Lunaparktan yükselen cıvıltılar

A -
A +

“O zamanlar, dedelerin ninelerin aile dışına itilmediği merhamet yüklü yıllardı...”

 

 

 

Yolumuz dualar eşliğinde son bulup cami cemaatine karışılıp da bayram namazı eda edilince; daha cami avlusunda başlayan bayrama hürmet, evde yeniden başlar, eski TRT yayınlarının bayram neşesiyle kahvaltı sofrasına çökülürdü.

 

Kurbanın hayırlısıyla kesilip yüzülmesinden sonra nefis sac kavurması her bayramın özel kahvaltı menüsünde olmazsa olmazlarımızdandı. O fasıl bittiğinde hemen küçük odada alırdım soluğu.

 

Jilet gibi ütülenmiş yeni bayramlıklar büyük bir heyecanla ayna karşısında giyilir, limon ya da taft ile şekillendirilen saçlar özenle taranır, aile büyüklerinin elleri bu kez de bayramlıklarla öpülürdü. “El öpenlerin çok olsun” sözleriyle birlikte iltifatlar da kabul edilirdi.

 

Dışarıya adım atmamızla birlikte ayaklarımız bizi önce kabristana götürür, dualar eşliğinde kabirlere su boca edilirdi. Böylelikle maneviyata has duygular ayakta tutulur hatta daha da beslenirdi ki gelecek bizden öncekilerin bizlere dair umutları olsun.

 

O zamanların hayat akışı bizim ailemizde böyleydi. Dedelerin ninelerin aile dışına itilmediği merhamet yüklü yıllardı... 70’lerin ve 80’lerin maneviyata bakan bir yüzü vardı. Çocuklar büyüklerine saygılı, küçükler büyüklerine sevgiliydi.

 

Sokağın serinliği... Evlerin şefkati... Büyüklere ve devlete duyulan sonsuz güven... Hepsi o eski zamanın tozlu raflarında kaldı.    

 

Bayram günleri her şeyiyle çok özel bir "temizlik kolu" başkanımızdı âdeta. Bursa Kültür Parkı grantuvalet giyinmiş yakışıklı erkeklerin, alımlı hanımların gezip tozmalarına az mı tanıklık etmişti. Ya ceplerin dolmasıyla soluğu aldığımız lunaparktan yükselen cıvıltılar... Balerinde, uçan salıncaklarda, çarpışan otolarda ve çekiç/rangerde gökleri inleten çığlıklar şimdiki gibi yapay değildi asla. Sanki bütün Bursa buraya doluşmuş da kahkahaya boğuluyor sanırdım.

 

Nezakette yarışılan yıllardı o yıllar. Herkes kendini de haddini de bilirdi. O serüven bitti, o rüzgâr esmiyor artık. Hiçbir şey yerli ve yerli yerinde değil. Eski âdetler, o eski dostlarla birlikte terk-i diyar eylediler hiç olmazsa görmediler bu zamanın keşmekeşliğini. 

 

Artık o çocukluk günlerimizin tadı olmasa da örf, âdet, gelenek ve göreneklerimizin idrakiyle yaşamak ve yaşatmak gelecek kuşaklar adına çok önemli. Artık inanıyorum ki ben de “Ah nerede o eski bayramlar” diyenler kervanındayım...

 

     Atilla Akbaş,

 

 

 

Ünal Bolat'ın önceki yazıları...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.