Ölçü ve tartı, akıl, mantık, muhakeme ve muhasebe, insanın ve hayatın vazgeçilmezleridir. Mahkeme hey’etinin verdiği hükmün müdafaası demek olan "gerekçeli karar" hükmün hangi sebep ve ölçülerle verildiğinin izahıdır.
Ölçü ve tartı, dünyanın başlangıcından beri hep vardı. Zamanlar, dönemler içinde isimleri değişti fakat hep vardı. Bu ölçüler, içtimâî hayatın ana unsurlarındadır. Hayatımıza ayrılmaz şekilde yerleştikleri için önemleri düşünülmez. Akıl, mantık, muhakeme ve muhasebe ise doğrudan beşerin kendisiyle alâkalı ölçülerdir.
Bir de şuur vardır:
Şuur; akıl, mantık, muhakeme ve muhasebeyle yapılan veya yapılacak olanla alâkalı niyet, sebep, sâik, maksat ve gâye ile buna dair sahip olunan idraki, o idrakteki derinleşmeyi, yapılan işi ihata etmeyi, muhtemel fayda ve olabilecek zararları ölçüp tartabilmeyi, alınacak tedbirleri, yapılacak değişiklikleri, atılacak adımları soğukkanlılık ve ilmî değerlerle ölçmek demektir.
İnsan, kelimelerle düşünür. Lügati zengin olan milletler, mütefekkirler yetiştirebilir, ilim, edebiyat ve sanat sahasında dünyayla yarışabilirler. Aruz, hat, tezhîb, Osmanlıya İran’dan gelmedir. Ancak bizim şair, hattat, müzehhib ve müzehhibelerimiz, onları kendi teknelerinde yoğurarak kaynak ülkeyi aşmışlardır. Roman, piyes vs. bir buçuk asır evvel Avrupa’dan geldiği hâlde Osmanlı-Acem mukayesesindeki neticeyi yakaladığımız dünyada tanınırlık zaviyesinden bakıldığında zor söylenecektir.
"Bilinç" kelimesi, bir yerlerde belki bir işe yarar. Lakin bu kelime, "şuur" demek değildir. Şuur kelimesine karşılık ikame edilmiş olmasına rağmen değildir. Ve olamaz. Zira kelimelerin maddî yapıları, bir de sahip oldukları mânâ ve taşıdıkları ağırlıkları vardır. Bilinç, yavan ve kifayetsizdir. Şuurdaki o muazzam ağırlığı, muhatabına yüklediği sorumluluğu görmek mümkün değil. Şuurla bilinci denkleştirme çabası, elmasla bakırı kıyas etmek gibidir…
Böyle bir girişi yapmasaydık "millî şuur" cümlesi, boşlukta kalır yahut kastettiğimiz tam anlaşılmazdı.
Türkiye, 14 Mayıs 2023’te seçime gidecek.
Herkes şuurunda olmalı ki bu, farklı ve büyük bir seçimdir.
Bir çağın önündeki seçimdir.
Ya 2071 Kızılelma şafağına yönelmiş Türkiye Yüzyılı rüzgârı devam edecek veya izi-eseri kalmayacaktır.
Seçmenin bu seçimde yanlış yapmasının zararını, yalnızca bugün bizler değil en az iki asır boyunca gelecek nesiller de çekeceklerdir. Hata vaki olursa Türkiye, yükseldiği, tırmandığı dağın yamacından yeniden aşağılara, muhtaçlıklara yuvarlanacaktır. Bakanlarımızın, Avrupa’nın üçüncü sınıf devletlerinin kapılarında para toparlamak için beklediği, IMF’nin adımıza yeniden karar verici olduğu günler gecikmeden gelecektir. Daha onlarca kazanılmış kalem kaybedilecek, karanlıklar bir daha çökecektir. Biz, böylesi savrulmaları, yaşadık. Başımıza gelmeden evvel bazı tarif ve tasvirler hayal gibi geliyordu. Hakîkatin ta kendisi olduğunu çok ağır bedellerle ödedik.
14 Mayıs Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Seçimlerinin şuurunda olmak, zarurettir. Hem MV adaylarının seçiminde ve hem de seçmenin Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçmesinde hata edilmemesi olmazsa olmaz bir mecburiyettir. Aday tespitinde hangi ölçülerle hareket edilmesi gerektiğini "Yoldan Evvel Yoldaş" başlıklı yazımızda izah ettik. Seçmene gelince; seçmenin elinde de bir ölçü olmalı. Partizanlık ölçü değildir.
Ölçü, millî şuurdur:
Millî şuur, her zaman ve mekânda lâzım. O, bir hayat tarzı, duruş ve üsluptur. 14 Mayıs’ta ise zaruret derecesinde lâzımdır
Seçmen, tercih ettiği parti ve seçeceği adayda şunları aramalıdır:
Din şuuru, dil şuuru, tarih şuuru, şahsiyet şuuru, istikbâl şuuru, istiklâl şuuru, millet şuuru, vatan şuuru, yerlilik ve millîlik şuuru.
Bunlara sahip olmayanı, bunlardan haberdar olmayanı seçmek, hem bugünümüze ve hem de yarınlarımıza kıymak olacaktır.