MİLLÎ EĞİTİM

Sesli Dinle
A -
A +

Eğitim ve öğretim hizmetlerinin devlet tarafından icra edilmesi fikri, Türkiye’de ilk defa II. Mahmud Han zamanında gündeme gelmiştir. Bu hizmet, daha evvel vakıflar tarafından yapılırken 17 Mart 1857’de Sultan Abdülmecid Han döneminde Maarif-i Umumiyye Nezareti uhdesine verildi. Eğitim hayatımıza dair ilk kanuni düzenleme 1869 yılında yapıldı…

 

Tanzimat, I. Meşrutiyet, II. Meşrutiyet, Erken Cumhuriyet ve sonraki dönemlerden günümüze kadar değişik tanzim faaliyetleri süregeldi. Bakanlığın adı, 1923-1935 arası Maarif Vekâleti iken 1935-1941 yılları arasında Kültür Bakanlığı oldu. 1946-1950 arasında Millî Eğitim Bakanlığıdır. 1950-1960 arasında yine Maarif Vekâleti yapıldı. 1960-1983 arası tekrar Millî Eğitim Bakanlığı’na dönüldü. Daha sonra bu isme gençlik kelimesi ilavesi oldu. 1989’dan bu yana Millî Eğitim Bakanlığı ismi devam etmektedir.

 

Maksadımız, maarif tarihini yazmak değil:

 

Hamâsî bir kısım marşların aksine adı geçen teşkilatın, yekten yerden bitmediği yukarıdaki kısa malumatta da görülmektedir. Eğitim hizmeti, galiba bugünlere göre daha barışık bir toplumun ferdleri olan atalarımız döneminde özeldir. Envâî çeşit vakıf vardır. Bunlar da eğitim yuvaları. Devlet, tökezlemeye başlayınca alınan yara tabiatıyla vücudun tamamına tesir etmiştir. Düşünmeli ki bir şapka son bir asrımızı meşgul etti. Ondan önceki asır da fesle meşguldü. Bir asırdan diğerine geçerken bu defa meşguliyet mevzuu erkeğin başından kadının başına döndü. Son iki yüz yıl kalbden ziyade kalıpla ilgilidir. Bundan dolayıdır ki devlet köklü değişime uğrarken maarif istisna kalmamıştır. Hem elifbası ve hem de kelimesi tırpanlanmış bir başka dünya devleti yoktur.

 

Her hâlükârda isimler, tabelâlar değişse de anaokulundan üniversiteye bütün kademeler bütün zamanlarda vardır. Mesela anaokulunun tanınması çok yenidir. Hâlbuki Beyazıt’ta İstanbul Valiliği hizmet binası olarak kullanılan ve duvarında Elifba Türkçesiyle "Gedikpaşa Ana Mektebi" yazan bina, Sultan Reşad Han zamanından, yüz yıl öncesinden kalmadır.

 

Bu topraklarda ıtırda gülün sesini duyan mütefekkir Cemil Meriç, "İdeolojiler, idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir!" derken muazzam bir tespit yapmaktadır. Zira ideoloji denen katı ve donmuşluk, ilerleme yolunda kişinin herkesten önce kendine engel çıkarmasıdır. Maarifin, öğretmenin, millî eğitimin ideolojiden, muhakkak uzak durması gerekirdi. Bu, gerek bugün de yarınlarda da muteberdir. Belki her kurum için durum böyledir ama maarif ve adliye veya başka bir ifadeyle millî eğitim ve yargı eksiksiz bir şekilde bu şarta tabidir.

 

Yassıada’da birtakım savcı ve hâkimlerin apolet karşısında hangi zelil hâllere düştüğü sıkça dile gelir. Ancak Tek Parti dönemiyle onun 1960’tan sonraki devamı 40 yılda üniversitenin, okulun, eğitimin, öğretmenin sol, sosyalist ve ötesi ideolojiler tarafından nasıl esir alındığı pek ikrar edilmez, helalleşme sıralamasına girmez. O kadar ki izm’ler karabasanındaki bu ülkede özel, ilk, orta ve yüksekokul açılması bile çok gecikerek olmuştur.

 

12 Eylül darbesine gerekçe yapılan her gün 20-25 gencin ölmesi dramı ve toplamda bu yurdun 5 bin evladının genç yaşta toprağa düşmesi kaybı, mukallid ideoloji ve o ideolojiden neş’et eden, doğan, yayılan ithal ideolojilerin radyoaktif zehirlenmesindendir.

 

Maarifimizin maruz kaldığı son çamurlu sel, 28 Şubat 1997’de başlayan, Sincar’da tankların balans ayarı kinâyesiyle ceberrutî tatbikata dönüşen ve bin yıl devam edeceği kibriyle topluma sürü muamelesini revâ gören 28 Şubat cinnetinde oldu. İlk 5 yıl çok şiddetli devam eden, sonraki 5 yılda da yine haksızlıklarla dolu 10-12 yılda binlerce talebe ve onların aileleri tam bir zulüm yaşadı ve ikna odalarında, tabutluk işkencesine maruz kaldı. 1857’den bu yana, hatta 1970’lerin o kızıl renkli günlerinde bile bu denli faşizm ideolojisi olmamıştı. O kadar ki meslek okulları da insafsızca gadre uğradı ve pervasızlık, memlekette ara eleman sıkıntısına yol açtı. Şimdilerde alınan tedbirlerle bu sıkıntı, telafi edilmeye çalışılmakta. Meslek okulları, altın bilezik sahibi olmaktalar.

 

FETÖ terör örgütü mezalimi de maarifimizden uzaklaştırılınca eğitim hayatımız saf ilme yöneldi. Uygulamada eksik, gedik, yanlışlıklar olabilir. Ancak ideolojik bir şartlanmışlık ve tek tip insan yetiştirme, ötekileştirme olduğu söylenemez. Bugün 131’i devletin olan 209 üniversitemiz var. İlk ve ortaöğretimdeki kurumlarımızın sayısı binlerledir. 2023’te 1 milyon 200 bin öğretmen işbaşında. 19 milyon talebe tahsil yapıyor. Bu rakam Hollanda, Lüksemburg ve daha birkaç Avrupa devletinin nüfuslarının mecmuundan fazladır. Lakin bir kez daha hatırlatmak gerekir ki gençlerin geç evlenme ve az çocuk rüzgârına kapılmaları ve toplumu saran boşanma illeti yüzünden Türkiye, 2053’e girerken nüfus artış hızımız bugünkü kısır Avrupa’ya dönecektir.

 

Bu çaptaki Millî Eğitim teşkilatı, son senelerde son bir asırdaki en yüksek bütçe ile destek görmektedir. 2023 bütçesi önceki yıla nazaran 58 kat artışla 650 milyar TL’dir.

 

MEB bu bütçeyle birçok bakanlığın açık ara önündedir…

 

Cami-Mektep-Dergâh denklemi irfanımızın beleyici membaıdır.

 

Bu denkleme dair kafa yormak gerekir…

 

Türkiye Yüzyılı, hem kalemle hem kılıçla,

 

Türkiye Yüzyılı, hem Orduyla hem Maarifle,

 

Türkiye Yüzyılı, hem Duayla hem Gayretle.

 

Türkiye Yüzyılı, Büyük Toprak ve Büyük Nüfusla gerçek olacaktır.

 

Bu şuur, okullarda birkaç ülke nüfusuna denk sayıdaki bu vatanın çocuk ve gençlerine kazandırılırsa Türkiye’yi kimse tutamaz...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.