Türkiye’nin imâl ettiği Tayfun füzesinin menzili uzak mesafelidir. Yunan Başbakanı Kiryakos Miçotakis "bu füze, Atina’yı vurabilir!" diye korkusunu dile getirmiş. Füzelerimiz ve diğer silahlarımız, hava savunma araçlarımızdır. Yunan yetkililer, Türkiye, sanki tek hedef olarak Yunanistan’ı görüyormuş gibi bilgi çarpıtması yapmaktalar. Yunan tarafının Tayfun füzemizle alâkalı bu sözleri üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, "sen rahat durmayarak adaları Amerika ve diğer yerlerden aldığın silahlarla doldurursan biz de vururuz!" dedi.
Sn. Cumhurbaşkanının, bu söylediği, önleyici tedbire dairdir. Türkiye için tehlike doğduğunda haklarımızı muhafaza için Tayfun kopar ve Atina da vurulur demektir. Nitekim 1897 Teselya Harbi’nde de Mehmetçik, Atina’yı almak üzereyken şarktan- garptan büyük devletler araya girerek bunu engellediler…
Türkiye gündemi, karanlık ve mide bulandırıcı konularla kirletilir, dikkatler dağıtılırken beride tesiri asırlara uzayabilecek olaylarla yüz yüzeyiz. Psikolojik bir taktiğe dikkat etmeli. 40 yıldan bu yana, Kuzey Irak ve Suriye’nin kuzeyinden gelen terör saldırılarıyla 50 bine yakın vatandaşımızı, çok büyük bütçe varlığını kaybettik. Nihâyet kendi silahlarımızı yapabilecek hâle gelip orduyu yeniden tanzim ederek bu tâciz ve tecavüzleri tahrip etme kudretine kavuştuk. Fırat Kalkanıyla başlayan harekâtlarla terör, Suriye’de Fırat’ın doğusuna atıldı. Terör devleti koridoru fikri çöpe dönüştü. Bu defa Washington, Yunanistan’ı sahaya sürmeye başladı. Bu ülke, Dedeağaç ve adaların silahlandırılmasıyla ABD’nin fiilen 51. Eyaleti oldu.
Manzara o ki Lozan ve Paris andlaşmaları gereği silahsız olması icap eden adaların silahlandırılması, Türkiye’nin gücünü zayıflatmak içindir. Ankara, üçüncü bir cephe açma tehlikesiyle yıldırılmak isteniyor. Dolayısıyla Türkiye Cumhurbaşkanının bu beyanatı, yalnızca Atina’ya değildir. Biz, Suriye’nin kuzeyinde Pençe Kılıç Kara Harekâtıyla terör işgalini temizlerken Atina, batıda bir yanlışlık yaparsa Tayfun, elbette Yunan parlamentosunda asılı duran haç işaretli bayrağı yere düşürür. Yunan idaresi hür değildir ve iradesi de elinde değildir. Bu devlet, taşeron yapılmak için kurulmuştur. O yolda devam etmektedir. Emperyalizm, halkına rağmen taşeron hükûmetler kurma çalışmasını, en evvel Yunanistan ile batıda sonra da Orta Doğuda yaptı.
İngiltere, Rusya ve Fransa’nın teşvik, tahrik ve himayesiyle Rumlar, 25 Mart 1821’de Mora yarımadasında isyan çıkarttılar. Müslüman ve Türk soykırımı yapıldı. Payitahttan önce muhtariyet, özerklik kopardılar sonra da arkasındaki güçlerin desteğiyle 3 Şubat 1830’da sözde müstakil bir devlet ortaya çıktı. Osmanlıdan ilk kopan parçaydı. Bu bir projeydi. Sömürgeci başkentler, modern zamanların haçlı seferine hazırlanıyorlardı. Bu kurgulanmış devlet sadece küçücük Mora haritasına sahipti. O sırada ne Girit, ne adalar ve ne de Selanik ve havalisi Yunan toprağıydı. Ama, Yunanistan her fırsatı değerlendirerek sürekli şekilde genişledi. Nihayet 17 Nisan-19 Mayıs 1897 Teselya Harbiyle mutlak bir zafer kazandık. Atina elimize düşmek üzereyken malum merkezler araya girdiler. Yunanistan, İstanbul andlaşmasıyla tazminata mahkûm oldu. Ne var ki Trablusgarp yani Libya, Balkan ve Cihan Harbi’nin çıkmasıyla her şey değişti. 1820’de isyan eden Rumlar, İngiliz’in kol-kanat germesiyle bir asır sonra işgalci olarak önce Anadolu’ya ve sonra İstanbul’a girdiler. Yunan ve Kıbrıs ihtilafının temelinde İstanbul’un fethinin hazmedilememesi gerçeği vardır. Batılı unsurlar bunu kaşımaktalar.
Şu hülasadan çıkması gereken bir sonuç daha vardır:
Eğer; biz rejim tarihini değil de Devlet tarihini 1923’ten başlatırsak Yunanistan, Türkiye’den kıdemli Devlet olur. Bu vak’alar yaşanmışken mekteplerimizde yıllar ve yıllar boyu genç beyinlere Yunan tanrılarının hovardalıkları ve eski Yunan’ın ne büyük bir medeniye olduğu okutuldu! Bu katiline âşıklığın şaşkınlığı ders kitaplarından tamamen silinmiş olmasını temenni ederiz.
Yunanistan, 1830’daki kuruluş mukavelesine riayet etmeyerek topraklarını, onlarca kat genişletmiştir. 1897 Türk-Yunan Harbinden sonra akdedilen İstanbul Mukavelesine riayet etmeyerek 10 bin altın tazminatı ödememiştir. Lozan ve Paris anlaşmalarını ihlal ederek adaları cephaneliğe çevirmiştir.
Bu şartlar üzerine Yunanistan için 3 ihtimal doğar:
-Andlaşmalara riayet etmesi.
-Ege’nin yukarıdan aşağı ve iki yakalı olarak ölçülüp adaların bedeli mukabili paylaşılması.
- Veya bunlara uymazsa lâzım gelen zamanda Tayfun’un gereğini yapması.