SESSİZLİĞİN SESİ!..

Sesli Dinle
A -
A +
Eğer unutulduysa "eyvah!" deriz. Ömer Öztürkmen adında bir ağabeyimiz vardı. Şairdi. Fikir adamıydı. Gönül adamıydı. İstanbul beyefendisiydi. Yıllarca Türkiye gazetesinde yazmıştı. Ömer ağabeyin bir tanıdığından naklettiği utandırıcı bir hâtırayı hiç unutmadık. Hâdise şöyle:
 
Hâtıra sahibinin bir cenazesi olur. Taziye için eş-dost, akraba, sevenler… ziyarete gelmişlerdir. Her gelenle birlikte Fatihalar tazelenmekte, dualar edilmektedir. Ancak aynı zamanda bir tedirginlik yaşanmaktadır. Okumalarla eş zamanlı olarak bir müzik sesi, o cenaze evinin içindeymiş gibi rahatsızlık vermektedir. Müzik sesi, aynı kattaki komşunun evinden gelmektedir. Sabredilir, susulur, duyulmamaya çalışılır, nâfile… Nihayet, bir kişi kalkıp gider, komşunun kapısının ziline basar. Bir genç çıkar. Kapıya gelen, durumu anlatır. "Cenazemiz var. Tâziye için gelen misafirlerimiz var. Dualar edilmekte. Müziği kısmanız mümkün mü?"
 
Böyle bir ricaya ne karşılık verilmiş olabilir?
 
-Çok özür dileriz, çok affedersiniz, maalesef haberimiz olmadı, hemen kapatıyoruz?
 
Buna benzer insani bir karşılık beklediyseniz yanıldınız!
 
Komşu genç, şöyle der:
 
-O, sizin probleminiz!..Ve kapıyı kapatır.
 
Buz kesen insan, geri döner.
 
Bu olay en az 30 yıl öncesinden…
 
4 gün önce eşimle birlikte evimize dönmekteyiz. Arabamızın pencereleri tamamen kapalı. Buna rağmen bir müzik, çevreyi de aşarak bize kadar geldi. Sağ arka tarafımızda İstanbul dışından bir ilimizin plakasına sahip bir taksi sürücüsü, çok hareketli bir müzikle bütün trafiği esir almış gibi vıcık vıcık nefsanîlik sergilemekte. Tam tâciz. Durdurmak, "kardeşim, ülkemizin beşte biri âdeta yıkıldı. 46 bin kayıp verdik. Bunun çok fazlası yaralımız var. Memleket bu hâlde iken şu yaptığınız doğru mu?" diye sormak imkânsız. Böyle bir ikaza saygı gösterecek bir medenî insan, bu çılgınlığı zâten yapmaz. Eve gelince polisin dikkatini çekmek için bir tweet yazarak böylesi gamsızların engellenmesini hatırlattık.
 
Okuyanlarınız olmuştur…
 
Bu satırları niçin yazdık?
 
Alınan seçim kararının 3 güzel tarafı hemen öne çıktı:
 
1- Seçimlerin 14 Mayıs’ta yapılacak olması isabetlidir. Hem üniversite imtihanları, hac, tatil… gibi sebeplerden dolayı. Hem de çok partili hayatın ilk dürüst seçimi 14 Mayıs 1950’de yapıldığı için.
 
2- Cumhur İttifakı milletvekili aday adayları, partilerinin daha evvel ilân etmiş oldukları adaylık müracaat bedelini ödeyeceklerdir. Ancak bu bedel, müracaat yapılan partinin hesabına değil, AFAD hesabına gidecektir. Bu konuda Cumhurbaşkanı Erdoğan, o mecburi meblağla kalınmayarak üstüne gönülden kopan ilave meblağlarla yardıma destek verilmesini tavsiye etti.
 
3- Seçim, takvimine düşen üçüncü güzel notsa şudur. Bu seçimlerde müzik olmayacak. Sokak, meydan ve caddelerde müzikli kampanyalar, arabalar olmayacak, parti binalarında bir şey çalınmayacak. Bu âdet, 1983’te ANAP’la gelmişti. Asrın felaketini yaşarken bangır bangır müzik çalmak, 13,5 milyona, hatta üzülen her vatandaşa hakaret olurdu.
 
Böylece "Taşkent’te Sabah Namazı" şiirinin sahibi, "Karıncalardan Özür Dilerim" diyen zarif insan merhum Ömer Öztürkmen’in naklettiği o münferit çirkinlik, 30 sene sonra daha bir yaygın şekilde tekrarlanarak afetzedeler, dilhûn edilir, kalbleri kanatılırdı. Seçim kampanyasında müzik çalmak, "afet, sizin probleminiz!!!" demekten farksızdır.Kampanyada müzik çalınmayacağını evvela 7 Mart Salı günkü grup konuşmasında Sn. Devlet Bahçeli açıklamıştı. Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan, bunu Cumhur İttifakı olarak tescillemiş oldu.
 
Her iki hususta diğer partilerin de aklıselim göstermelerini bekleriz.
 
Böylece seçmen, sessizliği dinleyerek, kendisinden rey talep edenleri dinleyerek, vicdanını dinleyerek en doğru kararı verecektir.
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.