Standart and Poors's, haziran ayında Türkiye'nin notunu pozitiften durağana çevirmişti. Sebep başbakanın hastalığından doğan siyasi belirsizlik. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu, aradan bir ay geçmeden bu defa da temmuzda durağandan negatife çevirdi. Sebep, hasta başbakanın yol açtığı siyasî kriz. Eğer, vaziyet bu şekilde devam ederse muhtemelen ağustosta not negatiften eksiye dönecek. O zaman ekonomide kazanılanlar da tehlikeye girer. Eksi not şoku da gelirse IMF desteğinin devam edip etmeyeceği belli olmayacak. Bülent Ecevit, hem partisini parçaladı, hem ülkenin geleceğini tehlikeye attı. Bakınız şu siyasi çalkantıya. Artık içimiz dışımıza geldi. Hangi ülkede böylesi entrikalar dönmekte. Eğer başbakan ihtirasını yenebilseydi, çağrılarımıza uyup zamanında çekilirdi. O ise inatlaşma yolunu seçti. Tam "benden sonra tufan" politikası. Hiç şaşmamak lazım. Ecevit budur. O, her dönemde bir krize imza atmıştır. 1962'de tıpkı "demokratik sol" gibi ne olduğu belirsiz bir "ortanın solu" lafıyla partisi CHP'yi böldü. 12 Mart 1971'de uzaktan yakından alakası yokken darbenin kendisine karşı yapılarak genelbaşkanlığa giden yolun kesildiği vehmiyle genel sekreterlikten istifa etti. 1974'te Başbakanken Kıbrıs müdahalesi yapıldı. Her şeyi yarım bıraktı. O yarımlık, nihayet müzminleşerek çözümsüz bir hal aldı. Buna rağmen Kıbrıs harekâtından hemen sonra o günün şartlarında çok yüklü bir harekât harcaması yapılmış olduğu halde ülkeyi apar-topar erken seçime götürerek akan kanları, yapılan harcamaları oya tahvil etmeye kalkıştı. Fakat sandıkta milletten gerekli dersi aldı. 1978'de Türk siyasetinde yüz karası bir sayfa açtı. Kabine kurabilmek için Güneş Motel'de parayla bakan transferi yapıp bazı kişileri Adalet Partisinden kopardı. Her iki iktidarı dönemiyle topyekûn '70'li yıllarda basiretsiz ve beceriksiz politikalar yüzünden sol-sağ kavgalarıyla bu ülkenin 5 bin genci öldü. Ve nihayet 1997'de Post modern darbeye destek oldu. Bu darbe sürecinde inançları, milli eğitimi ve parayı bozdu. Efsane deniyor. İşte efsane. Milleti yıllar yılı köy-kent, doğa kanunu, toprak işleyenin su kullananın...gibi Marksist terminolojiden bozulma proje ve fikirlerle meşgul edip durdu. Sağın karşısındaki boşluktan ve devrin sol-sağ çekişmelerinden dolayı taraftarları "Karaoğlan" ve "Umudumuz Ecevit" sloganlarını buldular.. Nice genç, ömrünü bu hayallerle harcadı. Daha çok yazılacaklar var. Bülent Ecevit, şifa bulmaz bir uydurma dil hastası olarak yaşadı ve halktan kopuk o dili yaşatmaya uğraştı. Ecevit'ten evvel dili hastaydı. Bilir bilmez konuşanlar onun Türkçesini bile övmeye kalkışıyorlar. Hatta onlar Bülent Beyi şair bile sayıyorlar. Ecevit'in kendisi bile şair olduğuna inanmakta. Şu ân başbakan olduğuna inandığı gibi. Şimdi seçim yapılmasına karşı çıkıyor. Dikkat ediniz, bir üretenler vardır. Bir de sürekli karşı çıkanlar, muhalefet edenler. Ne yapsın böyle alışmış. 1970'lerde Boğaziçi Köprüsü'ne karşı çıkacak kadar önünü göremeyen bir politikacı bugün de seçime karşı çıkar, yerinden ayrılması gerektiği fikrine karşı çıkar.