Limanı olmayan gemi: CHP

A -
A +

CHP Lideri Kılıçdaroğlu neden başkasını değil de, muhafazakâr kimliğe sahip birini cumhurbaşkanı adayı gösterdi?
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) kurulduğu 1927 yılında "cumhuriyetçilik", "halkçılık", "milliyetçilik" ve "laiklik" ilkelerine sahip bir partiydi. 1931'de "devletçilik" ve "inkılapçılık"ı da aldı ve altı oklu amblemi meydana geldi.
Devletin kurduğu devletçi bir partiydi. Laik ve cumhuriyetçiydi. Gerçekleştirilen devrimi halka anlatmakla görevliydi. Tek partiydi ve güçlüydü. Ama 1946 yılında kırılma başladı. Demokrat Parti'yi (DP) kurulmuştu çünkü. Şartlar değişiyordu ama CHP bu değişimi hiç mi hiç istemiyordu. O laik, cumhuriyetçi ve devletçi bir partiydi ve öyle kalacaktı.
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü Sovyetler Birliği'ne sıcak bakan ve ilişkileri arttırmak isteyen bir liderdi. İktidarı döneminde Sovyetler Birliği Türkiye'de Karabük Demir Çelik Fabrikası başta olmak üzere birçok demir-çelik, tekstil, cam ve alüminyum fabrikası kurdu. Amerika o dönemlerde dünya üzerinde etkisini arttırıyordu. Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında gelişen iş birliğinin pek de kendi hayrına olmadığı görüşündeydi. İş birliğinin siyasi birliğe dönüşmesi ABD'nin bölgede yayılma planını riske sokardı.
Celal Bayar ve Adnan Menderes'in Demokrat Parti'si (DP) seçimlere hazırlanıyordu. Amerika bunu fırsat bildi ve Bayar ile Menderes'i destekledi. 14 Mayıs 1950 seçimlerinde DP yüzde 52.7 oyla iktidar oldu. Bayar ve Menderes seçimde verdikleri sözleri bir bir yerine getiriyorlardı. Bunlardan biri de Türkçe ezan uygulamasına son vermeleriydi. 1932 yılında Atatürk'ün emriyle başlayan Türkçe ezan 18 yıl sonra 16 Haziran 1950 günü kaldırıldı.
Menderes'in bu hamle ve reformları Demokrat Parti'yi "halkın partisi" yapmış; CHP'yi ise "din düşmanı" ve "komünist" bir parti konumuna sokmuştu. Daha doğrusu "solcu." CHP'nin altı okunda ne "komünistlik" vardı, ne de "solculuk" ama o günün konjonktürü ve DP'nin izlediği seçim propagandası onu "komünist" konuma soktu. ABD'den gelen "Marshall Yardımı"nı dağıtan DP daha da güçlenmiş ve iki parti arasındaki makas iyice açılmıştı. DP "halkçı" partiydi, CHP "dinsiz komünist!"
Her ne kadar İsmet İnönü 1965 yılında partisinin "Ortanın Solu"nda durduğunu söylemişse de CHP'nin özünde "sol" yoktu ama dediğim gibi "Tek Parti" dönemindeki eylemleri ve DP propagandaları neticesinde "sol" CHP'ye yapışmış kalmıştı.
Hatta Bülent Ecevit o meşhur "Sosyal Demokrat" tezini ortaya atıp "Sosyalist Enternasyonal"e üye yapmasıyla birlikte CHP "Ne ezen, ne ezilen. Hakça bir düzen" sloganını kullanmaya başladı ve 1976 yılında 73 Seçimlerinden 8 puan daha fazla oy alıp yüzde 41 ile birinci parti de seçildi.
Fakat ne CHP tabanı partisinin değişim isteğine onay verdi, ne de vatandaş CHP'nin "din düşmanı" olduğu hususundaki kanaatini değiştirdi. Üstüne üstlük bir de "laiklik"ten taviz vermeyen tutumunda ısrarcı olması bu algının iyice pekişmesine neden oldu.
Partilerin Cumhurbaşkanı Adayı tercihleri bir kere daha gösterdi ki, Türkiye'de aidiyet üzerinden yapılan siyaset işe yaramıyor. Din düşmanlığına vardırılan katılıkta bir "laiklik" anlayışı ile iktidar olmanın yolu da yok.
Son söz: CHP'nin limansız gemi gibi dolanıp durmaya bir son vermesi ve kendine halkın gönlünde emin bir yer edinmesinin vakti geldi. Kılıçdaroğlu da bunun farkında. Gerçekleştirebilir mi? Göreceğiz.

300
UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.