Halis Türkçemizde "yoldan evvel yoldaş" diye bir deyim vardır. Çıkacağın yolu seçmeden önce, yolda beraber olacağın, yolculuk yapacağın kimseyi seç demek. Nitekim kime "iyi insan" denebileceğinin ölçülerinden biri yol arkadaşlığıdır. Yol arkadaşlığı ve akçeli işler yıllardır tanışılan insanın gerçekte ne olduğunu anlamaya vesile olur.
Bizde "yoldan evvel yoldaş" dendiği gibi "er’refîk, sümme’t tarîk" de denirdi. İkisi de aynı anlamdadır. Başka dillerde de muhakkak buna benzer öğütler vardır. Böylesi öğütler, nasihatler, tecrübelerin, yaşanmışlıkların eseridir. İşin içinde yarı yolda bırakılmak vardır. Hep kendine çalışmak vardır. Daha kötüsü satmak, ihanet etmek gibi çiğlikler vardır. Yol arkadaşını isabetle seçmek herkese lâzım olduğu gibi muhakkak ki siyaset yapanlara da lâzım!
Türkiye, 14 Mayıs’ta seçimlere gidecek. Şimdilerde mülakat sonrası milletvekili aday adayları üzerinde çalışmalar yapılıyor. Her parti, kesinleştirdiği listesini 9 Nisan akşamına kadar YSK’ya verecek. İlgili komisyonların isabetli seçimler yapması gerekir. Arkası olan değil, hakkı olan seçilmeli. Milletvekilliği de Bakanlık da meslek değil, unvandır. Vazifelendirmedir. Emanetin ehline verilmesi mecburiyettir. Bir gün sahabe-i kiram efendilerimiz, Sevgili Peygamberimize -aleyhisselâm- şunu arz ettiler:
-Yâ Resûlallah, kıyamet ne zaman kopacak?
Peygamberler Peygamberinin cevabı gâyet kısa fakat cildler dolusu kitap hacmindeydi:
-Emânet, ehline verilmediği zaman!..
Milletvekilli de Bakan da işinin ehli olmalıdır. Bir tarafta işin ehli, diğer tarafta yakın bir akraba veya hatırlı birinin yakını olsa mutlaka işin ehli tercih edilmeli. Böylece yol arkadaşı seçme ölçüsünde mühim bir ilk adım atılmış olur. Yalnızca iyi gün dostu seçmemeye dikkat etmeli. Dost kara günde de beraber olan insandır. Tecrübeliler ve gençler dengesini iyi kurmalı. Gençlerin enerjisi, yaşlıların tecrübesiyle birleşince ortaya fayda çıkar.
Seçimdeki ölçü ehliyettir. Demek oluyor ki emânetin ehline verilmesi Peygamber emridir. Bu buyruğun îfâsından hem milletvekili adayı tesbit eden parti merkezleri ve hem de sandıkta oy verecek olan seçmen sorumludur.
Osmanlı’yı Cihan Devleti yapan temel unsurlardan biri de gerektiğinde çok ağır bir tercih olmasına rağmen öz evladından vazgeçip, Devletin ve Milletin bekasını azîz tutmasıdır. Daha başka sebepler de vardır. Bunların başında istişare gelir. Akşemseddin ve Molla Gürani gibi yetkin ve haysiyetli ilim adamları etrafında olmasa tarih, Fatih unvanlı bir hükümdarı tanır mıydı? Sultan Mehmed, onlara danıştı, onlar da hatır için değil Allah için konuşarak tavizsiz şekilde doğruyu söylediler. Bunun gibi Selim’i Yavuz yapan ana sebeplerden biri de Devlet hayatında Zembilli Ali Cemali Efendi gibi ilminin namusuna toz kondurmaz bir Şeyhülislâmın bulunmasıdır. Gerek Osmanlı ve gerekse diğer Türk ve Müslüman Devletlerin parlak devirlerine bakıldığında Hükümdarın yakınında âlim, evliyâ, san’atkâr şâir, fakih, mimar gibi insanların olduğu görülür. Osmanlı tarihinden bir ân için Şeyh Edebalı, Baki, Mimar Sinan, Akşemseddin, Molla Gürani, Aziz Mahmud Hüdai, Ebussuud, Mimar Sinan gibi yüzlerce isim çıkartıldığında geriye sadece kılıç şakırtısı kalır. Bu da bir medeniyeti ifadeye yetmez. Medeniyet, kılıç ve kalemle birlikte kurulmakta…
14 Mayıs, çok farklı bir seçimdir. Bunu seçmen fark etmeli. Seçilecekleri seçenler de buna çok kafa yormalı. Mademki 2071 Cihan Devleti ufkundayız o halde âzâmi dikkat içinde olmamız gerekmekte. Devletlerimizin altın çağları namuslu müşavirlerin, danışmanların Padişahın etrafında olduğu zamanlardır. Müşavir eksiği tamamlamak, yanlışı düzeltmek, doğruyu göstermek, ufuk açmak için seçilir. Sadece "doğru söylediniz efendim!" diyen, danışman değil yerinin derdinde menfaatçidir.
Yüce Devletimizin yâni Devlet-i Âli Osman’ın zirvede olduğu zamanlarda Sultandan başlayarak Devleti yönetenlere kadar çok kimse sahib’ül seyf ve’l kalem/Kılıç ve kalem sahibi insanlardı. Savunma sanayiinde gösterdiğimiz yüksek başarıyı fikir, hukuk, edebiyat başta olmak üzere ilim, irfan ve gönül ikliminde de göstermeliyiz.
En zor seçim, insan seçimidir.
İstişare eden pişman olmaz!
Lakin kiminle istişare!
Elbette fikir namusuna sahip olanla.
Aday adayları elenirken, adaylar kesinleştirilirken işi ehline verme ölçüsünden kıl kadar sapanlar büyük vebâle girmiş olur.
Seçen de imtihanda, seçilen de imtihanda…