“Maalesef bu bulaşıcı hastalık Bekir’in evini de sarar iki küçük çocuğu ölür”
Zeynep halamla ilgili hatıramı anlatmaya devam ediyorum. Zeynep, bu nişan olayına biraz üzülür “ah amcam Hacı şimdi burada olsaydı hiç beni bu adamlara verir miydi? Hiç görmediğim tanımadığım; askerde iki buçuk yıl sonra gelecek adama beni katiyen nişanlamazdı” der bir köşeye çekilir gözyaşı döker. Zaten ne babası ne de analığı Zeynep’in fikrini alma ihtiyacını duyarlar...
Zeynep “tanımadığım birine verdiler acaba adam kör mü topal mı sakat mı, ne bileyim?” diye üzülürken, birden beyninde bir umut şimşek gibi çakar “yahu bu nişanlandığım adamda bu sakatlıklar olsa onu asker yapmazlardı. Demek ki nişanlım sağlam biridir. Oh, çok şükür biraz rahatladım” der. Üzüntünün yerini birazcık da olsa sevinç ve sürur alır.
Yine kendi kendine “hadi kabul bilmediğim birine verdiler bari adam evde olsaydı da asker olmasaydı, hemen düğünümü yaparlardı; ben de hiç olmasa bu analık elinden kurtulurdum özgür olurdum ama ne yazık ki iki buçuk yıl daha bu kahrı çekeceğim” diye düşünür.
Zeynep bu hayalleri kurup iki buçuk yılın ne zaman biteceğini bekler. Âdeta günleri haftaları ayları mevsimleri iple çekmeye başlar.
Bekir’in dünürü Ali amca, söz verdiği gibi iki ay içinde Zeynep için kesilmiş olan başlığı, bin lira nakit para bir çift öküz iki inek bir atı getirip Bekir’e teslim eder. Düğün de damat Mehmet Emin iki buçuk yıl sonra askerden geldiği zaman yapılacak diye kararlaştırırlar. Bekir aldığı başlığı dört ay içinde harcar. Evin ihtiyaçlarını görür biraz da bedavadan gelen para olduğu için fuzuli olarak harcar bitirir.
Dört ay sonra bulaşıcı bir hastalık baş gösterir herkeste... Hastalık ki ölen ölene... Yıl 1941, iletişim yok, doktor sağlık hizmetleri kısıtlı, zaten taşraya hiç ulaşmaz; herkes kaderini bekler. O sair hastalığa bulaşan çok az insan kurtulabiliyordur.
Maalesef bu bulaşıcı hastalık Bekir’in evini de sarar Bekir’in iki küçük çocuğu ölür. Bir müddet sonra Bekir’in annesi Hazal, hanımı Nebahat ve nişanlı kızı Zeynep de bu hastalığa düçar olurlar.
Köyün bir bakıma halk doktoru olan Beyaz Hanım, otlardan ve yağlardan elde ettiği bazı ilaçlarla köy halkının derdine derman olur bazılarını da iyileştirir. Zeynep’in annesi rahmetlik Fatma Hanım, Beyaz teyzenin gözleri önünde eşkıyalar tarafında nasıl vahşice öldürüldüğünü ve Zeynep’in ne sıkıntılarla büyüdüğünü, çektiği çilelerini iyi bildiği için Zeynep’e ayrı alaka gösterir. Tedavisi için her gün Zeynep’in yanına gider başını okşar yaptığı ilaçları verir şifa bulması için Allah’a dua eder... DEVAMI YARIN
Ünal Bolat'ın önceki yazıları...
Bu menkıbe çooooooook güzel.Böyle güzel menkıbe görmedim. Peygamber efendimiz hakkında menkıbe varmı?
Bu menkıbe çooooooook güzel