27 Nisan 2004
Kaçmak... Ama nereye?
Eğer hâlâ içinizde ince duyarlılıklar taşıyorsanız; çevrenizde, ülkenizde ve giderek dünyada, insanlığın alçalış ve tükeniş maceralarına şahit oluyorsanız; eğer televizyon ekranlarında gösterilen bitip tükenmez savaş faciaları karşısında ölüp ölüp diriliyorsanız, işgal edilen coğrafyalarda kasıtlı olarak büyütülen kin ve öfkelerin dehşetini bütün hücrelerinizle algılıyorsanız, sefalet manzaraları karşısında yediğiniz lokmalar boğazınıza diziliyorsa; azgın insan ihtiraslarıyla cehenneme döndürülen bu dünyadan kaçıp kurtulma isteğinizi tıpkı ünlü Rus yazarı Gogol gibi orta yere çıkıp da gırtlağınız patlayıncaya kadar haykırmak istersiniz:
"Üç atlı bir araba verin bana. Troykama yıldırım gibi atlar koşulsun! Hey yiğit arabacım, sür troykayı! Arabamın çıngırakları şıngır şıngır ötsün! Yiğit atlarım, şahlanın götürün beni bu cehenneme dönmüş dünyadan! Uçurun, çok uzaklara uçurun! Hiçbir şey görüp işitemeyeceğim yerlere götürün beni!"