Prof. Dr. Fazıl Kırkbir
Karadeniz Teknik Üniversitesi
Ulaşılan büyük başarılara rağmen Türkiye’nin savunma sanayii sahasında lider olması için katetmesi gereken çok yol vardır. Ülkemiz, savunma sanayiinde hâlâ bazı kritik bileşenler ve teknolojilerde yurt dışına bağımlıdır. Türkiye’deki savunma sanayii firmalarının AR-GE çalışmalarının daha profesyonel yapılması ve mutlaka ayrı birim olarak ele alınması gerektiğini söyleyebiliriz.

Türkiye’de savunma sanayii son 20 senede önemli ilerleme kaydetmiştir. Maddeler hâlinde sıralayacak olursak en göze batan projeler şunlardır:
-YERLİ VE MİLLÎ SAVUNMA SANAYİİ PROJELERİ: ROKETSAN, TUSAŞ (TAI), HAVELSAN gibi şirketler, Türkiye’nin savunma sanayiinin yerli ve millî olarak gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Özellikle insansız hava araçları (İHA) ve silahlı insansız hava araçları (SİHA) ile dünya çapında başarılar elde edilmiştir.
-İHA VE SİHA TEKNOLOJİLERİ: Bayraktar TB2 ve ANKA gibi İHA ve SİHA’lar, Türkiye’nin terörle mücadele operasyonlarında ve milletlerarası operasyonlarda etkili bir şekilde kullanılmaktadır. Bu projeler, Türkiye’nin İHA ve SİHA üretiminde lider ülkeler arasına girmesine sebep olmuştur.
-ALTAY TANKI: Türkiye’nin yerli ana muharebe tankı Altay, kara savunma yeteneklerini artırmak için geliştirilmiş prototip aşamaları tamamlanarak seri üretime geçilmiştir.
-MİLGEM PROJESİ: Türkiye’nin ilk millî savaş gemisi projesi olan MİLGEM, korvet ve fırkateyn sınıfı gemilerin yerli üretimini sağlamaktadır. Bu gemiler, deniz savunma kabiliyetlerini artırmakta ve Türkiye’nin donanmasının güçlenmesine sebep olmuştur. Bu çerçevede helikopter ve SİHA gemisini de sayabiliriz.
-TF-X MİLLÎ MUHARİP UÇAK: Türkiye, beşinci nesil bir savaş uçağı olan TF-X projesi ile kendi millî savaş uçağını üretme hedefindedir. Bu proje, Türkiye’nin havacılık ve uzay sanayiinde büyük bir atılım yapmasına sebep olmuştur.
-ROKET VE FÜZE SİSTEMLERİ: ROKETSAN, Türkiye’nin balistik füze ve roket sistemlerini geliştirme konusunda büyük ilerlemeler kaydetmiştir. Atmaca gemisavar füzesi, Bora balistik füzesi ve Hisar hava savunma sistemleri gibi projeler başarı ile tamamlanmıştır.
-KRİTİK SAVUNMA SİSTEMLERİ: S-400 hava savunma sistemi tedariki ve yerli olarak geliştirilen Korkut ve Siper gibi hava savunma sistemleri, Türkiye’nin hava savunma kabiliyetlerinin artmasına sebep olmuştur.
-YERLİ UYDU VE UZAY ÇALIŞMALARI: TÜRKSAT uyduları ve GÖKTÜRK keşif uyduları ile Türkiye, uzay teknolojilerinde de önemli adımlar atmıştır.
Bu gelişmeler, Türkiye’nin savunma sanayiinde dışa bağımlılığını azaltmış ve kendi kendine yetebilen bir ülke olma yolunda önemli mesafeler katetmesine sebep olmuştur.
Tabii, bunlar bir anda olmadı; İlk olarak, Türk Silahlı Kuvvetlerinin dışa bağımlılığını azaltmak amacıyla çeşitli kamu kuruluşları ve özel sektör firmaları tarafından savunma sanayii altyapısı oluşturulmaya başlanmıştır.
Eski yıllarda ASELSAN’ın ardından, son dönemlerde TAI, ROKETSAN gibi büyük savunma sanayii şirketlerinin kurulması, bu dönemin en önemli adımlarından bazılarıdır. 2002 yılından sonra savunma sanayiine yapılan yatırımlar artmaya başlamış ve 22 yılsonunda yerli üretim oranı önemli ölçüde yükselmiştir.
