Anayasa’nın 24. ve 41. Maddelerinde değişiklik yapılması gündemdedir. Bu değişikliğin gündeme gelme sebebi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü kullanma hürriyetini kanunî teminat altına alma teşebbüsü oldu. Mevzu ortadan kalkmışken CHP Genel Başkanı, bir gece vakti bir video yayınladı ve mes’eleyi Meclis’e taşıyacaklarını söyledi. Taşıdılar ama ortada itibar edilecek bir metin yoktu. Her tarafa çekilebilecek ve uygulamacının insafına kalmış bir dil kullanılmıştı…
Başörtüsünden rahatsız olma zorbalığı, çok oluyor ki hayatımızdan çıkmıştır. Zaman zaman nefret duyanlar çıkmıyor değil fakat toplum, bunları tedaviye muhtaç ideoloji malulü meczuplar olarak görüyor. Buna rağmen seçimlere giden Türkiye’de ana muhalefet partisi genel başkanının böyle bir çalışması oldu.
Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki teklifte bulundu. İlkinde kadının giyim tercih hakkı, kendi irâde-yi cüz’iyesine bırakılıyordu. İsteyen kadın örtünecek, isteyen farklı bir tarzı seçebilecekti. Diğer teklifse aileyi güçlendirmeye dairdi. Aileyi çürütmeyi hedef alan sapık, sapkın ve ahlâksızlıkları önleyici mevzuat düzenlemesi yapılacaktı. İlk teklif, bütün kadınları içine almakta ve kimsenin giyim-kuşamından dolayı rencide edilmemesi, hak kaybına uğramaması taahhüt edilmekteydi. AY’nın 24. Maddesine bir fıkra eklenecekti. Aile varlığımızın kudsiyet, sağlamlık ve devamını temine yönelik diğer teminatsa 41. Maddeye ilave yapılmasıyla mümkün olacaktı.
Bu teklifi AK Parti, MHP ve BBP Cumhur İttifakı olarak benimsediler. CHP Genel Başkanının teklifi reddedilmiyordu. Aksine mütesettir olmayan kadınlar da korumaya alınıyordu. Ayrıca aile hayatımız korunuyordu. Değiştirilmesi kolay zayıf bir kanun yerine güçlü bir anayasa kalkanı kuruluyordu. Bahse konu değişiklikle Sn. Kılıçdaroğlu’nun teklifi bir üst seviyeye taşınmaktadır.
Tahkim edilmiş tekliflere CHP’den ânında tepki geldi. Tek Parti Zihniyeti’den kurtulamamış bazı müfrit isimler ortalıktaydı. Onlara genel başkanları hâkim olamadı. "Teklifi ben başlattım. Anlayıp dinleyelim!" diyemedi. CHP tarafı geri adım atarken İyi Parti, "Meclis’e gelsin metni görelim" dedi. Geçen zaman içinde ana muhalefet, suskunluğa büründü. Sadece kısa bir itiraz vardı. CHP ve İyi Parti metinde "dinî inancı sebebiyle örtünen" şeklinde bir ibarenin yer almasını laikliğe ters görerek bunun değiştirilmesini istiyorlardı. Böylece TBMM’de 360’ın aşılacağı ümidi güç kazanır oldu. Zira Millet İttifakı’nda bu iki parti dışında yer alan diğer partilerin söz konusu anayasa değişikliklerine hayır demeleri beklenmezdi. Böyle bir tutum inanılmaz bir iş bilmezlik olurdu. Vekil tam sayısı 600’ün 5’te 3’ü olan 360 bulunduktan sonra Cumhurbaşkanı, konuyu referanduma taşımayacak ve mevzuat maksada uygun olarak değişecekti.
Ancak bunlar tahmindi.
Bir fikrî anlaşma zemini hazırlanması gerekirdi.
Bu yüzden AK Parti diğer partilerden randevu istedi. HDP zaten biliniyordu. Ancak CHP ve İyi Parti, randevu talebini reddettiler. Red gerekçesi çok ilginçtir. CHP Meclis’te İyi Parti ve kendi partilerinden iki vekilin vekilliklerinin düşürülmesine dair fezlekeler varken bu görüşmenin olamayacağını ileri sürdü. Hakkında fezleke olan CHP’li vekil Türk Ordusuna "satılmış" dediği için hakkında adli takip başlamıştır. İyi Partili vekil ise bir şehidimizin kız kardeşine ağır sözlerle küfretme fütursuzluğundan dolayı ifade versin istenmektedir.
Doğru olan, adlî sürece gerek kalmamış olmasıydı.
Parti disiplinleri, onları çoktan kapı dışarı etmeliydi.
Partileri bunu yapmadılar, yapamadılar. Adliye ve icra fezleke mekanizmasını işletti. Başkanlıktan gelen yazı Meclis’te. Öfke duyulan bu tasarruftur.
Sorma vaktidir?
-Bu galiz küfürleri edenler, görmezden mi gelinecekti, yakalarına madalya mı takılacaktı? Onlar hakkındaki bu usul muamelesini bahane ederek görüşmeden kaçmak, hangi psikolojinin eseridir?
Şimdi ne olur?
AK Parti, MHP ve BBP’nin vekil sayısı 335’tir.
Bu dönemde anayasa değişikliği yapılamaz görünüyor.
Ancak başta CHP ve İyi Parti olmak üzere karşı çıkan veya değişikliğe sahip çıkmayan partiler, hiç şüphe yok ki sandıkta kaybederler.