YENİ DÖNEMİN ÖNCELİKLERİ

A -
A +
17’den başlayarak 18 ve bilhassa 19 ve 20. yüzyıl, kayıp asırlarımızdır. Son ikisi bilhassa böyledir. Düşüş dönemlerimizi, Zağra Müftüsü Râcî Efendi, çok hazîn bir cümleyle tasvir eder:
-Azîz-i vakt idik; âdâ, zelîl etti bizi!
 
Vaktin azîz olanı bizdik amma düşman perişân etti!..
 
Arka arkaya yaşanan mağlubiyetler, sanayi inkılabının kaçırılması, isyanlar, darbeler… sürüp gidecek ağır kargaşa günlerinin habercisidir. Böylece gün gelir dış devletlerle Galata bankerlerine borçlanmalar başlar, altın yerine kaime denen kâğıt parçası basılır. Para bozulur, ahlâk yıpranır, faiz kendine yer bulur.
 
Kırım, ’93, Balkan, Cihan Harbleri, Çanakkale ve Sarıkamış’ta çok yüksek miktarda genç nüfusun kaybedilmesi, mevcut iktisadî ziyânları daha da derinleştirdi. Türkçeye "kaht-ı ricâl" denen bir kavram girdi. Yetişmiş insan yokluğu başlamıştı. Saydığımız ve saymadığımız savaşlardaki genç kaybımız, yarım milyondan az değildir.
 
Kaht-ı rical; yetişmiş insan sıkıntısını en az bir buçuk asır çektik.
Toplu iğne bile yapamamak bundan dolayı idi.
 
Bu arada bir de tezat yaşanıyor yetişen nesillerin bir kısmı, ya beyin göçü veya aydın yabancılaşmasıyla doğdukları topraklardan kopuyorlardı. Şartların lehimize dönmeye yüz tutması Menderes’le başladı. Arkada kalan yarım asır, ihtilaf, kargaşa, ifrat uygulamalar dönemidir. Daha sonra Özal geldi, dünyaya bakışta ürkekliğin yerini güven duygusu alıyordu. Özal’ı, Erdoğan takip etti. Yitik asırlar arkada kalıyordu. Turgut Özal, "21. Asır, Türk Asrı olacak” demişti. Adriyatik’ten Çin Seddi’ne, Türk Mavisi kuşağa işaret ediyordu. Bu sezgi muhakkak ki TDT-Türk Devletleri Teşkilatına bir ön sözdü. Yeniden azîz-i vakt olma arayışındaydık. 1980’lerin başında Türkiye Çocuk dergisinde "Lider Ülke Türkiye" diye yazarken bu aşkı terennüm ediyorduk.
 
Bugünlere gelirken Abdülhamid’den Menderes’e 40, Menderes’ten Özal’a 25, Özal’dan Erdoğan’a varmak için de 10 yıl geçmesi gerekmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceki dönemlere göre daha talihlidir. İktidar olduğu zamana dek az insan yetişmemişti. Kaht-ı ricâl, giderek insan zenginliğine dönüşüyordu. Kendi iktidarında da yetişmiş insan sayısı, her alanda daha bir çoğaldı.
 
27 Mayıs 2023 Türkiye’sine varıldığında son iki asrın özeti budur. 28 Şubat 2023’ten itibarense kazanılan Cumhur İttifakı ve Cumhurbaşkanlığı seçimiyle yeni bir çağa kapı aralanıyordu. Adına ister Türk Asrı, ister Türk Yüzyılı, isterse Türkiye Yüzyılı densin fark etmez, hepsi aynı yeni döneme çıkar. Daha geriden alırsak Abdülhamid Saltanatından 2023’e kadar maddî kalkınmaya ağırlık verildi. Sanayi inkılabı yüzünden Batıyla aramızda açılan mesafeyi kapatmak gerekiyordu. Bu itibarla yol yapıldı, hastane inşa edildi, silah imâl edildi, gemi yüzdürüldü, İHA’lar uçuruldu, fezaya uydu gönderildi vs. Bunlar, çoğalarak devam etmeli. Osmanlının son döneminde İngiltere, parasını ödediğimiz harp gemimizi vermediği gibi Filistin’i, Kıbrıs’ı Rumeli’yi, Mukaddes Beldelerimizi gasbetti. Bugün de ABD parasını verdiğimiz savaş uçaklarını teslim etmezken diğer taraftan örgüt eliyle Suriye’nin kuzeyinde bir kanser hücresi kurmaya çalışmakta. Bu yüzden hava savunma sanayii ve her alandaki kalkınmaya hız kesmeden devam etmemiz hayatî değerdedir.
 
Ancak; şunu da asla gözden kaçırmamak şarttır. Bir buçuk asrı burnumuzdan getiren o kaht-ı rical yoksulluğu, bugün bitmiş fakat başka büyük bir tehlike başlamıştır. Millî, yerli ve mânevî değerlerde çökme ve çürüme tehlikesi bir tehdit olarak karşımızdadır. Bir taraftan yeni, yetkin ve yerli gençler yetişirken bir yandan her kesimde korkutan bir bozulma görülmektedir. Bir tek ferdimizi, gencimizi bile kuşa-kurda yem etmemeliyiz.
 
Bundan dolayıdır:
Ailenin değerlerinin,
MEB’in, anaokulundan üniversiteye kadar mekteplerimizin.
Kültür Bakanlığının,
Adalet Bakanlığının
Diyanetin,
Sosyal kurumların, irfânî varlığın,
Türkçe’nin korunması, geliştirilmesi, üzerine çalışılması gerekir.
 
Bu milletin düzgün itikadı, temiz ailesi, güzel ahlâkı, berrak Türkçesi, aşılmaz yiğitliği, zengin fazileti ve şaşmaz adaleti… kısacası dîni, dili, şecâati her şeyidir.
 
Yukarıdaki tarih zinciri mantığıyla bakıldığında 2028’de Erdoğan’dan sonra bir boşluk doğma ihtimali yüksektir. Doğacak bu durgun dönem, herhâlde 2050’de gelecek bir liderle telafiye çalışılır. Vaziyete böylece bakıp şu 5 yılda ne yapıp-ederek eksiksiz bir millî ve mânevî kalkınma gerçekleştirilmelidir.
 
Kayıp nesiller,
Kayıp hazinelerimizdir.
Gün Olur Asra Bedel’dir.
5 Yıl Uzar Yüzyıl Olur.
Bu 5 yılı her saniyesiyle kazanmalıyız.
 
Tük Mavisi Kuşak ve İslâm Ümmeti bunu beklemekte.
Ecdadın ruhu da böylece şad olur.
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.