İHRACATTA GLOBAL ETKİ
Türkiye’nin savunma sanayii ürünleri, son yıllarda çeşitli ülkelere ihraç edilmiştir. Özellikle İHA ve SİHA’lar, Orta Doğu, Afrika ve Avrupa ülkelerine satılmakta ve bu da Türkiye’nin savunma sanayiinde bir marka hâline gelmesine katkıda bulunmaktadır. Her ne kadar çalıştırdığı personel sayısı ve toplam cirosuna oranla Bayraktar’la karşılaştırıldığında geri kalsa da yıllık 100 milyon doların üstünde ihracat yapan ASELSAN da başı çeken şirketlerden biridir.
Toplam olarak baktığımızda 2023 yılında savunma sanayii ihracatı 7 milyar dolara yaklaşmıştır.
BAZI TEKNOLOJİLERDE DIŞA BAĞIMLIYIZ
Türkiye olarak bütün bu başarılara rağmen eğer dünyada savunma sanayii alanında lider olmak istiyorsak kat etmemiz gereken çok yol var.
Türkiye, savunma sanayiinde hâlâ bazı kritik bileşenler ve teknolojiler hususunda yurt dışına bağımlıdır. Özellikle motor teknolojileri ve elektronik bileşenler konusunda dışa bağımlılık devam etmektedir. Bu bağımlılık, hassaten ambargolar ve uluslararası politik gerilimler durumunda büyük bir risk teşkil etmektedir.
Ancak son dönemlerde prototip yapılan bazı motorlar bu sahada umutlanmamıza sebep olmuştur.
Türkiye’nin savunma sanayiinde dışa bağımlılığını azaltmak için yerli ve millî teknolojilerin geliştirilmesi önemlidir. Özellikle kritik bileşenler ve motor teknolojileri konusunda yerli üretim daha fazla teşvik edilmelidir.
Devlet destekli AR-GE programları ile üniversiteler ve özel sektör iş birliği güçlendirilmelidir. Maalesef ülkemizde özellikle üniversite sanayi iş birliği düşüncesi birçok üniversite için sadece söylemde kalmıştır.
AR-GE VE İNOVASYON EKSİKLİĞİ
Dünyadaki yeni ürün geliştirmelerin yaklaşık %93’ü başarısızlıkla neticelenir. Bunun en mühim sebeplerinden biri tabii ki AR-GE’nin bütün yönleriyle özellikle aşama eşiği yöntemini göze alarak sürdürülememesidir.
Türkiye’deki savunma sanayii firmalarının AR-GE yatırımları, gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında hâlâ çok yeterli olduğu söylenemez. Hassaten ASELSAN gibi bir kurumda AR-GE Sektör Başkanlığının kapanması maalesef AR-GE’ye gereken önemi vermediğimizin göstergesidir. AR-GE başka birimlerin altında da çalışılır düşüncesi çok gerçekçi değildir. Bir kurumda AR-GE’ye önem verilmiyorsa bunun birkaç sebebi olabilir. İyi niyet çerçevesinde baktığımızda yani işi bilen ve vatanını seven bir yönetici yetkili olduğu kurumda AR-GE’yi önemsemiyor ise bunun sebebi fark etmediği bir aşağılık kompleksi olabilir. Maalesef yöneticinin kibirli olması aşağılık kompleksine engel olmuyor. “Ne yaparsa önce yabancılar yapacak” düşüncesi hâlâ pek çok kurum yöneticimizde ve akademisyenimizde çok yaygındır. Ülke olarak savunma sanayiindeki en önemli problemimiz kesinlikle bu aşağılık duygusudur. İlk okulda “Daha gerçekçi düşün!” diyerek köreltmeye sebep olduğumuz çocuklarımız, bu aşağılık kompleksi ile büyüyor. Tabii ki diğer toplum mühendisliği argümanları ile desteklenince ortaya ideolojisi ne olursa olsun yabancı hayranı olan bir grubun çıkmasına sebep olundu.
Savunma sanayiinde en önemli başlık kesinlikle AR-GE’dir. Bugün dünyanın pek çok ülkesinde ana haber bültenlerinde çıkan SİDA ve kablosuz şok silahı gibi dünya da alanında ilk olan projeleri ortaya koyan Türk firmalarına sahip çıkmamız lazım. İyi bir AR-GE sonucu dünyada ilk olarak bir projeyi tasarladığınızda bu aynı zamanda yenilik çekme etkisine sebep oluyor. Albayraklar Savunma, 2018 yılında Vatoz SİDA’yı geliştirip projeyi dünya basınına sunduktan sonra ilgili firmaya dünyanın değişik ülkelerinden projeler yağmaya başladı. Hatta projelerin yanında prototipi bitmiş ya da seri üretim aşamasına gelmiş ürünler bile sunuldu. Albayraklar Savunma’ya bu ilginin en önemli sebebi Watoz SİDA’nın dünya basınında yankılanması önde gelen pek çok ülkede ana haber bültenlerine çıkması hatta bazı ülkelerde savunma sanayii programlarına konu olması idi.
