ŞANLI PEYGAMBERİN YOLUNDA OLMAK!...

Sesli Dinle
A -
A +
Sevgili Peygamberimiz -aleyhi’s salatü ve’s selâm- mahlûkların, yaradılmışların en üstünüdür. Her bakımdan ve her anlamda en üstün. O, en üstün insan ve en ulvi, en yüce Peygamberdir. İlk insan ve ilk Peygamber Âdem -aleyhi’s selâmdan- kendilerine yâni Peygamberler Peygamberine kadar gelen Nebî ve Resûllerin, “Peygamber” dediğimiz seçilmiş rehberlerin en büyüğüdür. İnsan, eşref-i mahlûkatdır; insan, halk edilmişlerin en itibarlısı, en şereflisi. O, ise insanların en kıymetlisi ve en şereflisidir.
Âlemlerin Efendisi; biz insanların, "cin" denen cinnîlerin ve meleklerin en zirvesindedir.
 
Sevgili Peygamberimiz, hâce-i kâinatdır, kâinatın hocası. Bütün insanların, her renk, cins ve memleketten herkesin yol göstericisi. Son resûl olmakla İslâm Peygamberi değil, bütün insanlığın, kıyamet kopuncaya dek devam edecek bütün beşeriyetin Peygamberidir. Bu insanlardan bir kısmı, imân etmekle ümmet-i icâbe, bir kısmı ümmet-i dâve, dâvet edilmiş, Muhammedî şeriate çağrılmış muhataplardır.
 
O’nun ailesi, soyu, dâvâ arkadaşları ve ümmeti de seçkindir. En üstün ilâhî kitap, Kur’an-ı kerîm, O’na gelmiştir. Mîrac; Allahü teâlânın huzuruna kabul devleti, yalnızca O’na bahşedilmiştir.
 
Peygamberimiz, Vahiy Medeniyeti’nin, Merhamet Medeniyeti’nin, Adalet Medeniyeti’nin mimarıdır. Güzel ahlâk, O’nda en olgun hâldedir. İlim, şecaat ve kahramanlıkta emsalsizdir.
 
Müslüman milletler, O’na tâbi olup taviz vermeden yolundan giderek emr-i mâruf, nehy-i ani’l münker yaptıkları, Allah’ın emir ve yasaklarını kullara tebliğ ettikleri, dediklerini yaşadıkları, Peygamber yolunun muhafızları oldukları sürece dünyaya efendi oldular, kıtalara hâkim oldular. O’ndan uzaklaşınca da zelil oldular, hakir oldular, kaybettiler, kargaşaya düştüler, sömürüldüler, zulüm, esaret ve vesayet altında kaldılar.
 
Şanlı Peygamberin yükselttiği İslâm binasının dört temel sütunu vardır:
 
Kitap,
Sünnet,
İcmâ-ı ümmet,
Kıyas-ı fukaha…
 
İtikad, inançtaki mezhebimiz, ehli sünnet yolu, bu kaynaklardan neş’et etmiş, doğmuştur. Ehli sünnet aydınlığının iki önderi İmâm-ı Matûridi ve imâm-ı Eş’ari’dir. Müslümanlığı yaşayışımızdaki, uygulamadaki mezheplerimiz de yine bu dört kaynaktan gelir. Bu mezhepler, Hanefi, Şafiî, Malîki ve Hanbeli’dir. İsimlerini, kurucuları o çok büyük din âlimlerinden alırlar. Bu mümtaz, ulu âlimlerin lideri, İmâm-ı âzâm ebu hanife Nûman bin Sâbit’tir. Bu mezhepler, bir diğerinin muhalifi değildir. Aralarında çekişme yoktur. Mevcut ictihad, görüş farkları, Müslümanlara kolaylık ve rahmet sebebidir.
Tasavvuf, velâyet, evliyâlık da Hâce-i Kâinat olan, kâinatın mürşidi azîz Peygamber’den gelen O’ndan öğrenilen, kişinin kendini terbiye etme, olgunlaşma ve gönlü, kalbi Allah ve Peygamber aşkıyla doldurma usulü ve güzel ahlak sahibi olma gayretidir…
 
Sevgili Peygamberimiz, kendileri de doğum günlerini kutlarlardı. Sonra gelen Müslümanlar da Mevlîd-i şerîfleri yaşadılar. Resulullahı, O’nun yolunu bir kere daha ve aşkla idrak etmeye çalıştılar. Hayatları, Siyer-i Nebîlerden öğrenildiği gibi Mevlid-i Nebî kasideleri ve nât-ı şeriflerle de mânen aklanıp-paklandılar. Na’t-ı şerif, şairin kendini aşmasıdır.
 
