Prof. Dr. Suat Ungan
Trabzon Üniversitesi Öğretim Üyesi
Bu iki nesne dışarıdan ülkemize gelmesine rağmen zamanla insanımızın günlük rutinlerinin en belirleyici unsuru olmuştur. Bizler kahveye daha fazla bir mana yüklemiş, kendi damak zevkimize göre şekillendirmiş ve onu bütün dünyaya “Türk Kahvesi” ismiyle tanıtmışızdır. Kahveye karşı aktif duruşumuzu sigara için gösterememişizdir.
Sigaranın Osmanlı ülkesine giriş şekli ile kahvenin giriş şekli bir değildir. Tütün de kahve de Mısır üzerinden Osmanlıya gelmiştir. Fakat tütünün tedarikçileri İngilizler olmuştur.
Tütün de kahve de Mısır üzerinden Osmanlıya gelmiştir.
Türk toplumunun ekonomik ve sosyal hayatını etkileyen, zevk dünyasını şekillendiren hatta yönetimlerin üzerinde politika geliştirmelerine sebep olan nesnelerin başında sigara ve kahve gelmektedir.
Bu iki nesne dışarıdan ülkemize gelmesine rağmen zamanla insanımızın günlük rutinlerinin en belirleyici unsuru olmuştur. Bizler kahveye daha fazla bir mana yüklemiş, onun adına mekânlar (kahvehaneler) açmış, onu kendi damak zevkimize göre şekillendirmiş ve onu bütün dünyaya “Türk Kahvesi” ismiyle tanıtmışızdır. Kahveye karşı aktif duruşumuzu sigara için gösterememiş, Türk kahvesi gibi dünya çapında Türk sigarası markası oluşturamamışızdır.
İnsanlarda bağımlılık yaptığı için halk arasında kahve ve tütünün dolaşımı süratli olmuş, bu hızlı değişim toplumun yapısını şekillendiren unsurların meydana gelmesine de zemin hazırlamıştır. Kahve satılan yerlerin açılması ve kahve eşliğinde sohbetlerin yapılması, insanların hem sosyalleşmesine hem de siyasallaşmasına zemin hazırlamıştır. Kahvenin (daha sonraları çayın) sigara ile birlikte içilmesi, insanların sohbet ortamlarını zenginleştirirken aynı zamanda “kahve sigara kardeşliği” diye bir tabirin halk arasında yayılmasına sebep olmuştur.
Bizim toplumumuzda ilk başlarda kahve ve tütüne karşı gösterilen mesafeli duruşun benzerini, başta İngiltere olmak üzere diğer Batılı ülkeler de sergilemiştir. İngiltere’de Osmanlıdan alınan kahve içme âdeti ilk başlarda sancılı olmuştur.
İngiltere’de bazı kesimlerin Türk kahvesinin halk arasında yaygınlaşmasına dinî ve ekonomik açıdan karşı çıktığı görülmektedir. Fertlerde bağımlılık yapan ve tüketim alışkınlığını değiştiren kahveye başta birahane sahipleri olmak üzere bazı kesimler, “kâfir Müslümanların tercih ettiği bir alışkanlığın Hristiyan kültürüne uymadığını” söyleyerek tepkilerini dile getirmişlerdir.
Gerald Maclean ve Nabil Matar “İngiltere ve İslam Dünyası” adlı kitapta içki ticaretinin kahvehanelere kaydığını gören bazı birahane sahiplerinin İslami kahve çekirdeğinin cinsel dürtüleri azalttığını, onu içen kişilerin İslam’a geçme ihtimallerini artırdığını, bu durumun 1650’lerde İslam’ı millî bir din hâline getirmeye çalışan Cumhuriyetçilerin bir komplosu olduğunu savunmuşlardır.
Hatta İngiltere Kralı II. Charles, 1675 yılında Londra’daki kahvehanelerin kapatılması için emir vermiştir. Fakat İngilizler tütün ve kahveyi ticari bir metaa dönüştürmeyi ve ondan para kazanmayı başarmışlardır.
