Michael Faraday'ın ailesi, kendi ifadesiyle, Hristiyanlık'ın adı-sanı pek duyulmamış Sandeman tarikatının sâdık üyeleriydi. Kiliselerinin kurucusu olan Robert Sandeman, Kitab-ı Mukaddes'in yorumlanmasıyla ilgili tartışmalardan kaçınan bir insandı: "Allah'ın varlığı tabiattaki düzenden belli olmuyor mu? O'nun varlığından şüphe edenler göklere ibretle baksın!" diyordu. Faraday'a göre, elektrik "açıkça görünmeyen ve anlaşılmayan" bir şey olmaya devam ettiği müddetçe, "Allah'ın sonsuz kudretini ve ilâhî vasıflarını" doğru olarak anlayabilmek mümkün olmayacaktı. Yetersiz bir eğitim görmüştü... Aslında Faraday çok yetersiz bir eğitim görmüştü. Bütün eğitimi kilisenin 'pazar okulu'nda öğrendiği okuma yazma ve biraz hesaptan ibaretti. Küçük yaşta gazete dağıtıcısı olarak çalışmaya başladı. 14 yaşında çiftçi çırağı oldu. Ciltlenmek üzere getirilen kitapları okuyarak bilgisini genişletmeye başladı. Bir ansiklopedinin elektrik maddesinden özellikle etkilendi. Eski şişeler ve hurda parçalardan yaptığı basit bir elektrostatik dinamodan yararlanarak deneylere başladı. Gene kendi yaptığı zayıf bir Volta pilini kullanarak elektrokimya deneyleri gerçekleştrdi. Faraday, elektriğin karmaşık bir şey olduğuna inanmıyordu. Onun çalışmalarıyla 1867'ye gelindiğinde artık elektrikli aletler dünyanın dört bir yanında kullanılmaya başlamıştı... "Sir" unvanını reddetti! Hür fikirli bir bilim âşığı, ama aynı zamanda alçak gönüllü bir insan olan Faraday, Kraliyet Derneği Başkanlığını iki defa geri çevirmiş ve Kraliçe'nin şövalyelik "Sir" unvanı teklifini reddetmiş, kibarca, "Sonuna kadar sadece Michael Faraday olarak kalmalıyım" demişti. Öldüğünde, Kraliçe Victoria, onun da Newton ve İngiltere'nin diğer ünlü bilim adamları gibi, Westminster Manastırı'na defnedilmesini teklif etmişti. Ancak, Faraday vasiyetinde, sadece kendi arkadaşlarının katılacağı sade bir tören yapılmasını, mezar taşının sıradan olmasını ve gösterişsiz bir yere gömülmeyi istemişti. Ölürken son sözleri şunlar oldu: "İşte, tam kırk yıl geçti. Ümit ederim ki, ne şimdi, ne de kırk yıl önce küstah biri olmamışımdır!.."