Partilerimiz birbirlerine çok benzediler. Aradaki farklar silindi. Bu durum iyi mi, kötü mü? Herhalde iyi değil. Hepsinde aynı klişe nakaratlar aynı kısır döngü. Sadece kişiler değişik. Sözler, iddialar, ekonomi, iç politika dış politika hakkında birbirinin taklidi, sureti sönük ve pörsük görüşler ortaya koymaktalar, Halbuki futbol kulüplerinin bile artık bir oyun üslupları bulunuyor. Kararsız seçmenin çokluğu bundan. Evet, sebebi başka yerde aramayınız. Partiler, aynı elbiseyi giymişcesine birbirine benzeyince seçmen de mesafeli durmayı tercih etti.. Bir parti kurulunca insan bekliyor, yepyeni fikirler, yepyeni ufuklar sunulsun diye. Neticede beklediğinizle kalıyorsunuz. Gazeteler de öyle. Bir gazetenin çıkışını heyecanla bekliyorsunuz. Daha ayaktayken sayfaları çevirdikçe heyecanınız sönüyor. Köşelerdeki iddiaların fazlaca değeri yok. Neyin haberini nasıl yapıyorsunuz ona bakılır. Eğer elinize aldığınız yeni gazete de varlığını çıplak kadın resmine dayandırıyorsa o gazetenin yaşama şansı yoktur. İşte medyanın tiraj alamamasındaki sır da burada. Bir iki istisna dışında her gazete diğerinin fotokopisi. Arada hiçbir fark bulamıyorsunuz. Eskisi, cinsellik, dişilik ve bağıran haber üzerine kurulu. Yenisi de öyle. O halde okuyucu neden yıllardır okuduğu gazeteyi bıraksın? Parti de medya da söyleyecek yeni bir sözü olanlar için. Yeni bir şey diyemiyorsanız boşuna bir parti etrafında kümeleniyorsunuz... Boşuna bir medya için ter döküyorsunuz. Üstelik şu bir kanun... Kopan kaybeder. Bu gerçek, siyasette de medyada da tarihen sabittir. Kaybetmek istemeyen farkı yakalamak zorunda. Fark nedir? Fark, milletin arzusudur. Müşteri velinimettir. Siyasetçinin müşterisi seçmendir. Medyanınki okuyucu, seyirci, dinleyici. Ticarette müşterinin isteği ön planda tutulur. Parasını alabilmek için ona hitap edilir. Siyaset ve medya dünyasında müşteriye ne kadar hitap edilmekte? Hedef kitleyle bir uyuşmazlık var. Fikir, duygu, zevk uyuşmuyor.