde 45 bin polis ve jandarma, öfke seli önünde âciz kaldı. Bundan dolayı Özel Kuvvetler de sahaya sürüldü. Paris ve dolayısıyla Fransa âdeta felç oldu.
DCU Başkan Yardımcısı Andreas Jung’un teşhisi doğrudur:
-Fransa, derin şekilde bölünmüştür!..
Belediye Başkanlarından Patrick Jarry’nin Afrika asıllılara dair dedikleri de itiraf mahiyetindedir:
-Bu insanlar, düzgün bir eğitim hakkından, kültüre erişmeden, barınmadan vs. mahrumlar. Oturup karşılıklı konuşmamız lazım!
Bu başkaldırmış olan genç öfkenin yaş ortalaması 17’dir.
Onlar, şeklen Fransız vatandaşıdır.
Aslındaysa "yabancı", "öteki", "kara renkli" ve "dünkü kölenin
çocukları"dır.
Paris’te çıkan bu yangın, aralarında İsviçre’nin de olduğu bazı Avrupa devletlerine de sıçradı. Hollanda Kralı Willem Aleksander ise Köleliğin Kaldırılma Günü’nü vesile ederek Hollanda’nın geçmişte yaptıklarından dolayı -tazminat ödememek kaydıyla- özür dilediklerini dile getirme kurnazlığını gösterdi…
Haberlerde 17 yaşlarındaki o gençler için "âsiler", "isyancılar" gibi sıfatların kullanılması doğru değildir. Bu yapılanlar mazlumların isyanıdır, mazlumların öfkesidir, mazlumların zalimlerle hesaplaşmasıdır.
Bunları derken yağma ve yakıp yıkmaları mazur mu görüyoruz?
Yakarak, kundaklayarak, yağmalayarak üçüncü kişilere zarar vermek, hiçbir gerekçeyle kabul edilemez!..
Biz, hâdisenin tarihî ve sosyolojik olarak teşhisini koyuyoruz.
Yüzeyde, satıhta, görünüşte kalınmasın istiyoruz:
İstisnasız bütün Avrupa milletleri, emperyalistler Afrika, Asya ve Amerika kıtalarını 4-5 asırdan bu yana sömüre sömüre semirdiler. Afrikalılar, hayvanlar gibi alınıp satıldı, kafeslerde teşhir edildi. Dinleri, dilleri, isimleri, hürriyetleri, insanlıkları ellerinden alındı.
Müstemlekeciler, istilacılar, evlerindeki köpekler kadar bu Afrikalılara, Uzak Asyalılara, Kızılderililere, Aborjinlere değer vermediler. Öğün yemekleri asgari kıyafetleri bile onlardan esirgendi. Bu mezâlim, asırlardan asırlara, nesillerden nesillere aktarıldı. Unutmadılar, unutturmadılar. Ayrıca Cezayir gibi Müslüman ülkelerde soykırımlar yapıldı. Fransa, Afrika’da katlettiği insan sayısının onda biri kadar kuş öldürseydi, kimsenin yüzüne bakamazdı; ama Müslüman veya kara renklileri öldürdüğü için yaptığı hak olarak görüldü.
İspanyolların, Portekizlilerin, Hollandalıların, İngilizlerin, Fransızların ve daha başkalarının elinde Endülüs, Endonezya, Türkistan, Afganistan, Güney Asya, Irak, Anadolu, Afrika ve Filistinlilerin kanı vardır.
Mazlumların torunları, içlerinden bir mazlumun Kurban Bayramı’na girmek üzereyken polis kibri ve keyfîliğiyle öldürülmesine tahammül gösteremeyerek sokak ve meydanlara döküldüler. Yapılanların bazısı suçtur. Ama onların büyük büyük dede ve ninelerine, ana-babalarına ve nihayet kendilerine reva görülenler de insanlık ayıbıdır. Bu ayıplar, delikanlı öfkesi olmuş ve onu işleyen millet ve devletlere hesap sormaktadır…
Bu hâdise, ilk değil. Son da olmayabilir. Batı, tarihiyle yüzleşip hakkıyla özür dilemez, bedel ödemez ve eşitliği kabul etmez ve adaleti tesis etmezse daha çok yanar.
Paris alev alevken eş zamanlı olarak Akdeniz’de bir göçmen teknesi daha battı, onlarca çaresiz yine sulara gömüldü. Emperyalist Batı’nın şımarttığı İsrail, Kurban Bayramı’nda Batı Şeria’yı vurarak bir kere daha yarım düzineye yakın Filistinlinin canına kıydı.
Zulüm bitmezse yangınlar da bitmez!