Partiler Kanunu, Seçim Kanunu değişmeden seçime gidilince olacağı buydu. Kanunlar, ittifaka da imkân vermiyor. Üstüne üstlük bir de yüzde 10 Barajı var. Anketler şunu göstermekte ki Meclis dışında olup da Meclis'e girmesinde birçok faydalar olan partiler bir tarafa değişik dönemde iktidar olmuş partilerin de dışarıda kalmaları yüksek ihtimal. Eğer anket tahminleri doğru çıkar da 4 Kasım sabahı yalnızca AK Parti ve CHP barajı aşıp diğerleri sulara gömülürse bu çok ciddi rahatsızlık uyandıracaktır. En evvel de barajı aşan bu iki parti böyle bir sonuca razı olmayacak, bir sevinç yaşayamayacaklardır. Kuleli Ofis'te sayın Demirel'e "4 Kasım sabahını nasıl görüyorsunuz?" diye soruyoruz. Verdiği cevap düşündürücü. "4 kasım sabahı sürprizlerle dolu, diyor ve devam ediyor, kafalar karışık. Türkiye, bu kadar karışık kafayla seçime hiç gitmedi." Barajı soruyoruz. Başkanlık sistemine gidilerek barajın tamamen kaldırılmasını, o zaman her fikrin parlamentoda temsil edilebileceğine işaret ediyor. Başkanlık sistemi gibi anayasal büyük bir meseleyi şimdilik hariç tutarsak Türkiye'nin rahatlaması için yapılacak değişiklikleri şöylece sıralamak mümkün. Mevzuatın ittifaka imkân verir hale getirilmesi. Yüzde 10 barajının düşürülmesi. Siyasi Partiler Kanunuyla, Seçim Kanununun değiştirilmesi. Eğer bunlar olmazsa Türkiye 4 Kasımdan itibaren yeniden sancılanmaya başlayacaktır. Ekonomi de sosyal huzur da siyasi ortam da bu yükü kaldırmakta çok zorlanır. Ekonomik olarak önce kriz vardı. Sonra seçim ortamına girildiği için bekleyiş başladı. Şu ân hayat beklemede. Yarın bir de büyük çoğunluğun temsil edilemediği bir parlamentoyla karşılaştığımızda tekrar bin türlü sıkıntı başlayacaktır. Milli iradenin hakkıyla yansıtılamadığı bir Meclis, bu kuşkulu ortamdan doğan güvensizlikle dövizin fırlaması vs. Ve girilecek kış mevsimi. O ortamda hiç kimsenin şüphesi olmasın. İşsizlik katlanacak, yoksulluk sınırı 2 milyara dayanacaktır. Lazım gelen tedbirlerinin acilen alınması lazım. Öncülüğü de AKP ve CHP yapmalı. TBMM hemen toplanarak geliyorum diyen tehlikenin önüne geçmeli. Sorumlu siyaset, Türkiye sevgisi, yarınlarımız endişesi bunu emrediyor.