Demiryollarından emekli 69 yaşında yabancı düşmanı bir Fransız. Sabıkası var. Daha evvel de yabancılara kılıçla saldırmış. Ceza almış. İnfazdan sonraysa bu defa daha büyük bir hadise çıkardı. William M. adındaki bu kişi, 23 Aralık 2022 günü Paris’in Engihien Caddesi’nde bir grup yabancıya ateş açarak 3 kişiyi katletti ve 3 kişiyi de yaraladı. Fail, yakalandı.
Ölen ve yaralanan kimseler PKK yanlıları.
Yaşanan saldırı ölümler üzerine yüzleri maskeli örgüt militanları, ellerinde flamalar ve elebaşlarının posterleriyle etrafa dehşet saçmaya başladılar. Bu katliam bize karşı yapıldı iddiasıyla taş ve sopalarla saldırıp, havai fişekler attılar. Durakları tahrip ediyor, arabaların cam ve aynalarını kırıp hasar veriyor, vitrinleri taşlıyorlardı.
Paris, bir hüzün, derin bir keder yaşarken polisin ihtiyatlı tavrı dikkat çekti.
Vaka mahalline gelen İçişleri Bakanı Gerald Dermanin ise mutedil bir demeç verdi. Bakan’a göre cinayet failinin aşırı sağcı olduğuna dair kati malumat mevcut değilmiş. Yabancı düşmanı olduğu ise kesin. Bakan, Wiliam M.’nin Kürtleri bilhassa hedef aldığının söylenemeyeceği görüşünde. Ancak bu konuşma taşkınlıkları yatıştırmadı. Aksine örgüt militan ve taraftarları Cumhuriyet Meydanı’na toplanarak daha büyük gösteri ve tecavüzlere başladılar. Hadiseler, Atina’ya da sıçradı:
Bilindiği gibi Paris, Kürtçülere hususi özen gösterir. Aynı şekilde Türkiye düşmanı Ermenilere de söz ettirmez. Hatta bu memlekette düşünce hürriyeti olduğunu zanneden bir kimse, Ermeni soykırımı olmadığını, Türklerin bunu yapmadıklarını yazar veya söylerse kendini demir parmaklıklar arkasında bulur. Cezayir’de bir buçuk milyon Müslümana soykırım yapmış bir devlette manzara budur. Bir zamanlar Fransa Cumhurbaşkanı’nın refikayı muhteremeleri Bayan Mitterand bölücü Kürtçü örgüte öylesine sahip çıkıyordu ki haftada bir güneydoğuya geliyordu. Hasılı gerçek şudur; Fransa, bizden ne zarar gördüyse, derdi her ne ise hâkim katillerine varıncaya dek Türkiye ile ihtilafı olanlara her zaman yataklık yaptı. Hâlbuki adı geçen devletin, I. Dünya Harbi’nde ülkemizi işgal etmiş olmasından dolayı bize büyük bir özür ve af dileme borcu var. Yunanistan ise ayrı bahis. Lavriyon kampı, 40 yıldan bu yana bölücü örgütün talimgâhı ve barınağıdır. Bu tarafıyla da Esadgiller Nusayri Suriye’sinden farksızdır.
Fransa’ya merceği biraz daha yaklaştırırsak şunu görürüz:
Emmanuel Macron’un yönetim dönemi, bu memleket için her cephesiyle talihsizlik oldu. Yıllarca besledikleri unsurlar, bugün sıradan bir cinayet sebebiyle affetmiyor ve yakıp yıkıyorlar. Bu sıkıntıyı yaşayan Fransa’ya ‘’iyi oldu! Görün gününüzü!’’ demeyiz. Ama başka şeyler diyebiliriz:
Paris, ihtişamdan sefalete sürüklenip Sen Nehri bulanık akarken, Paris caddeleri kirlenirken Türkiye’de ne Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ne de bir Bakan “taraflara itidal tavsiye ediyoruz!’’ demeyecektir. İnsan aklını hafife alan böylesi boş lakırdılar bize uzaktır.
Şunu da bir vaat kabul edebilirler:
Fransız hükûmeti, şayet terörle baş edemiyorsa bizden yardım isteyebilirler. Askerimiz, polisimiz, yakın ve uzak komşumuz olan memleketlere gittiği gibi davet edilirse Paris, Berlin, Stockholm, Londra’ya…. da “Nizamı âlem içün’’ gidebilir.
Ama… Endişe ederiz ki Paris ve Batılı merkezler bu defa da gariplikler göstererek “Türkiye, Avrupa’ya terörist ve terör ihraç etti!’’ diye koca bir yalan uydurup çamur atabilirler.
Türk devlet adamları teröristlere kol-kanat geren Batılı merkezlere her vesileyle yanlış yaptıklarını söyledi ve söylemeye devam ediyor. Ne var ki kibir, gerçeği görmeye imkân vermedi, vermiyor. Paris kargaşasının bütün Batı’ya ders olmasını temenni ederiz. Avrupa hükûmetleri, Türkiye’yi bekletirken neredeyse PKK’ya AB’nin kapılarını açacaklardı.
Bir musibet, bin nasihatten evladır.
Ettiler buluyorlar.
Hâşâ kuluna zulmetmez Hüdası! Herkesin çektiği kendi cezası.
Türkiye’de terörden 50 bine yakın insan öldüyse onların kanı sadece teröristlerin elinde değildir. Eşkıyaya yardım edip destek verenlerin elleri de kirlidir.
Bir gece ay yüzünü göstermişken Fransa Cumhurbaşkanı, korumalarını atlatabilirse Mirabo Köprüsü’ne gidip köprünün altından dalgın akan Sen Nehri’nin sularına bakarken Guillaume Apollinaire’nin Mirabeau Köprüsü şiirinden şu mısraları okuyabilir. Şiiri okurken nefs muhasebesi yapabilir. Biz, Cemal Süreya tercümesini naklediyoruz. Fakat; Macron isterse Yahya Kemal’in “Rindlerin Ölümü’’nü Fransızcaya çevirterek onu da okuyabilir. Cezayir için, Afrika için, Anadolu işgali için ve nihayet Akdeniz’i kendilerine kabristan yaptıkları Suriyeli sığınmacılar için muhasebe ve tefekkür şart:
Günler geçiyor günler haftalar yaman
Ve dönmüyor geri
Ne çıkıp giden aşklar ne geçen zaman
Seine akıyor Mirabeau Köprüsü’nün altından.