Eğer;
tesadüf olsaydı, havaya atılan ağır bir cismin, bazen yere düşerken bazen de havada kalması gerekirdi. Hâlbuki yukarıya fırlatılan taş veya başka bir şey, çekim sebebiyle saliseler içinde yerle buluşmaktadır. İçtimâî yâni sosyal kanunlar, "tabiat kanunları" denen; aslındaysa ilahî nizâmın bir cüz’ü, parçası yer çekimi kanunundan daha az gerçek değildir.
Denizde dalga, dalda eğilme varsa… fırtına veya rüzgâr esiyor demektir.
Bu etkileyici güç, bu müsebbip, şimdilerde "düğmeye basma" sözüyle tarif edilmekte ve "düğmeye kim bastı?" sorusuyla kırk kapı geçilmektedir. Eş zamanlı benzer vak’alar olabilir. Ama, o eş zaman içinde, şiddet olayları, geniş bir coğrafyanın 360 derecesi içinde kalan sahada arka arkaya patlak veriyorsa orada tesadüf yoktur.
Bir ülke kalkınıyorsa o ülkenin halkı sevinçler yaşar. O memleket, hele bizim olması gereken zirveye doğru kan-ter içinde tırmanıyorsa bunu yaşayan millet, tarihle hesaplaşıyor demektir. Bu sonuç, işte o "birileri"ni rahatsız eder.
Sıkça dile gelen o "birileri" kimlerdir?:
Müstemlekeciler, nâm-ı diğer, sömürgeciler. Bunlar ikiye ayrılır. Emekli sömürgeciler ve muvazzaf yani işbaşındakiler… Mütekait; emekli sömürgeciler, yaşananları hasret dolu nazarlarla seyrederler. İşbaşındaki sömürgecilerse doymak bilmez bir iştiha ile saldırırlar. Paylaşma, merhamet, adalet duyguları yoktur. Hem kendi aralarında didişir ve hem de sahneye yeni çıkanları veya Türkiye gibi kazanılmış hakkına doğru yürüyenleri akla gelen ve gelmeyen her yolu kullanarak engellemeye çalışırlar. Bu zalim uygulama, çok kere cephe ötesi faaliyetlerle, sosyal kargaşalarla, tahriklerle ve terör örgütleri taşeron olarak kullanılarak yapılır.
Yukarı atılan taş, orada kalmayıp ayak ucumuza düşüyorsa, uzak veya yakın topraklarda maddî veya gayrı maddî vak’alarla ateş yanıyor, kan dökülüyor, baskın oluyorsa bunlara tesadüf demeyip cereyan edenleri ve illiyet rabıtalarını tahlil etmeliyiz.
Şu 10 gün içinde olan-bitenler manidardır:
Evvele İsveç’te bir politika şarlatanı, Mushaf-ı şerîfi ateşe verdi. Bu zalimliği, bilhassa Türkiye sefaretinin önünde yaptı. Rasmus Paludan adlı, Ebu Cehil tıynetli bu İslâm düşmanı, bu suçu işlerken İsveç devleti, O’nu polisle himaye etti. Bir İsveçli bunu yapınca Hollanda’da bir başka ruh hastası, cesaret buldu. O da bir Mushaf’ın sayfalarını yırtarak İslamiyet’e ve Müslümanlara hakaret etti. Bayağı hadiseler burada kalmadı. İsveç’teki suçun faili, yaptıklarından tatmin olmamış ki doğum yeri Danimarka’ya geçerek orada da Kur’ân yaktı… Bunların olması, İsveç’e siyasi bir fatura olarak döndü. Türkiye, bu devletçiğin NATO’ya girmesine dair müzakereleri askıya aldı, Türk devlet adamları mevkidaşlarına verdikleri randevuları iptal ettiler.
Kur’ân-ı kerîm yakma çılgınlığını kısa süre içinde -âdeta- belli merkezli yeni olaylar takip etti. İsrail, Filistinlileri katletti. Filistinliler şehid edildikten birkaç gün sonra bu defa İsrail’de bir sinagog basıldı ve ölenler oldu. Onu çok garip bir başka olay takip etti. Tahran’da Azerbaycan sefaretine girildi. Koruma âmiri şehid oldu. Bâzı korumalar yaralandı. Câni, Büyükelçiliğin kapısındaki İran polislerine el sallayıp, gülücükler yollayarak sefarete girmişti. İşini bitirip dışarı çıkınca da iki ayrı İran televizyonuna demeç verdi.
Sanki katil değil de kahraman!..
Zincirleme hâdiseler, orada da kalmadı. Dün de Pakistan’da kan aktı. Peşâver şehrindeki bir câmide öğle namazı kılınırken caminin içinde patlamalar oldu. Çok sayıda ölü ve yaralı var…
Bütün bu yakmalı-yıkmalı, öldürmeli olaylar tesadüf olabilir mi?
Taş havada durabilir mi?
Devamının ve daha da berbatlarının gelmesi beklenebilecek bu sömürgeci darbelerini, Rusya-Ukrayna savaşı, Yunanistan’ın Türkiye tahrikleri, Ankara-Şam yakınlaşması, Suriye’nin kuzeyindeki durum ve Türkiye’deki 14 Mayıs seçimleriyle birlikte değerlendirmek gerekir.
Cumhur İttifakı’nın kazanamadığı, Sn. Erdoğan’ın seçilemediği bir netice, emekli veya muvazzaf bütün sömürgecilere ve onların takipçilerine festival havası yaşatacaktır. Bunu temin için uzak-yakın her yola tevessül ediyorlar ve edecekler…
O kadar ki:
Son çâre olarak ses getirecek bir siyâsî suikasta bile tevessül edebilirler.
Bunu ihtimal dışı görmeyerek MİT de Polis de tam teyakkuzda olmalıdır.
Sandığa kan sıçratabilirler…