Şu günler, Amerika'nın Hiroşima'ya atom bombası atmasının 57. yıldönümü. Bir bomba ve ölen 220 bin kişi. Ölen hayvanat, ölen nebatat ve ölen insanlık. Hiroşima katliamını başka zamanlarda başka devletlere yapılan taarruzlar takip etti. '92'de Irak vuruldu. Bu yılın başlarında Afganistan. Diğer taraftan ikiz kuleleri de kendisinin yıktığına dair çok ağır ithamlar var. Öyle veya değil. Yalnız cevapsız kalan soru şu. Üsame bin Ladin ve Molla Ömer neredeler? Bunların yakalanmaması mümkün mü? Hadi kendileri bulunamadı, eşleri veya çocukları da bulunamaz mı? Hiroşima'nın konuşulduğu, Japonların ölenler için bir kere daha gözyaşı döktükleri günlerde bir başka mesele daha konuşuluyor. Konuşulan yine Amerikan saldırısı. Hedefte yine Irak var. Bahane de Saddam. Halbuki Beyazsaray'ın Irak'ı vurması için hiçbir haklı ve makul sebep yok. Saddam diktatörmüş!.. Bush ne? O daha mı farklı? Hadi Bush diktatör değil diyelim. Ya Küba lideri Fidel Kastro? Üstelik sosyalist diktatör. Bu sosyalist diktatör Amerikan kıtasının kucağındaki Küba adasında yarım asırdır hüküm sürüyor. Neden aynı Beyazsaray, Havana'yı vurmayı düşünmez de illa Bağdat? Nitekim ortada inandırıcı bir sebep olmadığı için Amerikan yöneticileri bu mevzuda ikiye ayrıldılar. Mesele psikolojik, George W. Bush'un ruh haliyle alakalı. Babasının yapamadığını yapmak, babasını aşmak istiyor. Tarihe, Saddam Hüseyin'i deviren başkan olarak geçme ihtirasında. Muhteris insanların bu hali çok kere dünyayı ateşe vermiştir. Hitler, onlardan biriydi. Şimdi de en azından bölge için bir tehlike yaklaşıyor. Bush, her ân düğmeye basabilir. Belki de 5 kasım seçimlerine muzaffer kumandan edasıyla girmek için seçimlerden önce saldıracaktır. Tabii bu arada ölecek olan binlerce insan kimsenin umurunda değil. Yaralı ve sakatlar zaten hesaba katılmıyor. Türkiye'nin bu defa olsun İncirlik'i kullandırmaması gerekir. Ancak hangi hükümetle? Amerika'nın Irak'ı vurduğu günlerde Türkiye'de ya seçim hükümeti olacak veya işbaşına yeni gelmiş bir hükümet. Beyazsaray, Ankara'yı zayıf zamanda yakalamıştır. Bu zayıflık onun işine gelmekte. Zira. Irak'ı vurunca devamında Kürt devleti, Türk illeri, Türk ordusunun müdahalesi de gündeme gelebilecek. Bunun anlamını net bir dille ifade edelim. Washington'un Irak'a saldırması, Türkiye'nin ABD'yle dolaylı olarak savaşa girme sürecini de başlatacaktır. O zaman tezada bakınız. İncirlik'ten kalkan USA etiketli jetlerle Türk jetleri Irak üzerinde gövde gösterisi yapacaklar. Irak'a saldırı, Türkiye'nin ticari, siyasi ve coğrafi açılardan tamamen aleyhinedir. Büyüklük kompleksine kapılmış bir muhterisin delice hedeflerine ulaşmak için yapacağı bu çılgınlığı önlemek maksadıyla Türkiye, üzerine düşeni yapıyor mu? Herkes ve her şey seçime kilitlendi. Doğru ama bir de devlet ve milletin âli menfaatleri var. Onlar günübirlik politikalara alet edilemez. Ankara, saldırganı durdurmak için müthiş bir performans göstermeli. Buna mecbur. Hep kayıp yılları yaşamak durumuna düşmemeliyiz.