Bu şehirde "suriçi" diye anılan geniş saha, tarihî yarımada, İstanbul’un Fatih kazasıdır. Merkezî İstanbul’dur. Dersaadet’in kalbidir.
Burası,
Sevgili Peygamberimizin -aleyhisselam- asırlar evvelinde; daha Hendek Muharebesindeyken fethedileceğini haber verdikleri, kumandan ve askerlerini mültefit ifadelerle tebşir ettikleri yerdir. Fatih ilçesi, Şarkî Roma’nın, nice zamanlar hükümran olduğu topraklar üzerinde yükselmektedir. 21 yaşındaki genç Padişah Sultan Mehmed Han, tükenmez bir azîm ve solmayan bir aşkla, Roma’nın bu Asya yakasındaki parçası Bizans nam imparatorluğu fethederek "Fatih" unvanına ve Peygamber diliyle "güzel emîr" makamına ve askerleri de kahraman Peygamberin müjdesine kavuşma hasretiyle şehîd ve gazi olarak "güzel asker" makamına yükseldiler…
Türkiye, yere uzanmış bir yiğit gibi iki yanından tutulup ayağa kaldırabilse İstanbul, o vücudun başı; Fatih de o insanın ruhudur.İstanbul’a mâlik oldukça Türkiye, Türkiye’dir.
Fatih mevcutsa İstanbul, İstanbul’dur.Geçmişimiz, Dar’ül Hilâfe’yi tarif ederken Fatih kazasını "nefs-i İstanbul" İstanbul’un kendisi olarak tarif ederlerdi.
Son 700 yıllık medeniyetimizi inşa etmiş olan Padişah, âlim, evliya, şeyhülislâm, fakih, mimar, münşi, müellif, muharrir, şair, mütefekkir… kim ve kimler varsa onların çoğu Fatih’tedir. Şu örnek, demek istediğimize yeter izahtır, 36 Padişahın 29’u İstanbul’da medfundur. Fatih, evet İstanbul’un ruhudur. Eyüb’ü çok doğru, yerinde bir kararla "Eyübsultan" yaptığımız gibi Suriçi’ni de "Fatih Sultan" yapmalıyız.
Fatih beldesi câmi, hazire, saray, külliye, müze, sebil, türbe, kubbe, kitabe, mısra ve yüzlerce, binlerce ve on binlerce eseriyle öylesine muhteşem ve öylesine azizdir ki bir kimse, "câmilerde olduğu gibi Fatih’te de abdestsiz gezilemez!" dese, haddini aşmış olmaz; belki, bu mübarek iklimin hakkını vermiş olur.
Mevzubahis bu mekân, ecdat vaktinde bitmeyen bir rüya iken; güzelliği, ecnebi gezginlerin başını döndürürken, 1930-1955 arası modern şehirleşme adına ve acınası öykünme illetiyle Fransız ve Alman mühendislerin istihdam edildiği yıkımlarla sanki katledildi. Ölçüsüz, düzensiz iç göç dalgaları ve buna bağlı olarak rastgele iş yeri açmalarla mahvedildi. Amansız düşman işgali ile tarumar edilmiş gibi oldu.
Diğer taraftan Konstantiniyye’den tevarüs ettiğimiz, Fetih hâtırası Kara Surları, zamanın tahribatına baş eğdikten başka hesapsız eller tarafından da talan edildi. Üstlerinde-altlarında evler, iş yerleri, tamirhaneler vs. açıldı. Bu surların bir kısmı yok edilmiştir. Tamirler kifayetsiz kalıyor. Kara ve deniziyle surlar, 29 Mayıs 1453’deki şekil ve haline kavuşturulmalıdır.
Fatih’e yahut Fatih Sultan’a tarihî yarımadaya gökdelen yapılmamış olması memnuniyet vericidir. Bu cihetle ihanete uğramadı. Ama, yukarıda birkaç cümle ile resmettiğimiz gibi Fatih, on yıllar boyu hoyrat bir talan yaşadı. Bu belde, bugün tek başına Fatih Belediyesinin gayretleri, İBB’nin çalışmalarıyla düzeltilemez. "Azîz İstanbul"a yeniden kavuşmak, Payitaht’a sahip çıkmak, bir Devlet mes’elesidir. Bu kutlu görev, Şehircilik Bakanlığının bir numaralı işi ve mes’uliyetidir. Fatih; Suriçi, 19. asır ve 20. asrın başlarındaki fotoğraflardan da istifadeyle yeniden bir zevk, güzellik ve estetik uygulamaya tabi tutulmalıdır…
Bu makalenin yazılma sebebi olan zelzele tehlikesi ise başlı başına bir kaygı mevzuudur. Zelzele afetinin en ziyade yaşanabileceği yerlerin başında Suriçi geliyor. Burada binalar, eskimiştir. Hatta bazıları devrilecek hâldedir. Kaçak kat ve katlar çıkılmamış, bina yok gibidir. Birçok dükkânda kolonlar kesiktir. Böyle bir şehirde kent dönüşümü için ev sahibi müracaatı beklemek, kat maliklerinin kararını gözlemek yanlıştır. Bedeli ağır olur. İstikbalde can yakıcı vahim bir manzaraya maruz kalmamak için Fatih Sultan’da, tarihî yarımadada, Suriçi’nde Devlet, Hükûmet, bu büyük mes’eleye vaziyet etmeli, hiçbir müracaat beklemeden ve saniye kaybetmeden re’sen, doğrudan doğruya ehline inceleme, tahkikat ve tespit yaptırarak yıkma, güçlendirme ve muhkem ve güzel bir şehircilik adına ne yapılması gerekiyorsa surlardan mahallelere, evlere her görev eda edilmelidir.Aksi hâlde…
Ahirette.
O güzel emir,O güzel askerler,Ve o güzeller güzeli Peygamberin yüzüne bakamayız.
Şu dediklerimiz yapılmazsa bir ruha, Payitaht’a kıyılmış olur.Ruh,can’dır…