Türk-Filistin Hastanesi’nin vurulması, Filistin Büyükelçiliğimizin vurulması gibidir. Hukuk, ictihadlarla zenginleşmiştir ve zenginleşir. Buradan hareketle yapılacak kıyasla şunu söylemek mümkündür:
-Öteki devletlerde olduğu gibi Türkiye’nin Filistin Devleti’ndeki sefareti de Türk toprağıdır. “Türk-Filistin Dostluk Hastanesi” adlı bu hastane de Türk toprağıdır. İsrail, O’nu bombalamakla adımızı ve vatanımızı bombalamış oldu. Bu pervasızlık, karşılıksız kalamaz!..
Siyonistler, garip Filistin halkına karşı zalimleştikçe zalimleşti. İşgalci siyonist dehşeti yâni azgın terör, artarak sürüp geliyor. İsrail’in bu saldırganlığı, zihinleri, öteden beri muhayyel bir Yahudi gücüyle zehirlenmiş bazı kimselere şöyle bir çürük yorum yaptırmaktadır:
-İsrail’i Amerika dışında hiçbir devlet durduramaz!
Bu söz, evvelâ psikolojik bir mağlubiyettir. Kirli propagandanın tesirinde kalmış olmaktır.
Kimse şüphe etmesin ki o mübarek vakit geldiğinde Türkiye, zalime öyle bir ders verir, onu öyle bir durdurur ki ABD de AB de elinden alamaz. Ankara, şu ân, dişlerini öğüte öğüte sabrediyor. Ateşkes olsun istiyor, barışa varılsın istiyor. Bu demek değildir ki Türkiye, âcizdir.
“İsrail’i, ABD dışında hiçbir devlet durduramaz!” görüşü, son derecede hatalı olduğu gibi niyet bu olmasa da İsrail’i gözde büyütme ve propagandası anlamına da gelir. Böyle bir fikir, aynı zamanda kendi devletinden uzağa düşmüş olmanın resmidir.
Diğer taraftan Ankara’nın Filistin’i kurtarma, sulh ve adaleti temin yönünde uluslararası toplumdan fayda beklemesi nafile bir iyimserliktir.
Zaman kaybettirir.
Haine yarar.
“Uluslararası toplum!” tabiri, I. Körfez İşgalinde Amerikan hükûmeti tarafından gözlere çekilen bir sürmedir. Netanyahu, Filistinli bebekleri bile terörist sayıp katlederken, hastane, çarşı, fırın ve meskûn mahalleri enkaza çevirirken Ankara’nın diyeceği, ceddi Osmanlı’nın dediğidir:
“-Ya devlet başa, ya kuzgun leşe!!!”
O gün zalim, Türkiye’nin gölgesinden, ayak sesinden ürküp de inine kaçmazsa “vah bize!” deriz.
Batı’nın hukukuna emniyet edilemeyeceği gibi muhakemesine bel bağlanamaz. Tel-Aviv’e gidip Netanyahu’ya tebrik kuyruğuna giren, ağır silah, araç ve gerecin âlâsını azgın siyonistlerin emrine veren ve ateşkes ilânını dahi reddeden Batı dünyası mahkemelerinden adalet beklemek saflık olur. Hiçbir Beynelmilel Ceza Mahkemesi, eşi görülmedik zalim Netanyahu’ya vereceği cezayla yüzlerce, binlerce maktul Filistinli bebek, çocuk, ana ve babanın hakkını alamaz. Yapacakları bir yargılama klasiğidir, en az 5 yıl süren bir dâvâ ve ardından ceza olarak gelen ömür boyu besleme!
Adalet, böyle hükümlerin neresindedir?
Hiç zahmet edilmesin.
Hâlbuki:
Savaş meydanında infaz yapacak bir manga asker bu işi 5 dakikada görür.
İsrail siyonistlerinin şehid ettiği bebek, çocuk, kadın, yaşlı… mazlum Filistinli kardeşlerimizi saat saat sayma, çetele tutma günü artık bitmiştir.
Şimdi:
Millî, İslâmî ve insanî bir mükellefiyet olarak Mehmetçiğin “ya Hak!” diyeceği âna doğru geri sayımın başladığı vakarlı vakitlere gelinmiştir.
Sulh, barış, şüphesiz ki harpten makbuldür.
Ne var ki düşman, azıp da bıçak kemiğe dayanınca devreye, Allah için cihad aşkı girer.
“Hukukta üçüncü şahıs lehine meşru müdafaa” diye bir müessese vardır. Üstelik bizim için ne Filistin ve ne de bu ülkenin güzel insanları, üçüncü kişidir; gayrıdır.
Filistinliler, çocuktan pîrî fâniye dek her ferdiyle kavî imânları, vakur tavırları, o dehşetli yıkım ve yoksulluk şartlarında bile tertemiz hâlleri ve samimî şükürleriyle iki milyar Müslümana ve insanlığa İslâm ahlâkı dersi vermekteler.
Teşekkür borcumuzdur:
Her nerede olursa olsun Filistinli mazlumlar, mağdurlar, yetimler, öksüzler, kimsesizler… için çırpınan, mitingler tertipleyen, çocukların, kadınların, mazlumların sesi olan, imkânlarını seferber eden, gece-gündüz dua eden her vicdan sahibi insandan Allah râzı olsun.
İnsanlıktan nasibi olmak budur!
Dua:
Allahü teâlâdan Filistinli şehidlerimize rahmet, gazilerimize şifa vermesini, bu güzel insanları zaferle mükafatlandırmasını dileriz.
Sen, “ol!” dersin ve olur.
Filistinlinin suçu Müslüman olmaktır!
AMİN.....
Filistin için barış mücadelesi devam etmeli ancak; askeri uçak, kızılay, afad bu şartlarda gönderilmemeli. Adamların niyetleri Türkiye yi üstlerine çekmek için bunları bombalamak ; Türkiye'yi çaresiz bırakmak. Diyeceğim o ki bunlara elimizi kolumuzu kaptırıcı girişimlerde bulunmayalım.