17 Mart Cumartesi akşamı TR2'de Atilla İlhan'ın sohbeti var. Her cumartesi olduğu gibi o gün de tadına vara vara bir sohbet dinliyoruz. Şair, romancı ve düşünür İlhan, gayet rahat, insandaki merak unsurunu ustaca kullanarak seyirciyi ekran karşısından ayırmıyor. Dekor, son derecede sade. Bir masa, masada bir küçük çanta. Arka planda merdiven veya ona benzer lüksü olmayan malzeme. Tek başına ekranı dolduran, seyirciyi sürükleyen adam, çantasından bir küçük kâğıt çıkartıp zaman zaman gözlük değiştirerek ve sık sık da "biliyor musunuz?" sorusuyla lezzetlendirdiği sohbetini sürdürüyor. Atilla İlhan gibileri fikri yelpazenin neresine oturtmalı? Biz, şahsen buna zorlanıyoruz. Genel kanaate, hatta İlhan'ın kendisine bakarsanız... Solcu demek lazım. Buna razı olmalı mı? Şu ülkenin insanını sol-sağ diye bölmek ne kadar yerinde? Ve gerçeği ne kadar aydınlatır? Zülfü, Livaneli solcu, Çetin Altan -eski- solcu, Atilla İlhan solcu. Hayır solcu olmayı kınamıyoruz. Gerçi, solcu olmanın adam olmak telakki edildiği veya solcu olmakla komünist olmanın eş sayıldığı günlerden geliyoruz. Üzerinde durduğumuz ülke yetişkinlerinin kategorize edilmesi. O solcu diye tasnif edilen insanların nice yazdıklarına imza koyarız. O halde önemli olan denilen, söylenen, ortaya konan. Fikir, düşünce, bakış. Ve sağlıklı sonuçlar. O gün Atilla İlhan, TRT'den muazzam şekilde doğru bir tesbiti seslendirdi. Şayet dedikleri makaslanmadıysa bunun çeşitli sebepleri vardır. Birinci ihtimal, söyleyenden dolayı. İkincisi seviyeli bir yapımcısı mevcuttur. Üçüncüsü artık TRT de o eski günlerin TRT'si değildir. Galiba üçü birden. İşte bu üçlü denklemin ahengiyle o saaatte kalb ve beyin bir nebze nefes alabiliyor. Bizim de daha evvel çok kere dile getirdiklerimizi cumartesi akşamı bir de Atilla İlhan söylüyordu. Veya, düşünür, bunu beşbininci kere tekrarlıyordu. Akıl için yol bir. Kişinin fikir namusu, fikir kalitesi, fikir haysiyeti önemli. Aidiyeti değil. Atilla İlhan, şu mealde konuştu.... - Batının ümmet dili Latince ve Yunancadır. Batı dilleri bunun üzerine yükselir. Bizim ümmet dilimiz, Arapça ve Farsçadır. Osmanlıca, Arapça ve Farsça'dan faydalanır. Onlar, Latince ve Yunancayı muhafaza ettikleri için bir batılı genç, asırlar öncesinde yazılmış bir kitabı rahatlıkla okuyabilmektedir. Bizse Arapça ve Farsça'ya boykot ilan etmişiz. Bizdeyse gençler, Osmanlıca bilmedikleri için artık 50 yıl evvelini anlayamıyorlar. Bundan kurtulmak için okullara mecburi mi olur, seçmeli mi olur Osmanlıca dersi koymak lazım... İşte temel dertlerimizden biri. Kültür otobanlarımız yıkık. İnsanlar, bu ülkede kelimelerle değil hırıltılarla konuşmaya başladılar. "Hı hı" neyin nesidir?. Türkçe, güme gitmekte. Irkçılığın her çeşidi zararlı. En zararlısıysa dilde olanı. Türkçemizi İmparatorluk ölçeğinde ele almak zorundayız. Biz kabile değiliz.