İktidarın tersine göçe dair hazırlığını Türkiye gazetesinde okuyunca memnun olduk. Biz, yıllardır gerek sütunumuzda ve gerekse TV’lerde vesilesi gelince bu değişmez gündem maddesine dair ülkeyi yönetenlere defalarca tekliflerde bulunduk.
Haberde tekliflerimizden bazılarının gerçekleşiyor olmasına sevindik. Tabiî ki “bizden işitildi de tatbik edilmekte” diyemeyiz. Akıl için yol birdir. Aynı mevzuda düşünenlerin benzer fikir üretmeleri mümkündür. Bununla birlikte biz, o yazı ve konuşmalarımızda bugünkü hazırlıktan daha fazlasını dile getirmiştik…
Burada üzerinde durduğumuz iç göçtür.
Sığınmacıların ülkelerine dönemleri ayrı bahistir.
Aslında iç göçü yönetmek de dış göç kadar önemlidir.
İkisi de gayet mühimdir…
1950’lerden 1990’lara kadar İstanbul başta olmak üzere büyük şehirler ve istisnasız bütün şehirler en az 40 yıl boyunca göç aldı. Bir başka ifadeyle iç göç ve yurt dışına işçi göçüyle son yarım asırda köyler, kasabalar, kazalar boşaldı. Anadolu’da tarlalar, bağlar, bahçeler sahipsiz kaldı. Göç alan yerlerdeyse birçok türde sıkıntılar doğdu. Millî çapta zayiat verdik. Tahılda hayvancılıkta ihracatçı iken ithalatçı duruma düştük. Şehirlerin dokusu değişti. Miras korunamadı. Hükûmetler, şehirlere ev, su, aydınlatma, yol gibi ihtiyaçlarda yetemez oldu…
Şu dediklerimiz, çok daha fazlası ve tafsilatıyla birlikte artık araştırmacıların sahasına girer. Bunlar oldu, yaşandı ve İstanbul başta olmak üzere büyük şehirler, nefes alamaz hâle geldi. İstanbul’un ucu-bucağı belirsiz oldu. Bu özünü yitiren nadide belde kimliği tarif edilemez bir ülkeye döndü…
Bundan böyle yapılacak olan bu süreci akıllıca yönetip büyük şehirleri, şehirleri, köyleri ve kasabaları kurtarmaktır. Böylece yazı-yaban hâline gelen dünün o yemyeşil köyleri, kasabaları, küçük şehirleri aslına döner. İki taraflı bir iyileştirme ve sonuçta millî verim elde edilir.
Sözünü ettiğimiz tekliflerimiz şöyleydi:
-Vatandaş emekli olduğunda devlet ona demeli ki: Bugüne kadar hizmet ettin. Teşekkür ederim. Hak ettiğin emekli maaşın şu kadardır. Ancak, memleketine dönersen emekli maaşına yüzde 50 zam yapacağım. Şâyet idarenin göstereceği yere gidersen yüzde 100 zamlı maaş alacaksın. Bu kadar da değil. Ayrıca sabit telefon konuşmasıyla, su elektrik, gaz… ilk 5 yıl ücretsiz, sonrasında belli ölçülere kadar ücretsiz olacaktır.
Bu teklifimizle emekli olanın boşa çıkması da ortadan kalkmış olur. Taşı sıksa suyunu çıkartacak çok emekliyi boş ve biraz da yıkık duygular içinde çok görüyoruz. Onlardan en azından ciddî bir bölümü böylece hayata yeniden merhaba derler.
İktidar, tekliflerimizden su, gaz, elektrik… gibi gündelik ihtiyaçlara dair olanları beyan etmekte. Çalışmada emekli maaşı ve yerleşme yerleriyle alakalı tekliflerimiz veya benzeri yok. Buna mukabil iktidar, sadece emekli olanlara değil, her göç edene destek vadediyor. Gideceklere gerekli masrafların hemen ve nakden verileceği beyan ediliyor. Bunun gibi traktör ve zirâî veya meslekî âletleri almayla evleri tamir ve inşâ gibi masraflar dahil edilmeli ve faizsiz kredi denen “karz-ı hasen” verilmelidir. Ayrıca buralara taşındıktan sonra ikametler de taahhüt altına alınmalıdır. Vergiler bu gidilen yerlerle topyekûn Anadolu’da çok daha düşük olmalıdır.
Bazı vatandaşlar için büyük şehirlerde sıkıntı çekmenin mânası kalmamıştır
Keza şehirlere göçmenin sebepleri de ortadan kalkmıştır:
Su, elektrik, gaz, TV, internet, ulaşım… köylerimizde mevcuttur.
81 şehrimizin her birinde en az 1 üniversite ve en az 1 hastane vardır.
Ziraat, hayvancılık, el sanatları, halıcılık gibi meslekler böylece özendirilir ve Anadolu yeniden gözde hâle gelir. Bunlar olmazsa Anadolu, parça parça zedelenirken büyük şehirler konut, kira, trafik, suç… gibi olaylardan kurtulamaz.
Göç tersine çevrilmezse en iyi niyetli ve en çalışkan iktidarlar bile büyükşehirlerin mesken başta olmak üzere her gün artan devâsâ sıkıntılarını ortadan kaldıramaz…