POMPEİ GÜNLERİ

Sesli Dinle
A -
A +

Sosyal medyada dolaşan iki videodan söz edeceğiz.

 

Önce ilki:

 

Bir câminin içten görüntüsü; bir câmi içinde faaliyet olarak ne gibi görüntüler olur? Namaz vaktiyse, imam efendi ve cemaat, namaz kılmaktadırlar. Sair zamansa münferiden namaz kılan, Kelâmullah’ı kıraat eden müminler… Görüntüde sergilenenlerse bunlar veya bunlara benzer hâller değil. Câminin içi palyaçolar, çalgı sesi, oyun, şaklabanlık ve maskaralıklarla dolu. Tam bir hafiflik. Eksiksiz rezalet. Bunlar yapılarak, güya, çocuklara câmi ve İslâmiyet sevdirilecek!

 

Niyet o ise buradan şu sonuç çıkmaz mı?

 

-İmâm efendiler, vâizler, müezzin efendiler, maalesef vazifelerini yapamıyorlar. Bu milletin evlâdlarına bu dini ve mâbedlerimizi sevdiremediler. Vakit namazlarına yalnızca az sayıda emekli gelmekte. Bu sebeple câmilerde bu etkinlikler düzenlenmekte. Din adamlarının yapamadığını karnaval palyaçoları neden yapmasın? Mühim olan netice değil mi?

 

Olmasına ihtimal vermeyiz ama eğer böyle bir kanserli zihin varsa o zaman birileri de çıkar der ki: "Biz de meyhanedekileri namaza, câmiye alıştırmak, dînîmizle hemhâl kılmak için arada bir câmiin bir köşesine masa-sandalye, şişelerle meze tabaklarını koyacağız. O talihsiz vatandaşlar, o uhrevî havada bir taraftan demlenirken bir taraftan nefslerini hesaba çekerler."

 

Bu -Allah muhafaza- yapılır veya -inşallah- ve mutlaka yapılamaz ama değişmez bir gerçek var. Sosyal medya ortamında dolaşan câmide karnaval manzarası, bir gerçeği derhâl gündeme getirmektedir:

 

Hatırlanacağı gibi 2013’te tezgâhlan Gezi İsyanı’nda, isyancılar Bezm-i Âlem Vâlide Sultan -Dolmabahçe- Câmiine de girmiş, burada içki içmiş, pak alınların değdiği yaygıları kirletmiş ve türlü saygısızlıklardan sonra ertesi sabah savuşup gitmişlerdi.

 

Bu edepsizlik, millette büyük bir infiale yol açmıştı. Şimdi Hıristiyan dünyasından bir karnavalı çağrıştıran malum videodaki pespaye manzaranın, Gezi çapulcularının yaptıklarından farkı nedir? Üstelik o apaçık bir şer iken bu yapılanlar ebeveyn ve yavrularımıza bir güzellik, muhabbet ve İslâmiyet’e yönelme, sarılma olarak gösterilmekte.

 

"Bundan birkaç adım sonra mihraba piyano, câmi içine sıra konma faslı gelir mi?" diye düşünen olabilir. O ihanet, elbette Tek Parti tarihine gömüldü. Elbette bir daha hortlamayacaktır şu var ki şu yapılanlar Tek Parti uygulamasını hatırlatmaktadır.

 

Bir yanda bir câmide palyaçolu, müzikli, oyunlu, pespayelikler yaşanırken bir başka rezalet de neredeyse eş zamanlı olarak bir düğünde sergilenmiş.

 

İkinci bahsedeceğimiz video budur:

 

Bir düğün sahnesi. Önce gelinle damat görünmekteler. Sonrası ise hayret konusu! O da ne? Dünya evlilik tarihinde olmadık bir manzara! Düğünde bir tabut taşınıyor. Az sonra bu yeşil örtülü tabut yere konuyor. İçinden bir dansöz ortalığa fırlıyor ve acınası eğilip-bükülmeler, dökülüp- saçılmalar başlıyor. Fısk ı fücurun envâi çeşidi.

 

Bu şımarıklığın yorumu nedir:

 

Evvela şu denebilir:

 

-Evlilik ağacının köküne zehir dökülmüştür.

 

Buna belki "kendi bilecekleridir" denebilir.

 

Peki bu yapılan israf nedir?

 

Kanserli çocuklarımız için elektrik ve su faturalarıyla 10 liracık paralar toplanmakta. Bu defa da "o da kendi tercihleri; ne malum hayr-hasenat yapmadıkları?" diyen olabilir.

 

Lakin mes’elenin bir tarafı, noksansız bir sorumsuzluk ve tabut üzerinden İslâmiyet’le, inançlarımızla alaydır. Kimse bunun aksini savunamaz.

 

Bu haddini bilmezlik karşısında ne yapılabilir?

 

Türkiye Diyaneti en azından bir kınama yayınlama hakkına sahiptir. Çünkü bu hak, bu milletindir. Şu var ki Sn. Diyanet İşleri Başkanlığı, bunu yaparsa düğüne tabutla dansöz taşıyanlar da sözünü ettiğimiz ilk videodaki çirkinliği hatırlatarak itiraz ederlerse müdahil taraf susmak zorunda kalır…

 

Bir görüntü; daha doğrusu, binlerce görüntü daha var!

 

Bunlar video değil.

 

Bunlar, her anki ekran görüntüleri:

 

Bunlar, içimizi yakan, yürekleri ağza getiren gerçekler.

 

Yangınlar, zelzeleler, kuraklık vs. vs… Yâni yakan-yıkan, yok eden, mahrum ve fakir bırakan afetler, artık senede bir değil, ayda, haftada, günde bir de değil; neredeyse, evet, handiyse saat başı olmakta. Herkes, saklı bir bekleyişle büyük afeti beklemekte.

 

Acaba…

 

Şu olanlar, o bekleyişin psikolojik bozukluklarının insanlarda meydana getirdiği taşkınlık ve şaşkınlıklar mıdır?

 

Neler oluyor?

 

Niçin oluyor?

 

Kim, kimler izah edecek!

 

Herkesin başını ellerinin arasına alıp soğukkanlılıkla düşünmesi lâzım.

 

Dünya, topyekûn biz hüzün yılında.

 

“Senet’ül hüzn”, hüzün yılı, bizde sanki daha bir farklı!

 

Bir yerlerde yanlışlıklar yapıldı.

 

Delilli-ispatlı görülmekte ki günahlardan damıtılmış daha da vahim yanlışlıklar olmakta.

 

Tefekkür ve muhasebe vaktidir…

 

Dileyen, hem düşünür ve hem de Necip Fazıl’ın 1947’de kaleme aldığı Destan’ının tamamına veya bir beytine yoğunlaşır. Şâirler de ne tuhaf insanlar! Kâhin değiller ama dillerinde hikmetten nasipler var:

 

Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama,

 

Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma!

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.