İngiltere’de daha ziyade ticari endişeler sebebi ile karşı çıkılan kahvehanelerin Osmanlıda ilk başlarda dinî açıdan tartışıldığı görülmektedir. Bugünkü Selefîlerle benzer fikirler taşıyan Kadızade Mehmet ise tütün ve kahve içme noktasında sert tedbirlerin alınmasını istemiştir.
Peçevî Tarihi’nden Halepli Hakem adlı bir tüccar ile Şamlı Şems adlı bir kişinin 1554-55 yıllarında Tahtakale’de Osmanlının ilk kahvehanesini açtığını öğrenmekteyiz. Bu zamandan sonra İstanbul ve Osmanlının birçok bölgesinde kahvehane açılmıştır.
1633 yılında İstanbul Cibali’de meydana gelen ve İstanbul’un beşte birini yakarak yok eden yangının çıkış noktasında kahvehanelerin sorumlu tutulması, Nizam-ı Cedit hareketine karşı çıkan yeniçerilerin kahvehanelerde örgütlendiğinin dillendirilmesi, işsiz insanların kahvehanelerde akşama kadar vakit geçirmesi ve namaz vakitlerinde insanların camiye gitmeyip oralarda satranç, tavla gibi oyunlar oynayarak ehli heva tarzında bir hayat sürmesi, kahvehanelere karşı mesafeli bir duruşun oluşmasına sebep olmuştur.
Avrupa’da kahve tüketiminin yayılması, Avrupalı tüccarların kahveleri Mısır’dan alarak Avrupa’ya götürmeleriyle Osmanlıda kahve kıtlığı baş göstermiş, bu nedenle Osmanlı Devleti, Avrupalılara kahve satışını yasaklamıştır.
Avrupalılar kahve tedarikinde sıkıntıya düşünce, kahveyi kendileri yetiştirmeyi denemiş, bunda da çok başarılı olmuşlardır. Hollandalılar, 1661 yılında kahve çekirdeklerini Amsterdam’a getirmiş, daha sonra Sri Lanka, Sumatra gibi sömürü bölgelerde kahve çekirdeği üreterek bunun satışını yapmayı başarmış hatta on sekizinci yüzyılda Osmanlı devletine bile kahve satarak bunun ticaretini ellerine almayı başarmışlardır.
Sigaranın Osmanlı ülkesine giriş şekli ile kahvenin giriş şekli bir değildir. Tütün de kahve de Mısır üzerinden Osmanlıya gelmiştir. Fakat tütünün tedarikçileri İngilizler olmuştur.
Tütün 1601 yılında ticari maksatla İngilizler tarafından İstanbul’a getirilmiş ve nemli bölgelerde yaşayan halkın sigarayı içmesi ve vücudunu kurutarak hastalıklardan uzak duracağı bilgisi ile halka satışa sunulmuştur. İlk başlarda halkımız İngilizler vasıtası ile gelen tütüne mesafeli yaklaşmış, müptelaları ise halktan uzak yerlerde gizli gizli tütünü içmişlerdir.
Tütün, pahalı bir zevk olması tütüne bağımlı olan kişiler için büyük sıkıntılar oluşturmaya başlamıştır. Tütünü alacak parası bulamayan kişiler bunun sıkıntısını birçok kez çekmişlerdir. Şeyhülislam Yahya Efendi bir beytinde şöyle söylemiştir:
“Dirîg sofrâ-i ni’met çekildi dünyadan
Duhân ile geçinir bi alay tütünsüz”
Böylece içmek için sigara bulamayanların, sigara içenlerin çıkarmış oldukları dumandan bu ihtiyaçlarını giderdiğini beyan etmiştir.
Dünyada da sigarayı elde etmek çok önemli olmuştur. Sigara öyle bir yaygın hâle gelmiştir ki Nazi Almanya’sının kurmuş olduğu Auschwitz kampında alışverişte para yerine sigara kullanılmıştır. Szymon Laks, “Bir Başka Dünyada Musiki” adlı kitabında bu kampta her ürünün fiyatının sigara bazında belirlendiği, bir somun ekmeğin on iki sigaraya, üç yüz gramlık bir margarinin otuz sigaraya alındığını belirtmiştir.