AR-GE’nin bu kadar önemli olduğu savunma sanayiinde rekabetçi ve yenilikçi ürünler geliştirmek için AR-GE yatırımları artırılmalıdır. AR-GE harcamalarının GSYİH içerisindeki payı yükseltilmeli ve özel sektörün bu husustaki çalışmalarını destekleyecek teşvikler sağlanmalıdır. Ayrıca, savunma sanayii için özel teknoloji geliştirme bölgeleri oluşturulmalıdır.
BÜROKRATİK VE İDARİ DİRENÇLER AZALTILMALI
Savunma sanayiinde projelerin hızla hayata geçirilebilmesi için bürokratik dirençlerin azaltılması da gerekmektedir. İdari safhaların uzun ve karmaşık olması, projelerin gecikmesine ve maliyetlerin artmasına sebep olmaktadır.
Savunma sanayiinde projelerin süratle ve faal bir şekilde yürütülebilmesi için bürokratik süreçler basitleştirilmelidir. Ayrıca, savunma sanayii projelerinde kamu ve özel sektör iş birliği artırılmalı, ortak projeler teşvik edilmelidir.
İNSAN KAYNAĞI VE EĞİTİM
Savunma sanayiinde nitelikli insan kaynağı eksikliği, önemli bir problem olarak öne çıkmaktadır. Özellikle mühendislik ve teknik alanda eğitimli personel ihtiyacı yüksektir. Türkiye’deki üniversitelerin savunma sanayii odaklı bölümlerinde eğitim gören öğrenci sayısı ve kalitesi artırılmalıdır. Özellikle mühendislik eğitimlerinin çok daha fazla uygulamaya yönelik verilmesi ve mutlaka mezuniyet projelerinin en azından faydalı model ya da patent sahibi alma zorunluluğu getirilmelidir. Ütopik gibi görünse de Japonya da birçok mühendislik bölümünde mezuniyet şartı bu şekildedir.
Savunma sanayiinde ihtiyaç duyulan nitelikli insan kaynağını yetiştirmek için eğitim sisteminde reformlar yapılmalıdır. Üniversitelerde savunma sanayii odaklı mühendislik ve teknoloji bölümleri açılmalı, mevcut bölümlerin müfredatları güncellenmelidir. Ayrıca, savunma sanayiine yönelik mesleki eğitim programları ve sertifikasyon süreçleri oluşturulmalıdır. En azından teknik üniversitelerde ivedi olarak bu çözümlere odaklanmalıdır.
ULUSLARARASI İŞ BİRLİKLERİ VE İHRACATIN DESTEKLENMESİ
Türkiye’nin savunma sanayiindeki ürünlerinin uluslararası pazarda rekabet edebilmesi için ihracat teşvikleri ve uluslararası iş birlikleri artırılmalıdır. Özellikle dost ve müttefik ülkelerle ortak projeler geliştirilmeli, ortak üretim ve teknoloji transferi anlaşmaları yapılmalıdır. Ayrıca, savunma sanayiinde ihracatı artırmak için pazarlama ve tanıtım faaliyetleri güçlendirilmelidir.
SONUÇ
Türkiye, son yıllarda savunma sanayii alanında önemli ilerlemeler kaydetmiş olsa da hâlâ bazı eksiklikler ve zorluklarla karşı karşıyadır. Teknolojik bağımlılığın azaltılması, AR-GE yatırımlarının artırılması, nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi ve bürokratik engellerin aşılması, Türkiye’nin savunma sanayiinde daha bağımsız ve rekabetçi bir konuma gelmesi için atılması gereken öncelikli adımlardır.
Özellikle AR-GE kısmı bu sahada en önemli başlıktır. Teknik üniversitelerimiz bu alana yardımcı olabilmeleri için motive edilmelidir. Bu konuda rektörlerin mesailerinin bir kısmını bu alana vermeleri elzemdir.
Bu çabaların hayata geçirilmesi, Türkiye’nin savunma sanayiinde uluslararası alanda daha güçlü bir oyuncu olmasına sebep olacaktır.