TÜRKİYE YÜZYILI’NA KÖKLÜ BİR MUHASEBEYLE BAŞLAMALI!

Sesli Dinle
A -
A +

14 ve 28 Mayıs 2023, MV ve CB seçimleri üzerine konuşanların dediklerini uzun uzadıya inceledik. Yakın tarihe kadar nüfus kâğıtlarımızda "dini" diye bir hâne olur ve karşısında "İslâm" yazardı. Bu uygulama, halk arasında "nüfus kâğıdı Müslümanlığı" diye bir yergi cümlesine yol açmıştı. Muhakkak ki hüviyet cüzdanındaki kayıtla kimse dîn sahibi olamaz. O bir îmân, tasdîk ve ikrar keyfiyetidir.

 

Şimdilerdeyse "nüfus kâğıdı Türkleri!" devri doğmuş bulunuyor. Bunlar, yaş ortalaması 20-60 arasında olan nesiller. Adları Merve, Keriman, Müjde, Süleyman vs… Ne var ki onların bu topraklarla, bu milletin mânevî ve millî değerleriyle alâkası neredeyse kalmamış. Çürümüşlüğün başlangıcı, Tanzimat’a kadar gider. O tarihlerde başladı, erken cumhuriyette hızlandı, günümüzde vahim bir hastalık hâline geldi. Son 70 yılın üçte ikisi muhafazakâr iktidarlar dönemi olduğu hâlde hastalık tedavi edilemedi.

 

Çok ciddî bir kaybedilmiş nesiller dramını yaşamaktayız…

 

O kutlu Komutan ve O’nun kutlu askerleri, Konstantiniyye’yi muhasara altına almış, surlar dövülürken Bizans’ta "Katolik serpuşu görmektense Osmanlı sarığı görmek yeğdir!" diye gamsızca konuşmalar olmaktaydı. İki hafta içinde iki seçim yaşadık. TBMM’de Cumhur İttifakı, Cumhurbaşkanlığında Recep Tayyip Erdoğan kazandı. Dünya önünde yüz akı bir seçim oldu. Seçmen iştiraki, yüzde 90’lardaydı. Seçmen sayısı, 60 milyona yakındı ama inzibâti bir vak’a olmadı. Üstelik bu seçimlerde her dünya görüşünden insan yarıştı. Sonuç, malûm şekilde tecelli etti. Demokrasi bu olsa gerek. Vatandaş iddiası, söyleyecek sözü olan her adayı dinledi. Ardından sandıkta AK Parti’nin 2002’den, Sn. Erdoğan’ın 2014’ten, Cumhur İttifakı’nın 2018’den beri var olan iktidarlarına devam yetkisi verdi. Ana muhalefet partisi, arada bir iki koalisyon hariç 70 yıl içinde hiç iktidar olmadığı hâlde vaziyet budur. Tek Parti döneminde bu millete çektirdikleri öyle derin yaralar açmış ki hiçbir merhem, bu yaraları sağaltmaya yetmiyor. Üstelik yanına aldığı müttefikleriyle birlikte kurduğu masayla da güven vermedi.

 

Vaziyet bu olunca da vatandaş kalkınma, samimiyet ve istikrarı tercih ederek mevcut yönetimle istikbâle yöneldi.

 

Bu gerçeğe rağmen bu ülkeden koparılmış nesiller, insanlar, mutlu azınlık, mankurtlaşmış nüfus kâğıdı Türkleri, o acınası vatandaşlar, bu netice üzerine sosyal medyadan, ekranlardan, gazetelerden demediklerini bırakmadılar. Cumhurbaşkanı, parti liderleri dâhil, kazananlara tiksintiyle bakmakta, onlara oy verenleri cahil sürüsü olarak görmekte; bu memleketi, Paris’te bir kere daha Cezayir ve daha nice yerin soykırımcısı, Anadolu işgalcisi Fransızlara şikâyet etmekteler. Bu talihsizler, hafife alınacak bir sayıda değildir. 56 milyon seçmenin çok ciddi bir yüzdesinin o Bizans çürümüşlüğündeki üslupla şöyle konuştuklarına, konuşacaklarına şüpheniz olmasın:

 

-Başımıza Erdoğan Cumhurbaşkanı olarak geleceğine Cumhur İttifakı tekrar seçileceğine Amerikan işgali olsa, bir Yunanlı Cumhurbaşkanı tayin edilseydi sevinirdik!..

