Savrulma vak’ası yeni değildir:
Diplomalı, unvanlı birtakım çeyrek aydınlar, bu ülkenin değerlerine ve o değerlerin mensuplarıyla temsilcilerine Tanzimat’tan bu yana saldırmaktalar. 1839-1908 aralığında Fransız hayranıydılar. Paris güdümündeydiler. 1908-1918 İttihad ve Terakki devrinde Alman hayranı oldular. Paris’in yerini Berlin aldı. Erken Cumhuriyet sürecinde İngiliz hayranlığı ve Londra öne çıktı. Orta Cumhuriyetten 1980’lere kadarsa Amerikan hayranlığı ve Washington güdümü yaşandı.Bu dönemlerde bu ülke insanı çok incitildi.
Mukaddeslerimize reva görülmedik zulüm kalmadı.
6 Şubat 2023’te güney ve doğumuzda yaşadığımız zelzelede sarf edilen bir hakaret, o günlerden günümüze sıçratılmış bir berbat çamurdur. Zekâ özürlü çeyrek aydın, "bu, Allahü ekber deme nereden çıktı?" diye köpürmekte.
Hadise şu:Afetzede 10 ilimizde çok büyük gayretlerle kurtarma çalışmaları yapılıyordu. Kurtarma ekipleri, amansız bir savaşın gözü pek serdengeçtilerinden farksızlardı. En zor, en ağır şartlar altında bir bebeği, çocuğu, genci, yaşlıyı… insanı kurtardıklarında o sevinç ve heyecanla, "Allahü ekber" diye nida ediyor birbirlerine sarılıyorlardı.
Lisân-ı hâl ile dedikleri şuydu:
- Allah’ım, mutlak kuvvet ve kudret sahibi olan ancak ve yalnız sensin. Alan sensin, veren sensin. Sen dilediğini yaşatırsın. Bizi, bir canın daha kurtulmasına vesile kıldığın için senin yüce adınla tekbir getiriyor, seni ululuyor ve şükranlarımızı arz ediyoruz.
"Allahü ekber" bu açıklamayla beraber yazılabilecek daha nice sayfalar dolusu teslimiyet, şükür ve ululamanın anahtar cümlesidir. O ağır şartlarda, dağlar gibi geçit vermeyen enkazda, derin dram iklimlerinde taşan duygulara bundan daha başka söz, sada ve haykırış tercüman olamazdı. Can kurtaran kahramanlar, çağlayan hislerini Allahü teâlâya iltica ederek dile getiriyorlardı. Milletimizden sağanak sağanak dua alan, şeref madalyalarına lâyık bu yüz akı kahramanlar, eksi 10 derece soğuklarda, yıkıntılar içinde, feryatlar arasında günler boyu iğne ile kuyu kazarcasına hedefe varıp bir canı daha hayata taşırken büyük şehirlerde birtakım çeyrek aydınlar, sıcacık odalarında video doldurarak engerek zehrinden beter bir acıyla milyonları incitiyorlardı.
Dedikleri oydu:
- Nereden çıktı bu Allahü ekber!
Anlaşılıyor ki bu zavallılar, doğduklarında kulaklarına ezan okunmamıştı.
Yürekleri mühürlüydü.
Allah muhabbetinden Peygamber sevgisinden uzağa düşmüşlerdi. Minarelerinde günde beş vakit ezan okunan şehirlerde yaşadıkları hâlde acaba ezan da duymammışlar mıydı? Duymuşlardı, duyuyorlar ama zihniyetleri, anlayışları, "Allah" demenin suç sayıldığı Tek Parti zamanın kirli kalıntısı. Bunların, Kur’ân-ı kerîmi yakmaya çalışan İsveçli politikacıdan, İslâmiyet’i karalamaya kalkışan Parisli karikatüristten farkı yoktur!..
Fark şuradaki onların bâtıl da olsa bir dinleri var.
Beridekilerse Asrın Felaketini bile bir çıkar sebebi yapmaktalar. Bir büyük afeti, Cumhurbaşkanını, İktidarı, Cumhur İttifakı’nı devirmek için fırsat olarak kullanma peşindeler. Çeyrek, sözde, güya aydınlarla iç ve dış düşmanlar, zelzelenin ilk dakikalarından itibaren her türlü yalan hile ve iftiraya tevessül ettiler. Zulümlerinin en net ifadesi "Allahü ekber demek de nereden çıktı?" Sözündeki hınçlarıdır. Onlara göre böyle deniyor fakat ortalıkta devlet ve hükûmet görünmüyordu. Meydanı boş bulsalar bir adım daha atarak dış devletleri Türkiye’de idareye el koymaya çağıracak, 15 Temmuz ihanetini tamamlamak isteyeceklerdi. Bu amaçla iç savaş bile çıkarırlardı. Hevesleri kursaklarında kaldı. Bir defa daha bozguna uğradılar…
31 Ocak günü, zelzeleden bir hafta evvel Türkiye gazetesinde ne demiştik?
- Tam Teyakkuz!..
Devlet, bugün tam teyakkuz hâlindedir.
Devlet, Hükûmet ve Cumhur İttifakı işinin başındadır.
Yüzlerce atom bombasına denk böylesi büyük bir felâketin altından değme devlet, millet ve hükûmet kalkamazdı. Biz, içimizdeki yabancılara, mankurtlara, Allah düşmanlarına, fırsatçılara rağmen kenetlendik ve ayağa kalktık. Daha evvel nice sel, salgın, yangın, zelzelenin yaralarını sardığımız, darbe ve işgal teşebbüslerini mağlup ettiğimiz gibi Allah’ın izniyle bu günleri de arkada bırakacak ve 2023 Büyük Türkiye şafağından 2071 Cihan Devleti Türkiye Kızılelmasına doğru imân, vakar ve azmimizle yolumuza devam edeceğiz!..
Zafer, elbette ve muhakkak:
- Allahü ekber!..
Diyenlerindir.
Bunu diyen bahtlılara ne mutlu…
Tam isabet yazı
Mükemmel yazı, teşekkürler.
Allah razı olsun eline kalemine yüreğine diline sağlık versin rabbim inşallah Saygılarımla Abdullah Demir