Günlük hayatın rutin kalıplarını tekrar etmek, insanların toplum nazarında kabul görmelerini kolaylaştırmakta, halkın nazarında itibarlarının artmasına zemin hazırlamaktadır. Toplumun genel yapısı, bazı âdetleri en iyi şekilde tekrar edene itibar etmekte, ona karşı gelenlere ise iyi nazarla bakmamaktadır. Bu nedenle doğruyu söyleyenler ihmal edilmekte, hakikati bildiği hâlde susup bunu dile getirmeyenler, konfor alanlarını iyice artırmaktadırlar. Ahmed Cevdet Paşa, “âlemde rahat istersen âdet etme, âdete de muhalefet etme” diyerek toplumun bu tip davranışlara karşı bakış açısını dile getirmiştir.
Büyüklerin yanında sigara içilmemesi durumu da toplumun ezber davranışlarından birisini oluşturmaktadır. Bir insanın büyüklerinin yanında sigara içmemesinin, onları gördüğünde sigarasını saklamasının ardında acaba hangi etmenler bulunmaktadır?
Sigara içenlerin sigarayı büyüklerinin yanında içmemesinin “saygı gereği olduğu” cevabı güzel bir alışkanlığı ama aynı zamanda da yanlış bir örneği oluşturmaktadır. Eğer sigara içmek kötü bir alışkanlık ise büyüklerin kendileri neden bu kötü alışkanlığı aleni olarak yapmaktadırlar? Büyüklerin büyük bir zevkle yapmış olduğu bu eylemi, küçükler için hoş görmeme hâlinin cevabı ne olabilir?
Eğer sigara bir keyif hâlinin olduğu, büyüklerin yanında keyif yapmanın ayıp olacağı anlayışı varsa, bugün keyifle içilen çayların, ailecek içilen kahvelerin sigaradan ne farkı vardır?
Sigara ve içkinin toplumumuzda içiliş şeklinde benzerlik bulunmaktadır. Meyhanelerin edebiyatımızdaki ismi harabattır. Halk iyi karşılamadığı için şahıslar, içkiyi uzak mekânlarda, ören, harabe yerlerde içmişler ve bu yerlere meyhane manasında “harabat” demişlerdir. Tütünün kaderi de içki gibi olmuş, ilk başlarda sigara da halktan saklanarak içilmiş ve böyle bir gelenek kurulmuştur.
Günümüzde sigara içmek ayıp bir eylem olmamasına rağmen bu alışkanlık sorgulanmadan devam edilmiştir. Bu anlayış ile sigaranın kendisi değil, içiliş şekli önemsenmiş, fiilin meşru yollardan yapılması, sigaranın kendisini meşrulaştırmıştır. Sigara içerken bunun büyüklerden saklanması ise topluma bir âdet olarak kalmıştır. Bu anlayışın varlığı, sigaranın yayılmasını daha da hızlandırmıştır.
Eylemlerin anlamını bilip ona göre davranmamız, insan olmanın, bilinçli birey olmanın işaretidir. Bir eylemin bilgisini bilmek kişinin mecburiyeti, onu uygulayıp uygulamaması ise tercihidir. Okullarda, hayatımızda var olan değer yargılarının bilgisi ihmal edilmekte, uygulanması (tercihi) mecbur hâle getirilmektedir. Bu durum da eğitimimizi ve insanımızı yaptığı eylemden habersiz sıradan bir insan tipine dönüştürmektedir.
Büyüklerin yanında sigara içilmemesi elbette normal bir durumdur. Fakat bir eylemin zamana ve yaşa göre yapılması onun kendisini değil, zaman ve zeminini öne çıkarmakta bu da zamanını dolduranların bu eylemi yapmalarının kendilerine bir hak olduğu algısına kapılmalarına sebep olmaktadır. Bu şartlarda sigara içen insanımızın sayısının azalması çok zor olmaktadır...
*RESİM ALTI: XVI. asırda İstanbul’daki bir kahvehaneyi tasvir eden minyatür…