"Peygamber şairleri" unvanlı Hassan bin Sabit, Kâab bin Malik, Kâb bin Züheyr, Abdullah bin Revaha, na’t-ı şerif yani Peygamberimizi metheden manzumeler yazmışlardır. Bu sahabilerden Kâb bin Züheyr, Kaside’t ül Bürde na’tından dolayı Hırka-i şerif ile taltif edilmiştir. O bürde, bugün Topkapı Sarayı "Emanet-i Mukaddese Dairesi"ndedir. Hazreti Hüseyin Efendimizin türbedarı Fuzuli’nin yazdığı Su Kasidesi, Süleyman Çelebi’nin Mevlid diye anılan "Vesilet’ün Necat" adlı Türkçe eseri ve günümüzde devam eden daha binlerce Müslüman şairin kendi diliyle yazdığı na’t-ı şerîf, aşkın en som hâlidir. Hilye-i şerifler ve Peygamber hayatları Siyer-i Nebîler de öyledir.
 
Bunlar, kalemin aşka gelişidir.
 
O’nun, o Şanlı Peygamberin getirdiği sönmez meş’ale asırlarca ve asırlarca insanlığa yol gösterdi. Bu rehberlik kıyamete dek var olacaktır. İslâm ümmeti, Kâinatın Efendisine riayet ettiğinde sanki yıldızları semadan topladılar. Biz Türkler, Müslümanlıkla şereflendikten sonra İslâm dininin ve Müslümanların aslan yeleli mücahidleri olduk. î’lâyı Kelimetullah ve Şeriat-i Muhammedîyi hayat sebebimiz saydık.
 
Payitaht, İstanbul; insan zarafeti, hanımefendilikte, beyefendilikte, tasavvufta, hat yazısında, şiirde, tezhibde, mimaride süzülmüş ve seçilmiş insan tipinde yıldız oldu. İslâm’ın zâhirini Osmanoğulları, bâtınını dergâh terbiyesi korudu. 12 Eylül 1682’deki Viyana bozgunu ve bunu takip eden 1699 tarihli Karlofça akdi, Müslümanlar için talihsizliğin başlangıç noktasıdır. II. Viyana Kuşatmasında haçlılar, muhtemeldir ki neticeye inanamıyorlardı ama galip gelmişlerdi. Bu kayıptan sonra hep yokuş aşağı gidildi. Amel de bozuldu, itikad da. Yıkım, hem dışarıdan, hem içeriden oldu.
 
Esefle kaydedelim ki Müslümanlar, bugün, on beş asır içinde en kötü çağını yaşamaktadır. Her alanda dehşetli biz bozulma var. Maddî kalkınma gerçekleşirken, mânevi yapı korunamadı.
 
Her yerde darmadağınıklık görülmekte.
 
Geri kalmışlık onlarda.
 
Fukaralık onlarda.
 
Bu hâlden kurtulmanın yolu asla rücudur, öze dönüştür.
 
Daha ileriye gitmeye bile lüzum yok:
 
Sultan Abdülhamid Han zamanındaki Müslümanlık yaşansa, İslâm yaşanmış olur. Korkarız ki, çok endişe ederiz ki Sevgili Peygamberimiz, şu hâliyle bu ümmetten, bizlerden râzı ve memnun değillerdir. Dileriz ki Türk Milleti, eksiksiz olarak yeniden İslâm’a sancakdar olma şerefine nail olur. Başkasında zaten ümid yok.
 
"Hangi İslamiyet?" denirse cevabı şudur:
 
Tatbiî ki ibadette İmâm-ı Âzâm’ın, itikadî inanışta İmâm-ı Mâturidi ve İmâm-ı Eşarî’nin, Seyyid Abdülkadir-i Geylanî’nin, Cüneyd-i Bağdadî’nin, Şah-ı Nakşibend Seyyid Muhammed Behaeddin Buharî’nin, İmâm-ı Rabbanî’nin, Mevlâna Halid-i Bağdadî’nin ve daha nice evliyanın, ulemanın öğrettiği Ehl-i sünnet, Sünnî İslâmiyet. İslâmiyet, Şanlı Peygamberden öğrenilerek nesilden nesile aktarılan ebediyet bütünüdür.
 
Dinde değişiklik olmaz!
 
Değiştirilmeye muhtaç olana din denmez.
...
Mevlid-i şerifiniz mübarek olsun.
  *
Bu yazımız, ilk hâliyle 08.11.2019 tarihinde Türkiye gazetesinde yayınlanmıştı.
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.