NATO ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Sesli Dinle
A -
A +

NATO-Kuzey Atlantik Paktı, 1949 yılında SSCB-Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ne karşı kuruldu. Bir Soğuk Savaş dönemi eseridir. Bu askerî teşkilatın karşısında Sovyetler tarafında da Varşova Paktı vardı.

 

Türkiye, bir Rus işgali yaşamamak için yalnız kalmama ihtiyacındaydı. Stalin Moskova’sı Türkiye’den Kars, Ardahan ve Boğazları istiyordu. NATO’ya 1950’de yaptığımız üyelik müracaatımız, 1952’de kabul edildi. Kabul edilmemiz, bedel ödememiz; Kore’de şehîd, kayıp ve yaralı olmak üzere 3 tabura yakın Mehmetçiği feda etmemizle mümkün olmuştu...

 

Sonraki yıllarda Türk yüksek tahsil gençliği, NATO taraftarı olanlar ve karşısında olanlar diye ikiye ayrılacaktı. Bunlar karşılıklı hakaret edecek, birbirlerinin canlarına kıyacaklardı. Hâlbuki her iki taraftaki gençlerden birçoğunun dedeleri muhtelif cephelerde omuz omuza vatan için düşmanla mücadele etmişlerdi. Ama onlardan bir kısmı, kendi öz değerlerinden ırağa düşmüş talihsiz nesillerdi.

 

Soğuk Savaş yıllarında, Türkiye üzerinde muhtelif hesapları olan devletlerin istihbarat teşkilatları, psikolojik yönlendirmeler yapıyordu. İçeride beşinci kol faaliyetlerine karşı zayıftık. Zira MİT zayıftı. Bundan dolayı düşmanlıklar üretiliyor, kardeş, kardeşinin canına kıyıyordu…

 

SSCB’nin 1979’da Afganistan’ı işgal etmesi, Soğuk Savaş tarihinin seyrini değiştirdi. Dev Moskof imparatorluğu, ufacık Afganistan önünde mağlubiyet yaşadı. Bozgun, 1991’de Sovyetlerin dağılmasıyla noktalandı. Kafkas, Türkistan, Balkan ve Baltık milletleri, 70 yıllık Rus işgalinden kurtularak istiklallerine kavuştular.

 

Sovyetler Birliği çökünce Varşova Paktı tasfiye oldu.

 

SSB’nin yıkılması, herkesi şaşırttı. Farkında olunmadan bir efsanenin yaşanmış olduğu görüldü. SSCB, zahirindeki ürkütücülüğe mukabil aslında bir vehimler karabasanıymış. Ortada yükselen dallı-budaklı kocaman ağaç, meğer içten içe çürüyen çınarmış. Demek ki yalnızca o zamanki MİT değil, Amerikan ve Avrupa istihbarat unsurları da Rus istihbarat teşkilatı KGB’yi geçerek aydınlatıcı bilgi toplayamamışlar.
Çürüdüğü anlaşılamayan çınar, devrilip Varşova Paktı lağvedilince mukabili olan NATO’nun da varlığı sorgulanmaya başlandı. Şuur altı niyetler, bir haçlı çehresiyle hemen kendini gösterdiler. Batı’da ‘90’lı yılların başında “Yeşil Tehlike’’ diye İslâmiyet’i karalayan bir kavram ortaya atılmıştı. NATO sorgulanırken bazı aklı evvel haçlı zihniyetliler, “Yeşil Tehlike var! Bundan böyle NATO, varlığını Yeşil Tehlike’ye karşı devam ettirmeli!’’ deme cür’etini gösterdiler. Onlara göre tehlikenin kızılı bitmiş, yeşili başlamıştı. Gaflete bakmalı ki bunu diyenler, Türkiye’yi unutmuşlardı. Özür dileme ihtiyacı duymadan hadise çarçabuk örtüldü…

 

SSCB’den sonra ana gövde olarak seyre devam eden Rusya Federasyonu’nun başına Vladimir Putin gibi lider yapılı bir isim gelmeyip de Boris Yeltsin benzeri Rus devlet adamları gelselerdi bu Rusya, bir defa daha dağılır ve NATO’ya da lüzum kalmazdı. Ancak, hem çarlık Rusya’sı yani “neo Çarlık’’ ve hem de “yeni Sovyetler’’ hedefini gâyesine sindirmiş Putin, Rusya’yı yeniden İkinci Büyük Güç mevkiine yükseltti. Kuzey komşumuz, bugün hiçbir dönemde olmadığı kadar Akdeniz ve yakın çevrededir.

 

Bir varlık, aynı zamanda zıddı ile kaimdir. Putin Rusya’sının Kırım’ı işgal etmesi, Suriye’yi âdeta Moskova’ya bağlaması, Akdeniz’de savaş gemileri dolaştırması ve nihayet Batı’nın Ukrayna’da açmaya çalıştığı dehlize duyduğu öfkeyle buraya girmesi, NATO için ikinci bahar oldu. Teşkilatın devamına dair kanaatler pekişti. Ukrayna Vak’ası, bizimki kadar olmasa da acı Moskof hatıraları olan Kuzey Avrupa ülkelerini korkuttu. Finlandiya ve İsveç’in canhıraş bir taleple kendilerini NATO sundurması altına atma isteklerinin sebebi budur…

 

Şu dediklerimiz, dünkü ve bugünkü malumat, seyir ve hakîkatlerdir.

 

Ya istikbal!

 

Ya gelecek?

 

Bugün gelinen noktada NATO, Ankara’ya “ben sana mecburum!’’ diyor. Kuzey Atlantik Antlaşmasına vücut veren devletler, Finlandiya ve İsveç’in de NATO’ya girmelerini istediler. Teşkilatın kuruluş kanunu gereği bir devletin kabulü, üye bütün devletlerin muvafakatiyle mümkün olmaktadır. Finlandiya, istediğimiz güvenlik teminatlarını verdiği için O’na izin verdik. İsveç ise ya samimi olmadığı için ve/veya Türkiye’nin varlığına kasdeden terör örgütü tarafından rehine alındığından Türk milletini tatmin edecek sağlam bir teminatı veremedi, veremiyor. Washington ve diğer NATO başkentleriyse İsveç’in mutlaka aralarına alınmasını istemekteler. Buna mukabil Türkiye’nin tavrı net. Hile ve yetmezlikleri tasvip etmiyor.
Ankara, doğru yoldadır asla taviz verilmemeli…

 

Lakin, şu ihtimal de en azından nazarî olarak vardır:

 

NATO devletleri bir, üç, beş… defa Türkiye’ye ikna edici telkinler yaptıktan sonra bir netice alamayınca o zaman Haçlı tarafları, devreye girebilir ve Türkiye’yi NATO’dan ihraç etme teşebbüsüne kalkışabilirler. Böyle bir davranış, şüphesiz ki haysiyetimizle oynamaktır. Daha ihraç tehdidi yapılırken Ankara, NATO’yu lüzumsuz saydığımızı ilân edebilir.

 

Böylece NATO da Varşova Paktı’nın yanında yuvarlanır.
Washington, dünyanın kıyısında refah içinde yaşayan ve kimseye pek de bir faydası olmayan İsveç için Türkiye’yi gözden çıkartma gibi vahim bir gaflete düşerse bu, bir çınarın daha içten içe çürüdüğünün habercisidir demektir.

 

 

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.