Önceki gün bazı yayın organlarında Sivas olayları yer alıyordu. Yine öfke vardı, kin vardı, lanet vardı. Ülkemizin böyle bir olay yaşamasına, o olayın her yıl tekrar tekrar gündeme taşınmasına bütün gün sessiz bir iç gündem halinde hayıflandık. Dış gündemimizde hükümeti, Ecevitlerin ibretlik sonlarını, başbakan yardımcılarının istifa etmemekteki veballerini, AB'yi, Milli Takım futbolcularına sorumsuzca bağış yapılmasındaki sakatlığı konuşuyorduk ama içten içe diğer gündemimiz Sivas'tı. Sivas yarasının gün boyu kanaması yetmezmiş gibi akşam da TRT'2 de üstelik bir edebiyat sohbetinde mesele son derecede dramatik bir biçimde işlenip durdu. Dinimizde ölçüler şunlardır. İnsan veya hayvan hiçbir canlının suda boğulması ve ateşte yakılması caiz değildir. Caiz değildir, haramdır, yasaktır ve yapanın cezalandırılmasını gerektirir demek. Diğer taraftan, bir fiilin suç olup olmadığına ancak ve yalnız mahkemeler karar verebilir. İslamiyette de temel hukuk kuralları caridir. İhkakı hakkın yani mağdur veya mazlum olduğuna inanan birinin kendi hakkını bizzat almaya kalkışması yasaktır ve ayrıca suçtur. Hüküm verme hakkı, muhakeme sonucu hakime aittir. Devlet başkanı bile böyle bir salahiyete sahip değildir. Beraati zimmet asıldır yani yargılamayla aksi sabit oluncaya kadar herkes suçsuzdur. Zan ile yakin hasıl olmaz... Bu da şu demek, şüpheden sanık faydalanır. O halde geçmiş yıllarda da defalarca yazdığımız gibi ister Sivas'ta ister Filistin'de, ister Doğu Türkistan'da veya Almanya'da. İnsanın hangi sebeple olursa olsun yakılması vahşettir. Zulümdür, suçtur. Böyle bir hadise insanlıktan zerrece nasibi olan hiç kimseyi memnun edemez. Peki Sivas hadisesi nedir? Sivas hadisesinin ne olduğu, bir grup şair, yazar, aydını kimlerin otelde diri diri yaktığı anlaşılmamıştır. Anlaşılması da kolay değildir. Şu kadarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Hangi fikir ve yolda olursa olsun bu ülkenin hiçbir ferdi öyle bir vicdansızlığı yapacak kadar zalimleşemez. Madımak Oteli'ndekileri birkısım vatandaşlar ateşe verdiyse, Başbağlar köylüleriyle köyünü de intikam saikiyle diğer vatandaşlarımız mı yaktı? Böyle bir iddiada bulunmak mümkün mü? İki itham da yanlış. Madımak Oteli'ni de, Başbağlar Köyü'nü de yabancı ajanlar tutuşturdu. Ajanlar, tâ 1820'lerden beri bu coğrafyada cirit atmakta. SSCB'nin dağılmasıyla oradaki ajanların çoğunun güneye kaydığını unutmamalı. Bu ülkede her dönem bir şekilde fitne çıkartarak huzurumuz bozuldu. O ateşle kin tohumları ekildi. Ne yazık ki o tohumları yeşertenler Türkiye'nin birkısım kısa görüşlü aydınları. Bu nasıl aydınlık ki gözünün biri ve kalbinin yarısı kapalı? Eğer mesele kınamaksa neden sadece Sivas olayları kınanır da Başbağlar unutulur, hatta hiç hatırlanmaz? Yoksa Başbağlar köylüleri şair, yazar ve sanatçı olmadıkları için kaale mi alınmamakta? Orada da köyle beraber bebekler, kadınlar, yaşlılar, hatta ahırdaki hayvanlar yakıldı. Evet, önceki gün yatana kadar bu meseleyle meşguldük. Dün de yine onunla meşgul olduk. Dün, Ertuğrul Özkök, köşesinde çekine çekine bu yanlışlığa temas etmiş. Çekinmesine hiç gerek yok. Hatanın terki gerekiyor. Böyle giderse Kerbela gibi bitmez bir kin ve nefret ortaya çıkacak. Halbuki Peygamber Efendimiz, -aleyhisselam- Veda Haccı'nda kan davasını yasaklamış ve ilk olarak da kendi akrabalarının kan davalarını ortadan kaldırmıştı. Buna rağmen Kerbela şehidlerinin dramı aşırılar tarafından asırdan asra devam ettirildi. Kin, kan davası, husumet sürdürmek bizim toplumumuzun itikad yapısına aykırıdır. Bu itibarla Sivas'ın zanlı şehir olmaktan çıkartılması lazım. Böyle bir imaj bulaştırılmış bir şehrin kederini bu yaz yaşadık. Susurluk'tan geçerken insan, ister istemez şehrin güzelliği ile haberlerde işlenenleri karşılaştırıyor. Orası da kaç yıl boyu töhmet altında kaldı. Ertuğrul Özkök'e bir noktada katılmıyoruz. Bu şekilde anmayalım, tarihi şehrimiz Sivas'ı incitmeyelim, anma gününü şölene çevirelim diyor. Bize kalırsa ikisi de lüzumsuz. Şölen olunca da lanetler tekrarlanacak, kinler tazelenecek. Biz, ölülerini her zaman hayırla yâd eden bir milletiz. İncitmemeye gelince. Sadece Sivas değil, Susurluk da incitilmesin. Başbağlar da incitilmesin. Sivas ve Susurluk dillere pelesenk yapılarak rahatsız edilmekte, Başbağlar'sa hiç hatırlanmayarak.