“Onu kaybetmekten korktuğumuz için umulmadık çıkış ve kaprislerine boyun eğeriz”
Ne zaman bir başkasını sahiplensek biz de onun sahipliği altına gireriz. Onu kaybetmekten korktuğumuz için umulmadık çıkış ve kaprislerine boyun eğeriz.
Yalnız olabilme yeteneğimiz bizim sevebilme kapasitemizdir. Ancak o zaman karşımızdakini bir nesneye indirgemeden ve ona bağımlı hâle gelmeden sevme, paylaşma, karşı tarafın acısını yüreğinde hissetme onun derinliklerine inebilme yeteneği kazanırız. İşte o zaman sevdiğimizin vedası sevgili olma mutluluğumuzu götürmez. Zaten götüren de o değildi. Hem gerçekçi insanlar birbirini bir lüks olarak severler, ihtiyaçtan değil.
Aşka düşmek çok kolaydır, çıkmak zordur. Bir sürü kavga, gözyaşı, tartışma, korku kaçınılmazdır. Olgunlaşmamış aşklarda beklentilerin de boş çıkması etkili olmaktadır. Hâlbuki yetişkin insan didişmez anlamaya çalışır. Aşkta yükselen asla aşktan olmaz. Çünkü yükselmek onun gayreti ile idi. Ama aşka düşmekle o aşk bir yerde tıkanacaktır. İşte o zaman her şey değişir. Aşkta yükselmek ritüel bir tercih aşka düşmek biyolojiktir. Ama “biyolojik” kördür. Hani “aşkın gözü kördür” özlü söz gibi.
Sevgi bizim sessizliğimizden, farkındalığımızdan gelmelidir. O zaman karşımızdakinin de bir mahrem olanı olduğunu bilir, haddi aşmayız.
Sevgi arkadaşlıkla bitmez ama arkadaşlıkla başlar. Böyle bir sevgi ölümsüzdür, duyarlıdır.
Bu tip ilişkilerde insan daha karşısındakini konuşmadan ne demek istediğini, neye ihtiyacı olduğunu hisseder. Konuşmadan hissederek anlaşan çiftler vardır ama çok az sayıda.
Konuya yararlı olacağı düşüncesiyle iki kısa anekdot sunayım. Bu şubatın başında kaybettiğim merhume hanımefendi sık sık kendisine aldığım şeyler için “Keşke Allah’tan mal dilemeliymişim” der, ben de “niçin böyle söylüyorsun?” dediğimde, “bazen seni zarara sokmak istemeyişim, bazen de sen dışarı çıkarken ısmarlamayı unutuyorum. Beklentim gerçekleşiyor ya, ben ona bakarım” derdi. Sırası gelmişken rahmetli annem söyle demişti. “Babanla derin aşk yaşadık. Her karşılaşmamızda aramızda sözel hiç konuşmazdık. Bakışlarımız her şeyi anlatırdı” demişti.
“Gönül bağı denilen şey işte bu. Şair de gönülden gönüle bir yol var gizli...” demiyor mu?
Mustafa Ali Mahdum
Ünal Bolat'ın önceki yazıları...