 

Zaten "sosyal medya adlı bataklıkta" dedikleri de başka anlama gelmez!

 

Önümüzde bir tarafta kazanılmış bir seçimin memnuniyeti, diğer yanda kaybedilmiş nesillerin verdiği üzüntü var. Başımızı iki elimizin arasına alıp şunu sormaya mecbur ve mahkûmuz:

 

-Bu acı gerçek karşısında ne yapmalıyız?

 

3 tavır mümkündür:

 

Ya aldırış edilmez, boş verilir.

 

Veya şu ân yapıldığı gibi kötü bir diyaloğa girip karşılıklı hakaretler edilir.

 

Yahut; Devlet Çapında, Türkiye Yüzyılı seherinde soğukkanlılıkla alınması gereken tedbirler tespit edilir, tavizsiz bir nefs muhasebesi yapılarak nerede hata edildiği görülür ve ziyanın telafisi için sür’atle tedbirler alınır.

 

O Merveler, Müjdeler, Mehmetler… dışarıdan ithal edilmedi. Onlar da bu ülkenin çocukları, onlar da bu okullarda okudular. Muhtemelen onların da ailelerinde âlim, evliyâ, şehîd ve gaziler vardır. Hâl bu iken o kayıp nesiller; Halûk, İsmet Hanım, Kerimân Halis yolundakiler, hınç dolu, bu kimseler, ülkemiz insanlarını topluluk olmaktan millet olma seviyesine ve Cihan Devleti şerefine yükselten, îmândan ezâna kadar her mukaddes varlığımıza karşı kin tutmakta, Allah diyen ve alnı secdeyle nakışlanan bir Cumhurbaşkanını görmektense boynunda haç olan birilerini tercih etme şaşkınlığına düşmekteler. Bu ayıp hepimizin, bu günah, yıllarımızındır. Kayıp, sadece uyuşturucu müptelası gençler değildir, fikren uyuşturucuya kapılmışlar daha büyük kaybımızdır…

 

Topyekûn istişare etmek mecburiyetindeyiz.

 

Hekimine hakaret eden hastayla karşı karşıyasın….

 

Biraz geri çekilip düşünme ânıdır:

 

Yolsa yol, tünelse tünel, köprüyse köprü, hastaneyse hastane, İHA ise İHA, SİHA ise SİHA, gemi ise gemi, gaz ise gaz, araba ise araba vs. vs… Yeni dönemde; Türkiye Yüzyılında bunlarla beraber fakat bunlardan daha evleviyetle ele alınması gereken bu kayıp nesilleri mümkünse tedavi etmek fakat mutlaka hastaların çoğalmasını önlemektir.

 

Bu sebeple, Millî Eğitim,

 

Kültür,

 

Adalet

 

Bakanlıkları üzerine çok düşünüp imâl-i fikr etme vaktindeyiz. Söyleyecek çok sözümüz var. Kaybedilmiş "nüfus kâğıdı Türkleri"nin ikrahla baktıkları yüce kitabımız Kur’ân’da Allahü teâlânın ne buyurduğu gözler önündedir:

 

-Bir kişiyi dirilten bütün insanlığı diriltmiş olur, bir kişiyi öldüren bütün insanlığı öldürmüş olur!..

 

Türkiye Yüzyılı’nda, yeni dönemde önümüzde sadece ve sadece 5 yıllık bir fırsat var.

 

Bu ustalık döneminin hakkı verilemezse istikbal karanlıktır.

 

Keyfiyet, kemiyete galip gelmelidir.

 

Fikir ihraç edemeyen bir milletin evlâdlarını çalarlar!..

300
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.