Yaprak, ağaçta sallanır, insan hayatta. O, gün gelir söğüt yaprağı gibi titrediğini hisseder. Dürüstse sallanır, fakat yıkılmaz. Sallanmaktan kurtulmak mümkün değil. Bütün mesele düşmemekte, yıkılmamakta. Düşenin dostu olmaz,. Yıkılanın elinden tutan az bulunur. Onun için "düş de gör" demişler. Düşen, yıkılan insan, derin iç geçirerek mırıldanır "Ağlama naçar ağlama/Gündür geçer ağlama/Bu kapıyı kapatan bir gün açar ağlama." İnsan hayata ağlayarak başlar. Tıpkı hayatı sallanarak tanıdığı gibi. Bebek, sallanır. Ya ip salıncaktadır veya tahta beşikte. Veya annesinin dizinde. Biraz kendini bilince parktaki salıncağı ister. Okul döneminde de bahçedeki salıncağa koşar. Delikanlı olunca lunaparktaki salıncaklar onu beklemektedir. Salıncak insanın içindeki yükselme arzusunun arayışı olmalı. Bu macerası kâmil yaşta da devam eder. O zaman da hamaka uzanır. Şair bunu tasvir etmektedir. "İki yıldız arası göğe asılı hamak/Uyumak istiyorum/Zamansız ve mekânsız uyumak.." Bebekken salıncak beşikle sallanan insan, ileri yaşa gelince iki yıldız arasına kurmak istediği hamakta tıpkı ağzının süt koktuğu günlerdeki gibi sallana sallana uyumak istemektedir. 17 Ağustos gecesi 45 saniye sallandık. 45 saniye mi? Ne 45 saniyesi? Onu yaşayanlar bilir. O sallantı 45 dakikaydı, 45 saatti, 45 gündü...bitmezdi. Nitekim canlarını, ciğerlerini kaybedenler için bitmedi de. Sanki arzın derinliklerinden gelen uğultularla sallanan binalar, insanlar ve eşya, fezanın boşluğuna doğru fırlatıldı. O 45 saniyede her şey bitti, her hayal tükendi... Kelimeler... İnsan, kelimelerle düşünür. Kelime, karşıladığı mefhumu kucaklayabilmeli. Dilde devrim uğruna nice muhteşem kelime lügat sayfalarına hapsedildiler. 'Zelzele' yerine 'deprem' demek şart mıydı? Bari Anadolu ve Türkistan Türkçesindeki mukabili alınsaydı. Orada "yer kıpraştı" deniyor. Zelzele, bir velvele, bir depdepe, bir hengameyi haber vermekte. Kıpraşma, gerilip doğrulan, uykudan uyanan bir devin habercisi gibi. Zelzele, şehirli bir kelime. Kıpraşma efsanelerden motifler taşıyan doğulu bir söyleyiş. Depreme gelince. Sığ ve sathi. Depresyonu hatırlatıyor. Mamafih onda da hakikat payı var. 17 Ağustos 1999'da zelzele oldu. 12 Kasım 1999'da da. Öncesinde güneş tutulmuştu. Daha öncesinde ozon tabakası delindi. Tabiatın genleri ile oynandı sanki. Metafizik kuvvetleri inciten olaylar oldu. Yer sallandı, on binler toprağa verildi. Bu bir imtihan. Kişi için de cemiyet için de devlet için de. Kişi, her şeyi Rabbinden bilecek; hayrın ve şerrin O'ndan geldiğine inanarak azap ırmaklarını aşacak. Sükûnetin yolu, tevekkülden geçer. Cemiyet, dayanışma halinde olacak. Devlet, tez zamanda, adil şekilde ve dertleri unutturacak ölçülerde yaraları saracak.