'Medya' denince önceleri sadece ekran basını anlaşılıyordu. Yanlıştı. Tez zamanda da o yanlış terk edildi. Medya, matbuat/basın kelimesinin karşılığıdır. Radyo-televizyonculuk yapanlar da netice itibariyle aynı sarı basın kartı peşindeler. Gerçi o da ayrı bir yürek sızısı. 'Sarı basın kartı' dediğiniz ne işe yaramaktadır bilinmez. 'Medya' terazisinin kefelerine dört kelime sığmakta. Gazete, dergi, radyo ve televizyon. Bir tane daha var ondan sonra söz edeceğiz. Dördün içinde de birinciyle sonuncu ön planda. Dergicilik, Türkiye'nin yayındaki şanssızlığıdır. Bir türlü tutmadı. Onu var farzetmek bile son derecede zor. Esas itibariyle diğerlerinin üzerinde durmak istiyoruz. Radyolar, daha çok direksiyon başındakilerle yolculara hitap etmekte. Evlerde çok fazla dinleme imkânı yok. Televizyon görüntüyle yapacağını yapıyor. Birçok radyoysa hayalleri çatlatmakta. Hayâlar çatlayınca hayaller de kendiliğinden çatlıyor. Konuşmalardaki, laubalilik, müstehcenlik, argo, imalı kelimelerle dokundurmalar vs. Televizyon için bir tarife lüzum var mı? Her şey ortada. Hemen neredeyse birbirinin kopyası oldular. Bütün Türkiye, toplasanız sayıları 50'yi bulmaz ismine sanatçı veya manken denenlerin ahmak seyircisi durumuna düşürüldü. Kim nerede öksürmüş, kiminle yan yana olmuş, saat kaçta evine dönmüş, hangi berbere gitmiş... gibi, gereksiz, saçma, kerih ve mübtezel haberlerle kafalar şişirilmekte. Gazetelere gelince. Türk gazetesi, Türk televizyonundan sonra daha da beter oldu. Dün her zamanki gibi bir tomarını masamıza aldık. Ve bir kere daha utandık. Birçok gazete, teşhir hastalarının albümüne dönmüş. Çıplaklığın sunulmadığı sayfa neredeyse yok. Bu olmamalı. Türk okuyucusu bu kadar aşağılanmamalı. Hafife alınmamalı. Bizim okuyucumuz o kadar hakarete layık değil. Böyle gazetecilik olmaz. Böyle medya da olmaz. Dünyanın hiçbir yerinde böyle medya yok. Gazete, dergi, radyo televizyonlarımızla birlikte 70 milyon, korkunç bir israfın girdabındayız. Kâğıt, zaman, söz, zevk, ahlak, enerji, seviye ve aklınıza daha ne gelirse yele verilip havaya savrulmakta. En müthişiyse gençliğin israf edilmesi. Medya bir yaygın eğitim aracıdır. Bu medyaysa insana bir şeyler katmak yerine alıp götürmekte, çalıp götürmekte. Şimdi diyeceksiniz ki 'interneti unuttun!' Hayır unutmadık. Sona sakladığımız internetti. O daha bir felaket. Ergenlik çağında yoldan çıktı. Peşinde de milyonlar. O halde 5 unsuruyla birlikte medyamız ümitsiz vak'a. Peki, bu RTÜK'ler; Gazeteciler Cemiyeti, Basın Konseyleri, insan hakları dernekleri ne yapar. Hani insan neredeyse 'yaşasın sansür!' diyecek.